Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Muhalif Yazıları > “TİH NESLİ”(MİZ) ve İBN-İ HALDUN’UN “KIRK YIL” NAZARİYESİ...

“TİH NESLİ”(MİZ)  ve


İBN-İ HALDUN’UN “KIRK YIL” NAZARİYESİ... 


Millî Şef Dönemi’nin baskıcı yıllarının üstüne gelen Demokrat Parti iktidarı ile içinde bulunduğu sosyal astımdan bir nebze de olsa kurtulan toplumumuzda islâmî yönelişlerin yine aynı dönemde yol almağa başladığı da bir ayrı tespit olsa gerekir. Yeni cumhuriyetin, yükselmesi gerektiğini düşündüğü değerler arasındaki yerini kaybedip, taşraya geçici sürgününe gönderilen medreselerin, tekkelerin uzun yılardan sonra tekrar şehirlere dönmeğe başladığı yılların adı, 1960’lı yıllar. Ardından, dikkatleri pek de çekmeden şehirlerin içerisinde kurumlaşma çabaları ve bu arada aynı zamanda kalite kaygısının da terk edildiği uzun yıllar.


Ve 12 Eylül 1980 ve ardından Özal’lı yıllar...


Toplumda yeni ve yeniden bir depolitizasyon.


Yeni bir gençlik.


Yeni bir ekonomi.


Yeni bir devlet adamı tipi.


Yeni bir memur tipi.


Ve’l-hâsılı her şey yeni baştan çabaları...


Bu arada bir yenilik (veya yoğunluk mu demeliydim aslında); yeni bir yoğunluk daha; islâmî kurumlar ile siyaset ilişkisindeki yoğunluk. Karşılıklı tavizler. Asıl depolitizasyona hedef olması gereken kurumlardaki aşırı politizasyon...


Ve 28 Şubat kararları...


Son otuz-kırk yılda kazanıldığı vehmedilen mevzilerin, edinildiği zannedilen birikimlerin, göz önünde olduğu zannedilen üretimlerin, yetişti varsayılan insan ve aydın tipinin defin işlemleri... 28 Şubat’ta bütün bu birikimlerin(!) temsilcisi bir siyasî ekolün içine düştüğü ve halen de içinde bir taraftan kıvranarak bu zilleti ‘içselleştirmeğe’ çalıştığı şok dönemi.


Âh-vâh edip, 28 Şubatçıların ne kadar anti-demokratik olduklarına dair tespitlerin arasına, ‘işin bir de bu cephesi de yok mu’ sadedinden ibaret bir deneme mahiyetindeki bu satırlar,  H. Musa’nın şu sözlerini hatırlatmak ihtiyacındadır:


“Rabbim... İçimizden bir takım beyinsizlerin yaptıklarından ötürü bizi helâk edecek misin? Bu iş senin imtihanından başka bir şey değildir . Onunla dilediğini saptırır , dilediğini de doğru yola iletirsin.”(A’raf 155)


Olan olmuş ve biten de bitmiştir. Hz Musa’nın Rabbi’ne sorduğu soru bizi aynı delikten bilmem kaçıncı kez ısırılmaktan kurtarabilecek bir sorudur.


............


Maide Suresi 20-26 ayetleri arasında anlatılan bir kıssa vardır.


Hz. Musa halkına, vaad edilmiş kutsal topraklara girmelerini ve inançlarından vazgeçmemelerini aksi taktirde kaybedenlerden olacaklarını söyler. Onlar ise o topraklarda zorba bir halkan yaşadığını ve onlar uzaklaşmadan oraya girmeyeceklerini söylerler. Bunun üzerine Hz. Musa halkına Oraya girmelerini ve oraya girdiklerinde galip geleceklerini müjdeler. Fakat halkı korkar ve Ötekiler orda oldukça oraya girmeyeceklerini söylerler ve O halde sen ve Rabbin gidin ve onlarla savaşın derler. 


Bu inançsızlık ve korkaklık karşısında Allah, İsrailoğulları’nı kırk yıl Tih sahrasına sürer ve orada sürgün yaşarlar..


İbn Haldun, o muazzam ve ölümsüz eseri “Mukaddime”de bu kıssadan hareketle şunları söyler :


“ Bir nesil , bir şahsın ortalama ömründen ibarettir ve bu da neşe ü nemâ döneminin son haddine ulaştığı kırk yıldır. Nitekim Allah Tealâ : “Nihayet insan güçlü çağına erip kırk yaşına ulaşınca....” ( Ahkaf 15) buyurmaktadır. İşte bunun için bir şahsın ömrü bir neslin ömrüdür demiş bulunmaktayız. İsrail oğulları için vâki olan Tih sürgünündeki hikmet de bahsettiğimiz hususu teyit etmektedir. Demiştik ki orada kırk yıl kalınmasından maksat kabilelerden gelen 


bir neslin yok olması ve yerine zilleti görmemiş, tanımamış ve ona alışmamış başka bir neslin yetişmesidir.”


Zillete ve tefessühe mi alıştık, yoksa İbn Haldun’un kırk yıl nazariyesi mi tashihe muhtaç; üzerinde düşünmeğe değer doğrusu!... 



Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS