Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Muhalif Yazıları > CEHALET CÜPPE GİYER ve SARIK SARARSA!..

CEHALET CÜPPE GİYER ve SARIK SARARSA!..


Cehalet cüppe giyer ve sarık sararsa’nın hikayesi eski ve eskiliğince de trajiktir aslında. Tarihimiz, bahse konu trajedinin, üzeri bir türlü küllenmek bilmeyen ateşleri ile doludur. En ufak bir nefes bulmasın; derhal harlayıp, etrafını yakmağa başlayan bir ateştir cehalet; yakar.. kavurur.. tüketir... Zihin gibi, dimağ gibi, akıl gibi vadileri çöllere çevirir, gönülleri tahrib eder, sevgi gibi, tüsamüh gibi, merhamet gibi hisleri iptal eder, yüzleri, bakışları sertleştirir; sertleştirir ki bir damla sevgi kırıntısı göremezsiniz yüzlerde.


Cehaletin kendine göre bir dünyası, kendine göre bir tabiatı varıdır. Her şeyleri kendisine özgüdür. Yağmur ona göre yağar, güneş ona göre doğar, şimşek ona göre çakar. Seller, fırtınalar, heyelanlar onun istediği gibi tecellî eder ve yanardağlar onun belirlediği sebeplere istinâden infilâk ederler. Hele hele depremler; tamamen onun uygun gördüğü hedeflere yönelir, onun tespit ettiği marazlardan dolayı  yer yarılır da tüm marazlar yerin dibine gömülür. Tamir olmayan marazlar bir başka depreme kalmıştır. Cehalete göre aksi mümkün değildir, çünkü cahiller öyle buyurmuştur. Tarih onun istediği gibi gelişmiş, onun istediği ve beklediği gibi şekillenmiştir; keza tarihe dair insanlar da onun belirledikleri gibidir...


Hatta din bile ona göredir. Böyle olunca da, Allah’ın, kitabın, peygamberin ve ümmetin de ona göre olması veya olması gerektiği eşyanın tabiatı gibidir ona göre. Cehalet bir silsiledir, kadîm zamanlardan beridir tevarüs eder durur, araya girmeye kalkmayınız; din dairesinin dışındasınızdır bir iki küçük hamle ile.


Acının, yoksulluğun, sefaletin, hastalığın ve dahi ahmaklığın üzerine binâ eder kendisini; kat kat yükselir, yayılır. Öyle bir sarar ki tüm toplumu; sağlıklılar hasta telâkki edilir olur.


Cehalet kendi iktidarını putlaştırır, mutlaktır, tartışılamazdır kendi dairesi ve ordusu içinde. Ve inanmak öylesine güçlü bir duygudur ki, inandım derken pek çok insan, incitir ve inkâr eder de inandığını zannettiğini, farkında değildir, çünkü kurtuluşun bileti tutuşturulmuştur eline; ehlince...


Akl-ı selim; ‘Pes! Bu kadarı da olmaz’ der, ama olmuştur, olmağa da devam eder.


Akl-ı selim’in elinden alınır hakları, kendini ifade edeceği zemin altından kayıverir. ‘Hayır’ diyecek olur; akl-ı selim; ‘bu duyduklarınız hilâf-ı hakikattir ve cehaletin ürünüdür’; boğazına tıkarlar sözlerini ve hukukun rağmına su-i misaller emsâl gösterilir; çünkü o kadar çokturlar ki, etrafınızı sarmıştırlar, kaçamazsınız!..


‘Dervişlik baştadır / tâcda değil’ demişti ya Yûnus; irtifâ kazanmış(!) ve nicedir tâca yükselmiştir(!) dervişlik ve dervişler; ‘Şekli sevenler sineğin bala yoğurda yapıştığı gibi yapışıp kalırlar’ dediği gibi Mevlâna’nın, yapışıp kalmışlardır şekillerine nicedir...


Doğru soru; cüppe giyip, sarık saran cehaletin kendisi değil, etrafına toplanan yoğun kalabalıkların nasıl olup da ve hangi duygularla cehaletin etrafını doldurduğudur galiba. Asıl üzerine gidilmesi gereken ve haber değeri olan da bu durumdur. O insanların etrafında toplandığı cehaletin yerine ikâme edilecek olan bilgidir; dinî de olsa, tarihî de olsa, dünyevî de olsa yalnızca bilgidir. Peki nasıl ikame edilecektir?


Akl-ı selimin işi çoktur, işi zordur ves-selâm!...


Neredesin ey akl-ı selim?! 



Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS