Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Nizâm-ı Âlem Yazıları > Fildişi Kule’den manzarayı izlemek ya da Fildişi Kule’den oklamak tüm kötülükleri…

Fildişi Kule’den manzarayı izlemek


ya da Fildişi Kule’den oklamak tüm kötülükleri…


“Hakikat bulunduğu yerde başka hiç bir şeyi istemez..” 


Hakikate râm olmak, hayatın her ânında adam olabilmek, hakikatin üzerinde hiç bir değeri kabul etmemek, güç karşısında eğilmemek, haksızlık karşısında susmamak, tuz ekmek haklarını, dostlukları siyâsetin ve reel hayatın(!)kirli çarklarına fedâ etmemek, zor işlerdir…


Zor işler.. Siyâset ve reel hayat(!) tabiâtı icâbı içinde pislik barındırır.. Bu pisliğe rağmen içinde temiz kalmak.. Zor… Buna soyunmak, zorun da zoru.. 



Olan kişiliklere oluyor.. sağlam karakterlere oluyor.. örseleniyor..


Demokrasi bir despotizm bir yanıyla... Halkın despotizmi… Farkında olmadan.. İdrak etmeden.. Neyi nasıl değiştirdiğini ya da değiştirmediğini, değiştiremediğini anlamadan. Hiçbir değişimin baş aktörü olmadan.. Baş aktörü olduğunu sanarak, sandırılarak.. Bu şuursuz bir despotizim. monarşi gibi değil.. Monarşi bunu bilerek yapar, alenen.. Varlığını borçludur çünkü..  Yüzde elli şansınız vardır..  Monarc iyi ise yüzde elli, kötü ise de yüzde elli. Demokrasi öyle değil.. Binlerce, yüz binlerce unsur iyi olmalı.. Nasıl? Neye göre iyi olacak bu yüz binler, belki milyonlarca unsur?.. Kaotik bir despotizm..


Hele hele demokrasi bir paket hâlinde ithal edilip, ferâgatin, hikmetin, “komşusu açken tok yatan bizden değildir” ile yaşamış bir Asya halkına “buyurun bu sizin için en iyi olandır, her derde devâdır” diyerek monte edilmiş bir halka sunulunca, bütün değerleri örselenmiş, kısa zamanda kendini tanıyamayacak kadar kısa zamanda farklılaşmış…


Kendi kavramlarıyla düşünemez,  konuşamaz olmuş.. 


Bereketi zenginliğe, gönlü kalbe, hikmeti keşfe, kanaati hamâkate  ve aşkı alışverişe tenzîl etmiş.. Bülbülün gül ile aşkına hayret etmiş, anlamsız gözlerle bakmağa başlamış.. “Nedir bu saçma sapan şeyler” diye öfkelenmiş..


Oysa bereket zenginlik, gönül kalp, hikmet keşf, kanaat hamâkat  ve aşk da alışveriş değildi…


Kanaat bereket, gönül hesapsız ihlâs, hikmet ferâset ve aşk da hasbîliğe gebeydi, bu doğumlar bizi biz yapardı… Bir arada tutardı… Kurt ile kuzuyu bir arada ancak böyle yan yana yayabilirdik ve yemezlerdi birbirini…


Şimdi kuzuyla kuzuyu  yayamıyoruz, niçin?! Çünkü biz müsaade etmiyoruz.. Çünkü biz olmaktan çıkıyoruz sür’atle..


Gerçekten sevmiyoruz, gerçekten inanmıyoruz, gerçekten saygı duymuyoruz, gerçekten paylaşmıyoruz, gerçekten üzülmüyoruz, gerçekten sevinmiyoruz…


Gerçeği kaybettik sanırım.. Sâhi, “efendim biz güzeli nerede kaybettik?..”


Ahlâk mücâdelesi ve siyaseti bir arada yürütmeğe imkan tanımıyor reel politik, reel ahlâk, reel içtimâiyat, reel değer yargıları, reel önyargılar.. 


Buna en iyi örnek de “biziz”  sanıyorum…


Siyâsetten sıyrılmak, o elbiseyi atmak üzerimizden bir daha giymemek üzere, o dili unutmak, o retorikleri gömmek ve‘fildişi kule’ye yerleşmek mi gerekiyor acaba?,


Bizim yerimiz orası mı?


Başka yerde hayat yok bize.. Yaşatmıyorlar.. Yaşayamıyoruz ve nefes alamıyoruz da zaten..


Cüzzamlı gibiyiz başka yerlerde..  Gördüğümüz muâmele cüzamlı bir muâmele.. “Sen cüzzamlısın” diyenler cerahât içindeler, damlıyor üzerimize cerahatleri. Buna rağmen, tedaviye dâvet ediyoruz; geri gelen aksi sâdâmız…


Oysa “fildişi kule” sâkin ve sâkini olmak da güzel.. Temiz ve sahih bir iskân.. Yasak yok.. Önyargılar yok. Kulenin penceresinden aşağıdaki manzara berbat, kerih-ül menzâr.. Çirkin…  Abes…


Yalnızlık bile şifâ orada; “Bazen ikiye bölünmeyi isteyecek kadar yalnızlık…”.


Ama yine de orada oturmaya değer doğrusu…


Kulenin altındaki manzaranın aktörleriyle  müştereklerimiz  yok.. Onlar acımasız.. “Karanlıkta gördükleri ipi yılan sanıyorlar” bundan sorumlu bile değiller. Belki de kurtuluş sicimleri o ip.. Denemiyorlar bile..  Onlar kaygısız çünkü… Kendi kânun kitaplarında yazanlar gerçek yalnızca onlar için. Önyargıların kanun kitabı o..  


Tiranik bir kitap ..


Oysa…


Ne işimiz var orada? Değer mi orada olmaya? Ne için?  


“Celladın can alan kemendi, kahreden ejder de olsa esâret zincirinden bin kere hayırlı”(Namık Kemâl)


Fildişi Kule özgürlük.. Yalnızlık belki ama saygınlık..


Ne dersiniz?


Karşılık bulmayacak naif, nâzik, kibar, zımnî bir dâvetti bu. Muhatabı kör.. Muhatabı sağır.. Muhatabı  yok aslında… Bir ihtimâle. Yalnızca bir ihtimâle yazıldı… Meçhûle bir dâvetti belki de…


“Meçhûl neresidir ve orada bizim için neler  söylenir?”, kulak kabartmak içindi orada neler söylendiğine…     


Tutanaklara ve kayıtlara geçsin diye yazıldı, terekemizden çıksın diye…



Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS