İstikrar ve uzlaşma istemiyorum..
Evet istikrar istemiyorum.
Ayrıca uzlaşma da istemiyorum.
İstikrar adı altında ve demokrasi kılığındaki parlamenter monarşiye, topluma dayatılmış bir ketenpele veya top bir tarafa, toplum bir tarafa türünden ters köşe pozüsyonu olduğu gerekçesi ile muhalefet ediyorum.
Bu ülke’de, başarısızların, soygun ve talan düzenini yıllardır devam ettirenlerin, milletvekilliğini ‘kazanılmış hak’, bir takım üst makamları da ‘baba’larının malı derekesine düşürenlerin ve bir takım sıfat ve makamları yıllardır mevcutlu olarak uhdelerinde bulunduranların, istikrar kavramını, cambazların şapkalarından çıkardıkları tavşan gibi kullanmalarından artık midem bulanıyor.
Altı kere gidip, yedi kere gelmeyi ve ardından da cumhurbaşkanlığı makamına çıkarak burada da yedi yıl ile yetinmeyen ve üzerine 5+5 =10 yıl daha isteyen Süleyman Demirel için son aylarda yaşanan savaşı, toplumumuzun zekâsına yönelmiş sunturlu bir hakaret olduğu gerekçesi ile lânet olası bir savaş olarak niteliyorum. Bu savaşın açık ve gizli taraflarının da kambur olarak Türkiye’nin sırtından tez zamanda düşmesini umîd ediyorum.
İstikrar istemiyorum ve uzlaşma da istemiyorum!
Artık iç kaldıran boyutlara varan uzlaşmadan da tiksiniyorum.
Sahip olduğu tüm değerleri pazarlık masasına yatıran ve sonunda hep kaybeden, hep aşağılanan ve hep istiskâle uğrayan uzlaşmacılardan da, bu uzlaşma adı altındaki çürümeye, uzlaşma kültürü adını verenlerden de ikrah ettim artık. Uzlaşma adına her şeylerini ve hâtıralarını da çürütenlerin uzlaşma kültürlerini, her yeri dökülen cüzzamlı vücutlarını saklama gayretleri olarak kendilerine bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Çünkü hakikaten esef etmiyorlar hâllerinden çünkü, bu hâle râzılar nev-zuhur uzlaşmacılar...
İstikrarsızlık istiyorum.
Artık; başarısızlık, gelişmemişlik, fakirlik, her hususta standart düşüklüğü, kalitesizlik, karanlık, manipülasyon ve provokasyonlardan oluşan bu istikrarın yerine; başarı, gelişmişlik, yüksek gelir düzeyi, sosyal adalet, nimet ve külfet paylaşımındaki adalet, onurlu vatandaş kimliği, genişletilmiş özgürlükler ve insan hakları, dünya milletler ailesi içindeki başı dik bir Türkiye, haysiyetli bir dış politika, mâzisi ile barışık bir kültür siyaseti, özgür bir üniversite, bağımsız bir yargı, sorumlu bir cumhurbaşkanı, sivil mahkeme kararlarına açık bir Yüksek Askerî Şurâ, kendi halkından korkmayan bir hukuk devleti, sahiplerinin sesi olmayan özgür ve tarafsız bir medya, barajsız bir seçim kanunu, ülkenin kendisinden istifade edeceği donanımlı bir parlamento, susturulmayan bir muhalefet, insana değer veren bir sağlık politikası, fırsat eşitliğine temin eden bir eğitim politikası'ndan oluşan bir istikrasızlık istiyorum...
Artık; kendi değerlerinden taviz vermeyen, değerlerini pazarlık masasına yatırmayan, gereğinde ilkeleri için iktidar denen o dayanılmaz cazibeyi elinin tersi ile itebilecek, onurunu pazarlık konusu yapacak derecede uzlaşmayan, ama muhalefetde kalmayı da tercih edebilecek siyasî kurumlar istiyorum.
Böyle bir Türkiye’yi görme arzumu muhafaza etmek istiyorum.
Aksi taktirde hayat çekilmez bir hâl alıyor...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi