10. Cumhurbaşkanımız ve hukukun üstünlüğü...
Bir yılın neredeyse yarısını cumhurbaşkanlığı tartışmaları ile tükettikten(tüketmek tabiri bendenize aittir; yoksa üç genel başkanın siyaset oyunu idi bu süreçte olup-bitenler) sonra, nihayet 10. Cumhurbaşkanımızı da seçtik; Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer... Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bünyesinden çıkabilecek ‘mahzurlu’(!) kanunların Anayasaya uygunluğunu denetleyen(ne demekse) ve milletin seçtiklerine itimad etmeyip, ters köşeye yatmaktan korkan seçkinci elitin fren mekanizması olarak görevini üstlenen Anayasa Mahkemesi’nin Başkanı A. Necdet Sezer, cumhurbaşkanlığına aday gösterildiği ândan itibaren ‘hukukçu ve demokrat’ kimliği ile sunulmağa başlandı; o kadar ki ‘hukuk reformisti’ olarak bile tanımlayanlar oldu kendisini. Uygulamaya koyduğu veya Anayasa Mahkemesi başkanı olarak, reform niteliğinde herhangi bir somut kararından söz eden yok, lâkin ısrarla ‘hukukçu’ sıfatı bir nevi pazarlanmakta Sezer’in. Cumhurbaşkanlığı mevkîinde Türkiye’nin uluslararası mahkemelerdeki duruşmalarına girecekmişcesine önemsenen hukukçuluğu, Sezer’in birdenbire kıymete binen ve bulunabilen(en azından şimdilik) galiba tek özelliği.
Gönlümüz Sn. Sezer’in, cumhurbaşkanı olarak Türkiye’deki demokratikleşme sürecini hızlandırmasından, fikir ve inanç özgürlüğünün üzerindeki baskıların ve önündeki engellerin ortadan kaldırılmasına yardımcı olmasından yana. Fakat, cumhurbaşkanı seçildiğinin hemen akabindeki açıklamaları bu beklentilerimize gölge düşürür nitelikte. Mahkeme başkanı iken yaptığı ve büyük bir yankı uyandıran iki konuşmasındaki öncelikler sıralamasında kendisine yer bulamayan laiklik, cumhurbaşkanlığı seçilmesinin hemen ardından yaptığı açaklamada birden bire önlenemez bir yükseliş kaydederek birinci sıraya yerleşmiştir. Bu durum, birilerini veya bir takım güçleri rahatlatmağa ve kendisinin demokrasi standardının da birilerinden fazla olmadığını vurgulamağa yönelik bir gayret gibi görünmektedir ilk ânda.
Yeni cumhurbaşkanımız Sn. A. Necdet Sezer’in önündeki önemli imtihanlardan birisi de üniversitelerdeki ‘başörtüsü yasağı’ ile ilgili cumhurbaşkanı olarak takınacağı tavırdır. Gerçi Anayasa Mahkemesi başkanı olarak daha önce vermiş olduğu karar demokratik sicilinde yeterli tahrifatı yapmışsa da, önünde şimdi yeni bir fırsat daha vardır. Ya mevcut statüyü devam ettirecek, ya da ‘demokratik bir hukuk devletinde, kanunların, hak tanımak için değil, esasen var olan hakkı tespit ve korumak için’ olduğunu veya bu prensibe göre yapılacağını, ‘devletin de Anayasa ile hakları koruma taahhüdü altına girdiğini’ ve ‘Anayasanın kimseye, fertlerin dinî duygu ve düşüncelerini baskı ile dumura uğratma yetkisi TANIMADIĞINI’ bir yüksek mahkemenin eski başkanı ve yeni cumhurbaşkanı olarak bilecek ve bu prensiplere göre hareket edecektir. Bu konuda yapacağı tercihler Türkiye için önemlidir. Yoksa Çankaya’nın personel sayısının ve masraflarının azaltılmasında göstereceği performans Sn. Sezer’i demokrat bir cumhurbaşkanı yapmağa yetmeyecektir.
Ayrıca, başörtüsü ile ilgiili verdiği olumsuz kararların sahibi Anayasa Mahkemesi Başkanını azm ü cezm ü kast eyleyerek Çankaya’ya çıkaran MHP’nin, seçim meydanlarında verdiği; ‘Başörtüsü meselesini biz TBMM’de çözeceğiz’ sözünün arkasında, Ahmet Necdet Sezer’in cumhurbaşkanlığında nasıl duracağı da, eğer halâ böyle bir niyetleri var ise, bir merak konusu teşkil etmektedir.
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi