Aşağıdaki metin, Rahşan Hanım’ın duası olduğu şeklindeki rivayetler üzerine sütunumuzda dercedilmiştir; kamuoyunun bilgilerine arz olunur...
“Ya Rabbi!”
Muhterem eşim ve bendeniz Rahşan kulunuz, ömürlerimizin şu son demlerine kadar ihtiyâr-ı zahmet eyleyerek vâsıl olduk ve ahir ömrümüzde ikbal gördük. Bu yaşa kadar binbir türlü ezâ ve cefâ ile hayatımızı devam ettirdik ve bu memleket için akla gelmedik sıkıntılara düçâr olduk. Memleket için çektiğimiz sıkıntılar bir tarafa, bizim için takdir buyurduğun kaderi de yaşadık ve bunca yıllık ömrü çocuksuz olarak geçirdik. Ellerin evlerinde cıvıl cıvıl çocuk sesleri yükselirken, biz, Rahşan ve Bülent kullarınızın hâneleri ise acılı bir sükûta gömüldü ve dahi bu acılarımızı da kalplerimize defnettik. Ben Rahşan kulunuz; zıbınlar dikemedim Amerikan bezinden, kundaklar işleyemedim kanaviçeden ve çocuk patikleri öremedim, anason kaynatamadım ocakta ve çay kaşığı ile içiremedim kaynamış anasonu bebeğime. Ne gazını çıkartabildim; kucağıma yüzüstü yatırıp, sırtını sıvazlayarak, ne de kırk derece ateşler içinde başucunda sabahlayabildim yavrucağımın. Bülent Bey’i fırkaya yolcu ederken camdan el sallayamadık biz beraber, fırkadan dönüşünü de bekleyemedik yine camda ve biz çocuğumla ‘babaan gelsin biir biir, söyleyecem biir biir’ diyemedik. Bülent Bey eve geldiğinde, evde hep derin bir sükût buldu; bebeğini havaya atıp; ‘Hoppala hop altın top / bizdeki top kimseciklerde yok’ diyerekden fırkadaki sıkıntılarını evin dışında bırakarakdan unutamadı bir ânda. Üzerimize işeyip, bizi gülmekten kırıp geçirecek ve ‘İsmet Paşa amcamlar artık bize niçin gelmiyor baba, yoksa küs müsünüz’ gibisinden bizi hayretlere düşürecek, zekâsı ve dikkati hususunda gururlanacağımız sorular soracak bir çocuğumuz da olmadı bizim. Ülkenin cümle çocuklarına Altı Ok’u öğreten bizler; Bülent ve Rahşan kullarınız, kendi çocuklarına Altı Ok talimatı yaptıramadık; ‘Say bakalım yavrum, biir cumhuriyetçilik...’ diyemedik ağız tadıyla. Yerli malı haftaları geçti sayısını hatırlamayız bugünlerde artık, fakat ben şöyle mütekemmil bir yerli malı çantası hazırlayamadım çocuğuma. O koca Kıbrıs’ın yarısını fethetti Bülent Bey ve Kıbrıs Fatihi Karaoğlan oldu ama, Rauf amcası ile beraber K harfinin ters yazıldığı bir Kıbrıs Hâtırası çektirecek bir çocuğumuz olmadığı içindir ki, Bülent Bey, Kıbrıs Harekâtı’nın kod ismini bile Turan Güneş beyefendinin kızından ödünç almak zorunda kılmıştı da ne kadar içlenmiştik ve gözyaşlarımız sular seller gibi akmıştı gizlice Oran sırtlarından aşağıya. Hele o kulağımıza gelen şen’i sözler yok muydu; dayanılır gibi değildi; ‘yok efendim çocuğu olmayanın merhameti az olurmuş, yok efendim çocuksuz insan bereket getirmezmiş, yok efendim çocuğu olmayan evlât acısı ne bilirmiş’!..
Aman ki aman Ya Rabbi!
İşte bu sözleri duyduğumuzda kahrımızdan ölürdük de ağlayanımız olmazdı, kendi kendimize ağlar dururduk....
Ya Rabbi!
Bunca zahmet, sıkıntı, ezâ ve cefâ içinde dahi bu dünyanın bir imtihan dünyası olduğunu unutmadık ve sana isyan etmedik. Bülent Bey mahpushânelere düştü, Zincirbozanlarda zorla misafir edildi ve hatta bazen öyle yıllar yaşadık ki, uğrunda bunca eziyyete katlandığımız milletimiz bile yüzümüze bakmaz oldu. Ama tüm bunlar karşısında bir ân olsun bile gafil olmadık. Dervişler gibi hep sabrettik, asla sana isyan etmedik...
Ya Rabbi!
İşte bu günlerde sabrımızın ne denli faziletli bir amel olduğunu idrak ettik. Ömrümüzün bu ahir zamanlarında bize, biz Rahşan ve Bülent kullarına hem ikbal buyurdun ve ikbalin de fevkinde öyle bir nimet buyurdun ki, devlet katındaki nice ikballeri unutturdu bize.
Ya Rabbi!
Ömrümüzün şu son demlerinde bize bir çocuk nasib etin; sana sonsuz şükürler olsun ya Rabbi! Bu nimetin karşısında çektiğimiz tüm sıkıntıları unuttuk, evimiz ocağımız şenlendi, bizim de evimiz
başkalarınınki gibi hane-i saadete terfî etti. Bize verdiğin çocuk çektiğimiz sıkıntıların meyvası oldu. Ve biz de devletteki bu ikbal günlerinde bize verdiğin bu çocuğun ismini ‘Devlet’ koyduk; sana şükürler olsun Ya Rabbi!
Bu çocuktaki ‘devlet terbiyesi’ doğuştan. Tam bir itaat ve tam bir sükût ehli. Büyüğünü ve küçüğünü biliyor, saygıda asla kusur etmiyor. Kinleri ve kızgınlıkları da en fazla yirmi dört saatlik. Öyle ‘Şefkat’li ve aynı zamanda da öyle ‘Çetin’ki... ‘Aydın’ bir kişiliğe sahip olacağı da şimdiden belli. Yanımda adeta oklava yutmuş ve bir güğüm sütü dökmüş gibi duruyor devamlı. Sözümün üstüne bütün ısrarlara rağmen söz etmiyor, kendisini bu hususlarda tahrik etmek isteyenler olduğunda ise birden bire asabileşiyor ve çok sert cevaplar veriyor; ‘Büyüğümüz cevap vermiştir, bize açıklama yapmak düşmez bu hususta’ diyerek tahrikçileri rezil-rüsvay ediyor ve biz Rahşan ve Bülent kulların o kadar mutlu oluyoruz ki; sana sonsuz şükürler olsun Ya Rabbi! Tüm karizmasına ve tiryakiliğine rağmen yanımda sigara içmiyor, arkadaşlarına da içirtmiyor üstelik. Yurt içinde ve yurtdışında bütün dostlar; ‘Allah bağışlasın, tüh tüh tüh nazar değmesin, böyle çocuk dostlar başına’ diyor ve biz Rahşan ve Bülent kulların mutluluktan havalara uçuyoruz.
Ya Rabbi!
Keremine sonsuz şükürler olsun!
Bizi bu ahir ömrümüzde ödüllendirdin, öyle bir ödül verdin ki, tüm düşmanlarımız hasetlerinden çatlamakta. Devlet etmedeki her müşkülâtımızı akıl almaz bir ince zekâ ile çözümleyiveriyor çocuğumuz; ‘Biricik Devletimiz’. Şimdiye kadar düşmanlarımızın binbir türlü hile ve desise ile karşımıza çıkardıkları başörtüsü, tahkim, sigortalıların yaş sınırının yükseltilmesi, hafızlık yaşının yükseltilmesi, kimi hınzır vakıflarla ilgili kanunların istediğimiz şekilde Meclis’ten geçirilmesi, Çeçenistan ve Türkistan gibi bize çok uzak ülkelerle ilgili dış politika kararlarımızı istediğimiz şekilde uygulayabilmemiz gibi mühim meselelerimizi hep o kıvrak zekâsı ama muhakkak önünde saygı ile eğildiğimiz, ‘doğuştan sahip olduğu uzlaşma kültürü’ ile bir çırpıda hallediverdi şimdiye kadar.
Ya Rabbi!
Bundan sonra da önümüzde pek mühim devlet meseleleri görünmekte. Artık dahil olmamıza ramak kalan Avrupa ailesinde hiçbir devlette bulunmayan idam cezasının kaldırılmasında, hemen önümüzdeki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve daha pek çok meselede bize yardımcı olması için çocuğumuzun ‘uzlaşma kültürü’nü arttır. Düşmanlarımızın hamlelerini yok et...
Biz Rahşan ve Bülent kulların keremine sonsuz şükürler ediyoruz, dualarımızı dergâhında kabul buyur Ya Rabbi!”
Evet, aziz Muhalif okuyucuları; bu duanın akabinde, bu duaya muttali olan ve başta Rıdvan Budak olmak üzere tüm DSP milletvekillerinin, sayın Cumhurbaşkanı’nın, sayın Mesut Yılmaz’ın, basınımızın güzide temsilcileri; Oktay Ekşi’nin, Ertuğrul Özkök’ün, Fatih Altaylı’nın, HADEP Genel Başkanı’nın ve tüm parti temsilcileri ve sempatizanlarının, APO’nun, ailesinin ve avukatlarının, Madam Mitterand’ın, Senyör Dallema’nın ve yerli-yabancı sayamayacağımız kadar dost(!)un hep bir ağızdan ‘amin’ dedikleri de dolaşan rivayetler arasında...
Eee, rivayet bu durduğu yerde durmaz ki...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi