Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Muhalif Yazıları > Gündüz Gazetesi yayımına “ara” verdi;

Gündüz Gazetesi yayımına “ara” verdi;


Nizam-ı Alem dergisinin son sayısının arka sahifelerindeki bir reklâm dikkate değerdi doğrusu!


Gündüz Gazetesi’ni tanıtan ve ‘Türkiye’nin Aydınlık Yüzü’ sloganı ile birlikte iri puntolarla:


‘Uzaylılar mı Okuyacak’ sorusu sorulmakta idi; gazetenin potansiyel okurlarına.


Doğrusu, gördüğümde, reklâmı tasarlayan zekânın yüksekliğini ve inceliğini kıskanmadım desem yalan söylemiş olurum. Tabii bu reklâmın gönlümde ve hafızamın kırkıncı odalarında aslında ne kadar mânidar bir yer işgal edeceğini hiç düşünemedim. Çünkü birkaç gün sonra Gündüz Gazetesi’nin yayımına “ara” vereceğini bilemezdim.


Uzaylılara yazık oldu gerçekten!..


Yorgan gitti(kavga bitmedi) ve olan uzaylılara oldu, gazetesiz kaldılar ve dünyalılar(!) da ‘kendi gazeteleri’ne abone olmak, okumak, abone bulmak, reklâm vermek gibi zahmetlerden kurtulmuş oldular; gözleri aydın. Artık rahatça Zaman, Yeni Şafak, Akit gibi gazeteleri alıp, reklâmlarını da yine rahatça bu gazetelere verebilirler. Hem üstelik bundan böyle ‘n’apalım, bir gazeteyi bile çıkartamadılar’ gibisinden ve içine şöyle garnitür kabilinden ‘üzülmüş bir ses tonu’ ilâvesiyle üst perdeden mazeretlerle vicdanlarını da rahatlatabilirler dünyalılar. Bunun için ellerinde kâfi ve de vâfi miktarda malzeme, artık var çünkü.


Biz tekrar reklâma dönelim.


Reklâmın tasarlayıcısı, ‘Uzaylılar mı Okuyacak’ gibi ince bir zekânın ürünü sorusu ile kimlere hitap ediyordu acaba? Meselâ, Milliyet Gazetesi’nin(son tirajını bilmemekle birlikte) en azından yüz bin kişilik okur kitlesine seslenip; ‘yapmayın yâ hû, biraz da Gündüz Gazetesi alın-okuyun’ mu demek istiyordu? Veya Zaman Gazetesi’nin okurlarına, ‘onların tiraj yerinde zaten biraz da bize bir omuz atın bakalım’ mı demek istiyordu?


Tabii ki seslendiği ‘öncelikli kitle’ bu gazetelerin okurları değildi, en azından ‘Uzaylılar mı Okuyacak’ sorusu,  müşteri çalmak sadedinde bir soru değildi; aksine tahminen beş yüzbin(500.000) kişilik  bir öncelikli kitleye sesleniyordu:


“Bizi sesiniz bilin ve öylece duyun. Biz ancak sizin desteğinizle ayakta kalabiliriz ve büyüyebiliriz. Bizim üzerimize gül koklamayın” diyordu bu beş yüzbin(500.000) kişinin ‘hiç olmazsa’ yirmibin(20.000) kişisine...


Oysa dünyalılar Gündüz Gazetesi’nin üzerine gül değil gülistan kokladılar...


Gündüz Gazetesi yayımına “ara” verdi.


Olan uzaylılara oldu.


Dünyalılar rahatladılar.


Gündüz Gazetesi’nin hiç mi kusuru yoktu?


Vardı tabii. Ama cenaze evinde ‘merhumun’ aleyhinde konuşmak töreden değildir.


Kaldı ki, yaşarken bile ‘bitkisel hayat’tan bir türlü çıkamayan ve sarf-ı mesai edenlerini de beraberinde adeta aynı ‘bitkisel hayat’a mahkûm eden Gündüz Gazetesi, idarecileriyle, yazarlarıyla ve her şeye rağmen ‘son okuyucularıyla’ cefakâr dağıtıcılarıyla kendisine düşen vazifeyi itmam etmiştir. Bu demde haklı bile olsa eleştiriye tahammülü yoktur bu satırların yazarının. Çünkü periyodik yazılarını aksatıp, sayfayı düzenleyen arkadaşımıza zor ânlar yaşatan bendeniz hariç, tüm yazarları ve en önemlisi içlerinde ezelî yakın ve ebedî emîn dostlarımın da bulunduğu tüm çalışanları her türlü takdirin fevkindedir. Onların verdiği emeğin ve gösterdikleri sabrın karşısında saygı ile temennâ ediyorum...


Heyy Uzaylılar!


Gündüz Gazetesi’ni kaçırdınız fakat, “Muhalif” çıktı; haberiniz olsun ve bu sefer elinizi çabuk tutun.


Heyy dünyalılar!


Siz rahatınıza bakın...  

Yorumlar

İrfan ELBİR

Gündüzü kaybettiğimize üzülmüştük.. Muhalifi bulduğumuza tabi ki sevineceğiz.. Gazeteyi tanımak isterim.

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS