Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Nizâm-ı Âlem Yazıları > Hangi Lider, hangi vakar?

Hangi Lider, hangi vakar?


Alperenler, Allah aşkına inin o dağlardan.. Allah aşkına inin o dağlardan.. Lidere yaraşır bir şekilde hareket edin… .Yüreğinizin yangını lidere yaraşır bir vaziyette vakarla dualarla bulunduğunuz yerlerde dualarla dindirin.


(Yalçın Topçu/25 Mart 2009)


Yukarıdaki sözler sâhibi tarafından 25 Mart 2009 tarihinde televizyon ekranlarında canlı yayınlarda sarf edildi, hepimiz hatırlıyoruz…


Devâmında şu sözleri sarf etti bahse konu kişi:


Orada görevlileri zor duruma sokmayın. Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik orada. 1700-2000’e varan sayıyla orada. Bürokrasi orada. Siyasi kadrolar orada. Emniyet orada. Velhasılı devletin her birimi askeriyle siviliyle orada. Allah aşkına, Arkadaşlarım, canlarım, gönüldaşlarım, lidere yakışır davranın, inin o dağlardan aşağıya. Yüreğinizin yangınını lidere yaraşır bir vaziyette vakarla dualarla bulunduğunuz yerlerde dualarla dindirin.


Bu sözler arasında sıkça telâffuz edilen dikkat çekici bir cümle var:


“Lidere yaraşır bir vaziyette vakarla…”


Kimdir bu bahse konu lider?


Düşünelim biraz…


Süleyman Demirel mi? Olamaz, çünkü dağla, bayırla işi olmaz.


Necmeddin Erbakan? Mümkün görünmüyor, değil dağ bayır, iki merdiveni çıkamayacak kadar yaşlı artık kendisi…


Tansu Çiller.. Mesut Yılmaz.. Devlet Bahçeli? Kim olabilir bu bahsedilen lider? O lidere yakışan bir vakarla hareket edip, kendilerinden bulundukları yerde yalnızca dua ederek beklemesi istenilen Alperenlerin lideri kimdir?


Evet.. evet.. Kesin olarak Muhsin Yazıcıoğlu’ndan bahsediyor Genel Sekreter Yalçın Topçu.


Yâni şunu demek istiyor, dâvâ arkadaşlarından biri ya da birkaçı o helikopterde olsaydı ve o helikopter düşseydi, arkadaşları o dağda kalsaydı, Muhsin Yazıcıoğlu, oturduğu yerde dua eder ve beklerdi, siz de öyle yapın, dua edin, devletin görevlilerinin işini engellemeyin, inin o dağlardan…


Muhsin Yazıcıoğlu Ülkü Ocakları Genel Başkanıdır.


Yardımcısı Abdullah Çatlı emniyet müdürlüğüne alınır. Muhsin Yazıcıoğlu derhal harekete geçer. Gerekli tedbirleri alır ve Ankara Emniyet Müdürünü telefonla arar:


“Abdullah Çatlı’yı derhal serbest bırakın, yoksa Ankara’yı ateşe veririm, Ankara’yı başınıza yıkarım”.


Abdulah Çatlı yarım saat içinde serbesttir. Muhsin Yazıcıoğlu bu arada şüphesiz ki dua da etmiştir. Bir yandan yapması gerekenleri süratle fiiliyâta geçirerek.


Muhsin Yazıcıoğlu’nun vakarı böyle bir vakardır.


Muhsin Yazıcıoğlu BBP Genel Başkanıdır.


1993 yılı, Güneydoğu’da PKK terörü had safhadadır. Bingöl’ün Genç ilçesi MHP ilçe başkanı Aldülhâdi Arı PKK tarafından kaçırılmış ve işkence edilerek öldürülmüştür. Bölgeye kimse gidememektedir. Muhsin Yazcıoğlu tâziye için Bingöl’ün Genç İlçesine gider, sokaklarında yaya olarak yürür, sokaklarda PKK’lılar cirit atmaktadır. Güvenlik güçleri, köye gitmemesi için Muhsin Yazıcıoğlu’na baskı yaparlar, Başkanın güvenliğini sağlayamayacaklarını açıkça söylerler.  Muhsin Yazıcıoğlu bütün güvenlik endişelerini bir tarafa bırakarak, köye kadar gider, tâziye evine geldiğinde tâziye evinin sahipleri bile Muhsin Yazıcıoğlu’nun güvenliğinden endişe etmişler ve geldiği için kendisine kızmışlardır. Bütün bu güvenlik endişeleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun umurunda bile değildir. Muhsin Yazıcıoğlu şüphesiz Bingöl’ün Genç ilçesine, Aldülhâdi Arı’nın köyüne kadar giderken dua da etmiştir, lâkin onca tehlikeye rağmen yola koyulmasına hiçbir şey engel olamamıştır.


Muhsin Yazcıoğlunun vakarı böyle bir vakardır.


Çeçenistan cihadının önemli isimlerinden Selimhan Yandarbiyev’i ocaklardaki arkadaşlarımız, kardeşlerimiz hatırlarlar, ocaklarımızın birkaç gecesine de iştirâk etmiştir. Yandarbiyev’in Türkiye’ye girişine izin vermeyen bürokrasiye karşı Muhsin Yazıcıoğlu’nun tavrını, neler yaptıklarını biz biliriz, bilenler bilir.


Çeçenistan’ın kahraman cumhurbaşkanı Cahar Dudayev’in Türkiye’ye gelişinde VIP salonuna alınmak istenmeyişi karşısında neler yaptıklarını da biz biliriz, bilenler bilir.


Azerbaycan’ın yiğit ve kahraman evlâdı, Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Eb’ulfeyz Elçi Bey Ankara’da tedavi gördüğü GATA’da Hakk’ın rahmetine kavuştuğunda, T.C. devleti Haydar Aliyev’le münâsebetlerinden dolayı Aliyev’i üzmemek(!) adına Eb’ulfeyz Elçi Bey’e “devlet töreni” yapmak istemediğinde Muhsin Yazıcıoğlu’nun bu onursuz tavır karşısında dönemin hükümetinin bâzı bakanlarını nasıl bir çocuk gibi azarladığını ve ısrarla Eb’ulfeyz Elçi Bey’in cenâzesinin “devlet töreni” ile Türkiye’den uğurlanmasını nasıl temin etiğini de biz biliriz, bilenler bilir.


Muhsin Yazıcıoğlu şüphesiz ki Eb’ulfeyz Elçi Bey’in vefat haberini aldığı ândan itibâren dua etmişti, Fatihalar okumuştu Eb’ulfeyz Elçi Bey’e. Lakin, yapması gerekenleri yapmaktan geri durmamış ve Eb’ulfeyz Elçi Bey’in “devlet töreni” ile uğurlanmasını temin etmiş ve Türk dünyasının bu kahraman evlâdına karşı vefa borcunu ödemiştir…


Muhsin Yazıcıoğlu’nun vakarı işte böyle bir vakardır.


Muhsin Yazıcıoğlu’nun vakarına dâir yazılacak çok şey var.. Bazıları ise yazılamayacak kadar mahrem, hâfızalarımıza emânet…


Evet… Muhsin Yazıcıoğlu hayatı boyunca dilinden dua düşmeyen bir mü’mindi. Çok sevdiği ve bugün artık dergâhında ebedî istirahatinde yattığı Âkif’in, “dualar bilirim mukadderâtı değiştirir” mısrâını bilirdi, lâkin Muhsin Yazıcıoğlu, “Bir ân sonra kıyâmetin kopacağını bilseniz bile elinizdeki fidanı dikiniz” Hadis-i Şerifini de bilirdi ve öylece âmel ederdi. Hadis-i Şerifteki fidan o ân içinde bulunduğunuz mesuliyetti, o ân elinizdeki işti. O mesuliyetten, o işten asla geri durmazdı.


Muhsin Yazıcıoğlu’nun vakarı böyle bir vakardır.


Şimdi siz, Tuna Caddesinde mûkim beyler, bütün bunları bilmiyor olabilirsiniz, hâfızanız kifâyet etmiyor olabilir. Bu bir kabahat değildir. Fakat, Muhsin Yazıcıoğlu’na ne üdüğü belirsiz vakar tanımlamaları ve yüklemeleri yapmaya da hakkınız yok. Muhsin Yazıcıoğlu’nun vakarı tescilli bir vakardır, sizin yalan yanlış vakar tanımlamalarınıza ihtiyaçtan da vârestedir.


Siz, hangi MuhsinYazcıoğlu’ndan bahsediyordunuz o “inin o dağlardan” çağrınızla. Hangi MuhsinYazcıoğlu’nun vakarından bahsediyordunuz, “dua ederek bekleyin beklediğiniz yerde” derken?


Ya siz Muhsin Yazıcıoğlu’nu tanımıyorsunuz, tanımıyordunuz ya da hafızanız bu tür bilgilere kifâyet etmiyordu. Veya bir başka sinyalizasyon sisteminin ışıklarına göre hareket ediyordunuz.


Size önceki yazımda bir soru sordum.


Muhsin Yazıcıoğlu’nun vefat haberini ne zaman aldınız diye?


Buna cevap vermediniz?


Ben cevaplayayım da kayıtlara geçsin.


Muhsin Yazıcoğlu’nun vefat haberini devletin en üst birimlerinden birinden aldınız (detayları mahfuzdur). Haberi daha ilk akşam aldınız, devletin en üst birimlerinden birinden gelen bu haberi câmiadan neden sakladınız? Neden mütemâdiyen“devlet orada, herkes üzerine düşeni yapıyor” diye feverân ettiniz ve kademe hatası yapmadan teşekkürler ettiniz,“aramayan ve kurtarmayan” ekiplere?


Buna öyle mâkul bir cevap veriniz ki, iknâ ediniz herkesi… Aksi taktirde kendinizi bu sorulardan kurtaramayacaksınız ve o üç gün boyunca yaptığınız her şeyin “mizansen” olduğunu itiraf etmiş olacaksınız…


O süreci Muhsin Yazıcıoğlu adına, Büyük Birlik Partisi adına, Ülkücüler adına yönetemediniz, kötü yönettiniz. Ama o süreci kimin adına bu kadar iyi yönettiğiniz sorusu da ikinci sorum olarak geçsin kayıtlara…


Sanıyorum bu soruya siz değil, tarih cevap verecek…



Yorumlar

Ayaz Göktaş

-------
Muhsin Yazıcoğlu’nun vefat haberini devletin en üst birimlerinden birinden aldınız (detayları mahfuzdur). Haberi daha ilk akşam aldınız, devletin en üst birimlerinden birinden gelen bu haberi câmiadan neden sakladınız?
--------

Suat Başaran da(Bu yazı yazıldıktan çok daha sonra) Haber Arz'a verdiği mülakatta benzer şeyleri söyledi. Hocam sizlerin bu konu hakkında bildiğiniz ne varsa açıklar mısınız? Alperenler de tüm bu olanların perde arkasını bilmeyi hak etmiyor mu?

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS