Zirveler Demokrasisi...
Bir işin cılkını çıkarmada üstümüze yoktur. Konunun ne olduğunun hiç mi hiç önemi yok cılkını çıkartabilmemiz için; evvelallah her meselenin üstesinden geliyor ve cılk kıvamında faaliyet eyliyoruz her mesele üzerinde.
Yeni bir cılkını çıkarma örneğimiz; “23 Nisan Millî Hakimiyet Bayramı”.
Zaten son yıllarda ismini “çocuk bayramı”na dönüştürdük veya aynı zamanda “çocuk bayramı” da oluşunun üzerine daha bir fazla vurgu yapıyoruz. Malûm, 23 nisan 1920 TMMM’nin kuruluş tarihi ve TBMM’nin genel kurul salonunda yazılı vecizedeki “Hakimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir” ifadesinin bırakınız mazmûnunu, zahirî mânâsını bile yitirmiş olmamızın altında yatan bir suçluluk mudur ki, 23 Nisan’ın “çocuk bayramı” da oluşuna daha bir yükleniyoruz milletçe ve en önemlisi devletçe?
Her yıl ülkemize davet edilen çocukların ve bizim çocuklarımızın folklor gösterileri, devletin âli makamlarının onlarca kamera önünde birkaç dakikalığına çocuklara devredilip, ülke meseleleriyle ilgili çocukların çözüm önerilerinin sorulması gibi bir mizansen, her yıl hazırlanan basma kalıp demeçler, TBMM’ye atfedilen ve havada kalan kutsallık göndermeleri... Sahi bunlar size de sıkıcı gelmeye başlamadı mı?
Gerçeğin böyle olmadığı “bu ülke”de herkes tarafından bilinmiyor mu?
Cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili Genelkurmay Başkanının “Biz bu işin içindeyiz” demeci/ikazı/ihtarı TBMM’nin devre dışı bırakıldığının veya en azından TBMM’nin vesâyet ve velâyet altında olduğunun alâmeti değil mi?
Hükümet ortağı üç partinin bizzat Genel Başkanları tarafından izlenen “zirveler demokrasisi”, TBMM’yi devre dışı bırakmak değil de nedir? Bu üç partinin milletvekilleri acaba hiç, seçilmiş aktörler olarak girdikleri siyaset oyununda, avantür duruma düştüklerini hissedip/görüp bundan rahatsız olmazlar mı hiç?
Bütün Türkiye ve daha da önemlisi TBMM’deki tüm milletvekilleri(Ecevit’ten sorumlu Devlet Bakanı hariç, O, Ecevit ve Bahçeli’nin sır kâtibi çünkü) üç Genel Başkanın leb-i mübârekelerinden(mübârek dudaklarından) sâdır olacak isimleri bekliyorlar bir aydır. Üç hazret, bir araya geliyor ve isimler üzerinde müzâkere ediyorlar. Milletin seçtiği milletvekilleri de bir seyirci gibi bu tiyatroyu seyrediyorlar. Muhalifler ise bu oyunun hiç bir yerinde yok zaten ve üç Genel Başkanın oynadığı bu oyun, muhalif oyuncuların yer bulamaması gibi bir sebeple hiç çekilmiyor, iç kaldırıyor.
“Bu ülke” böyle bir ortamda “23 Nisan Millî Hakimiyet Bayramı ”nı, “çocuksu” ve “çocukça” ve cılkını çıkartarak kutluyor.
Oysa:
“Bu ülke”de, yaklaşık 1 milyon çocuk eğitim-öğrenim göremiyor.
“Bu ülke”de, yaklaşık bir milyon kimsesiz çocuk var.
“Bu ülke”de, çalışan nüfusun yani işçilerin yüzde 32’si çocuk.
“Bu ülke”de, çalışan çocukların yüzde 54’ü sigara, yüzde 6’sı da içki içiyor.
“Bu ülke”de, 20 bin çocuk sokakta yaşıyor.
“Bu ülke”de, 10 milyon çocuk yoksul, üç milyonu ise yoksulluk sınırının altında yaşıyor.
“Bu Ülke”de, 10 çocuktan 1’i özürlü.
Ülkemizin çocuklara dair istatistiklerin bir kısmı işte böyle rakamlardan oluşuyor. Bu rakamlarla yüzümüzü ağartan bir neticeye varmamız mümkün değil.
Fakat, “23 Nisan Millî Hakimiyet ve Çocuk Bayramı”nı senelerdir o kadar büyük bir coşku ile kutluyoruz ki, gören de yukarıda verdiğimiz istatistikî rakamların Türkiye’ye, yani “Bu ülke”ye, yani “bizim ülkemiz”e değil de, Mozambik’e ait olduğunu zanneder.
“23 Nisan Millî hakimiyet ve Çocuk Bayramınız Kutlu Olsun”...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi