‘Onların Hikâyesi’
‘Onların Hikâyesi’ aslında ‘bu ülke’nin de hikâyesi. ‘Bu ülke’nin kâbusunun hikâyesi. Toplumun çok farklı kesimlerinde hayatlarını devam ettirmelerine rağmen Onların o kadar çok benzer tarafları var ki! Kimileri siyâset sahnesinin aşağıya inmek bilmeyen oyuncuları, kimileri, aynı sahnenin sanki kırk yıllık oyuncusuymuşcasına kısa zamanda rolünü ezberleyen doğuştan siyâset sanatçısı, kimileri, iş dünyasının acar ihlas tüccarları, kimileri televizyon denilen sihirli kutu aracılığı ile kendilerine mâruz kaldıklarımız, kimi, spor dünyasının duayenleridir, kimileri daha derinlerde, daha izbelerde hayat sürerler hayatlarını; etkileri izbelerin fevkinde... Böyle uzar gider bu liste ‘bu ülke’de...
Bu sütunlarda Onlardan bazılarının kısa hikâylerinden bahsedeceğiz. Doğduğumuz yıldan bu yana bir şekilde hayatımızın bir yerlerinde işgalci durumunda onların büyük kısmı; hatta bizden önce babalarımızın da hayatlarının bir yerlerinde işgalci durumunda idiler. Biz babalarımızdan devr aldık, hayatımızın işgal edilmiş bölümlerini. Umumiyetle Demokrat Partili ve Adalet Partili ailelerin çocukları olarak, kahir ekseriyetimizin hayatında Onlar vardılar. Onların Türkiye’sine doğduk çünkü ve işin garibi Türkiye hâlâ Onların. Ülkenin insanı hep birilerinin oldu, kimi siyâset dünyasından birilerinin seçmeni oldu, kimi ûlemâ sınıfından birilerinin sâdık bendesi, kimi başka yerden, ama hep birilerinin bir şeyi oldu. Kendisi olamayan bir toplumun fertleri, afedersiniz, pek fert de denemez, üyeleri olarak daima bir yerlerin uzvu oldu ‘bu ülke’nin insanı. Birileri veya kurumlar bireye değil, kendilerinin hayatını devam ettirecek uzuvlara yatırım yaptılar ve bu insan tipini ürettiler. Aslında ne kadar da sıradan ve alelâde insanlar olduklarını keşfetmemek için büyük gayret sarfetmede insanımız. Kendine güvenmenin, tek başına ayakta kalmanın bir yolunu aramak yerine, kendisine yeni mitoslar üretmenin yollarını aramada. Üzerimizdeki baskılardan beyhûde şikâyetler etmedeyiz. Bir vücudun uzuvları olmayı kabullenmiş üyeler topluluğunun, bireysel tercihlerinden ve tepkilerinden sağlıklı neticeler beklemek bir hayal...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi