Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Portreler > Üniversitelerdeki suskunlarımız...

Üniversitelerdeki suskunlarımız...




“De ki: Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?”


                                                                 Kur’ân  39 / 9


“Allah’tan kulları içinde hakkıyla ancak âlimler korkar”


                                                                Kur’ân  35 / 28



“Ne güzel âlimdir;


 Âmirin önünde eğilmez”


                               Mevlâna...


 


“Olmasa kişide ‘ilm ü a’mâl


 Mâl olsa denür adına hammâl”


                               Behiştî...


 


Onlar, fildişi kulelerinde, ancak kendi aralarında konuşuyorlar; fısıltı ile. Belki  yakın dost meclislerinde sükûtlarının günahını çıkarmakla tesellî bulmadalar; olup-bitenlere ‘gizlice’ isyan ederek. Oysa bilmiyorlar; tarih fısıltıları kaydetmez, ancak çığlıkları ka’ale alır ve onları kaydeder. Ve iki efendiye birden hizmet edilmez; ‘Ya Tanrı’ya, ya da Sezar’a’ türünden bir tercih ile karşı karşıyalardır nice zamandır. Olup bitenleri görmezden ve duymazdan gelerek oynadıkları ‘üç maymun’ oyunu; yukarıda mezkûr tercihden ‘Sezar’a yönelmenin mânidâr sükûtları ile ikrârıdır. Çünkü ‘Tanrı’nın tercihi ile birlikte ‘ilm ü a’mâl” omuzların üstüne çökecek ve üniversitelerdeki odalarında su ve sabun ile tüm münâsebetini kesmiş bulunan ‘ulemâmız’, ‘Sezar’a karşı çıkmak gibi bir ‘aslî vazife’nin muhatabı olacaklardır. Ve bu ‘aslî vazife’ ile hemen, yaptıklarıyla ilgili ‘Sezar’ı sorgulamak ve halkı da olan bitenlerle ilgili hem bilgilendirmek, hem de haksızlık karşısında sükût yerine haykırmayı tercih ederek kamuoyuna örnek olmak, kamuoyunu eylemleriyle biçimlendirmek-belirlemek gibi bir misyona  çarpacaktır ‘ulemâmız’. Fakat ne var ki; bu çarpışmanın muhtemel riskleri bile, ‘ulemâmız’ı yeterince korkutmağa yetmektedir. Onlar da, bırakınız ‘Sezar’ karşısında direnmeyi ve kamuoyu direncini oluşturmayı, ‘Sezar’a görünmekten bile imtinâ ederek üniversitelerindeki odalarında pineklemeyi tercih etmektedirler. Siyâsî ve sosyal yaptırım güçlerinden güç devşirmeye teşne bir toplum ve gençlikten bugün söz etmek mümkün değilse eğer, bunun sorumluları da kendileri...


Bu ülkede olup-bitenlerin hemen tamamından sorumlu olan müşarin u iley, sanki bugune kadar bir başka ülkede yaşamışlar gibi, hayatlarını devam ettiriyorlar. Akademilerindeki odalarına ve haftalık ders sattlerinin kendilerine yüklediği ders proğramlarına uyarak, omuzlarındaki yükü attıklarını zannediyorlar... Kendilerinden ne bir ses, ne bir sâdâ!


Üniversite diye bir kavramın teorik oralak tasarruf edildiği ülkemizde, kışlaya dönmüş üniversitelerden, içi boşaltılmış bir ilim kavramından, elindeki yetkileri alınmış veya kuşa çevrilmiş öğretim üyelerinden, Kafile-i ucûbemizin ikinci bölümündeki ulemâmızın hâl i pür melâline dair, merâmımızı tebyîn bâbında, Dîvân Dergisi’nin 1998/1 sayısında, İsmail KARA’nın “Ulema-siyaset ilişkilerine dair  önemli bir metin: Mmuhalefet yapmak / Muhalefete katılmak” isimli makalesinden yaptığımız bir iktibası 40. Oda’nın sütunlarına naklediyoruz.


            Bahse konu makalede; II. Abdülhamid döneminde gerginleşen ulemâ-siyaset ilişkileri konjonktüründe, “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti - Mısır Şubesi” tarafından Hicrî 1314 yılında “ULEMA-YI DİN-İ İSLÂMA DAVET-İ ŞER’İYE” başlığı ve “Fuzala-yı Müderrisînden bir zat” imzası ile yayınlanan ve devrin ulemâsına ithaf edilen bir belge tahlil edilmektedir. Ancak bir kısmını iktibas edeceğimiz, bu uzun bir metin halindeki belgede ulemâya atfedilen ithamların, günümüz ulemâsı için ne kadar mânidâr telâkki edileceği siz okuyucuların değerlendirmelerine havale edilmiştir.


“Ey ulema-yı din-i İslâm! Şu feryad-ı hamiyyet, bu nidâ-yı iman, bu sada-yı vicdan riyaset-i ulema mesned-i kübrâsını ihrâz eden şeyhulislâm hazretlerinden  medrese-nişin olan en fakir talebeye kadar cümlenize şâmildir...


Vazifelerini ifa etmeyüb de bilerek aksini irtikâb edenler bilmeyenler’den daha bedter ve melûn olurlar. O miras-ı akdes-i nebevîden dahi mahrum ve iskat edilürler.


İlim rıza-yı Bârî içün tahsil ve istimal edilirse mûcîb-i fevz u saadet, aksi halinde bâdi-i helâk ü şekavet olacağına dair vârid olan nusûs-ı şer’iyeye vâkıfsınız.... Ey ulema-yı din-i İslâm! Hak ve halka karşu o mesuliyet i kübrânın bâr-ı girânı altında kalmağa iman ve vicdanınız kâil midir? Hazreti Ahkemu’l-hâkîmin ve Cenabı Efdalü’l-mürselîn’in azab ve itablarına tahammül edebilecek misiniz? ... Heyhât!! Bin kerre Heyhât!!! En başda padişahımız olduğu halde zalimlerin sû-i kasdlarıyla din-i mübin-i Muhammedî’nin bina-yı metîni vîran ve tahrîb ediliyor, ahkâm-ı şer’iye pâymâl oluyor, millet-i İslâmiye âh u enîn altında eziliyor, hâlâ ulema-yı din-i İslâm iki çift lakırdı olsun demeğe muktedir olamıyor! Ey ulema-yı din-i İslâm neredesiniz? Cenab-ı Âdil-i mutlakın ulemayı zalimlere karşı nasihat ile tavzîf ve tehtidine karşı bu sükûtunuzdan bir müstebiddin zulmünü hâşâ mehâfetullâha takdiminiz anlaşılmaz mı?


Ey ulema-yı din-i İslâm! İstibâdın pençe-i kâhirânesi altında ezilen ibadullahın hukuk-ı şer’iyelerini muhafaza ve müdafaa ederek emr-i bi’l marûf ve nehy-i ani’l-münker kaide-i mühimme-i diniyesinin icrasıyla memur ve mükellef olduğunuzu bilmiyor musunuz?             


 ... Şu hadis-i nebevîde; ‘Benden sonra fâsık ve zalim idareciler gelecektir. Kim onların yalanlarını tasdik eder ve zulümlerinde onlara yardım ederse o benden değildir, ben ondan değilim’ beyan buyurulan mücâzât-ı azîmeye düçâr olub olmamak sizin yed-i ihtiyarınızdadır.


... Ey zümre-i muvahhidîn! Farz edelim ki mülk ü milletin, hılafet ve imametin mahv u inkırazına razı oluyorsunuz; ümmet-i Muhammedye’nin el-‘iyazü billah müşrik olmasını dahi kabul edecek misiniz?


... Ey ulema-yı din-i İslâm! Artık illallah! Feryâd!..


Bu meskeneti terk ediniz, ma’nen ve maddeten size tâbi’ olan ahali-i mazlumeye pişvay olunuz, liva-yı hakk u hürriyeti açınız, merkez-i zulm ü istibdadı mahv ediniz. Yoksa lâ felâh!...”.

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS