CUMHURBAŞKANI BEYAZLARDAN OLMASIN
Beyaz işadamının biri ‘‘iş bağlamış’’ Güney Afrika'da... Etrafı zenci dolu, tek eğlence yeri sinema... Girmiş bilet kuyruğuna... Beyaz gişe memuresi şaşırmış:
‘‘İlk defa mı geliyorsunuz Güney Afrika'ya?’’
‘‘Nereden anladınız?’’
‘‘Burada beyazlar kuyruğa girmez...’’
Ucuza gelsin diye, salon bileti istemiş adam... Gişedeki hanımkız sormuş:
‘‘İlk defa mı geliyorsunuz Güney Afrika'ya?’’
‘‘Nereden anladınız?’’
‘‘Siyahlar salonda, beyazlar balkonda oturur...’’
Çıkmış yukarı, koltuklar rahat, havalandırma çalışıyor.
Sıkışmış:
‘‘Tuvalet nerede?’’
Yol gösterici sormuş:
‘‘İlk defa mı geliyorsunuz Güney Afrika'ya?’’
‘‘Evet, nereden bildiniz?’’
‘‘Zahmet etmeyin, balkondan aşağıya işemeniz yeter...’’
Başlamış küçüksuyunu dökmeye... Aşağıdakilerden biri başını kaldırmış:
‘‘İlk defa mı geliyorsunuz Güney Afrika'ya?’’
‘‘Nereden anladınız?’’
‘‘Sağa sola, sola sağa, aşağıya yukarıya, yukarıya aşağıya sallayacaksın... Herkes nasibini alsın...’’(*)
........
Müstakbel cumhurbaşkanı ile ilgili târifler Mengenli Ümit Ustanın yemek târiflerini geçti. Herkesin kendisine göre tabiî olarak bir cumhurbaşkanı tipi var. Her tip de birilerinin ‘tipi değil’ yine normal olarak. Herkes bu işin içinde. Taha Akyol nasılsa yanıldı-şaştı ve ‘Asker bu işin içinde yok’ dedi köşesinde. Fakat, Genelkurmay’ın açıklaması daha Akyol’un yazısının mürekkebi kurumadan geldi:
“Biz bu işin içinde varız...”
Ne zaman olmadınız ki ve hangi işin içinde yoksunuz ki Türkiye’de olup-biten? Bizim parlamenter demokrasimizin olmazsa olmazısınız siz. Siz olmadan asla bir iş olmaz ‘bu ülke’de. Bu gerçeğin herkes farkında; bilhassa hükümet üyesi iki partinin genel başkanları; Ecevit ve Bahçeli ve son günlerde ana muhalefet partisi genel başkanı(!) Recai Kutan da eklendi nihayet bu taifeye. Ne diyelim; Allah herkesin gönlüne göre versin!
Ama bize kalırsa müstakbel cumhurbaşkanı beyaz’lardan olmasın bu sefer, ‘bu ülke’nin Kızılderililerinden olsun.
İstikrar diye statükonun ta kendisini yutturmaya çalışmasın ‘bu ülke’ye.
‘İşte çağdaş Türkiye’ diyerek, Bethowen’in 8.senfonisini dinleyen üç-beşyüz kişiyi işaret buyuran ve nüfusun yüzde yirmisini oluşturan işsizlerinden bî-haber olmasın(Klasik Batı Müziği ile aramda bir limonîlik yoktur; bu arada ifade edeyim).
‘Bu ülke’nin insanını, yalnızca vergi tahsilâtında ve askerlikte hatırlamasın.
‘Bu ülke’nin ormanlarını kartellere peşkeş çekmesin.
Dil bilsin ama, resmî kabullerinde ve resmî ziyaretlerinde yalnızca ama yalnızca TÜRKÇE KONUŞSUN.
Geleneksel sanatlarımızla alâkadar olsun ama, lûtfen ‘resim yapmasın’, çünkü maalesef çok kötü resim yapan bir cumhurbaşkanı eskimiz var.
Devlet adamı ciddi olur ve gülmez diyenlerden olmasın, en azından komik bulduklarına gülmeyi denesin, merak buyurmasın mehâbet-i devlet zarar görmez bir tebessüm ile.
Tarih bilsin, kendi tarihimiz ile barışık olsun, bu dünyada Amerika’dan başka ülkeler de olduğunu bilecek kadar coğrafya ilmine de agâh olsun.
Türk Dünyası ile ilişkilerinden ayakta kalanların değil, Türklerin yanında olsun.
Yerli olsun; en azından gazetemizin muhterem yazarlarından Sn.Durmuş Hocaoğlu ve(inşallah müstakbel yazarlarından olur) A. Turan Alkan’a müracaat ederek, ‘yerlilik’ üzerine düşüncelerinden
müstefîd ve müfeyyiz olsun(Muhalif Gazetesi bu konuda müstakbel cumhurbaşkanına tavassut edecektir mezkûr yazarlarımız nezdinde).
Üniversiteleri, sütatükonun kışlası değil, bilimin yuvaları olarak görsün ve üniversite öğrencilerinin kıyafetleri ile uğraşanların eline de Bennetton’a hitaben tavsiye mektubu tutuşturup azletsin.
Evet... bu seferki cumhurbaşkanımız beyaz’lardan değil, yerli’lerden olsun.
Olur mu dersiniz?
Yüzünüzdeki tebessümü görür gibiyim; biliyorum olmaz ama, hayallerime ve hayallerinize de yasak koyamazlar ya!
* Yazımızın başındaki fıkra, Kurthan Fişek’in bir yazısından alınmıştır.
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi