Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Muhalif Yazıları > GALATASARAY

Cılk çıkarma kabiliyetimizin yeni malzemesi:


GALATASARAY


Bir sevinç simülasyonudur gidiyor ülkede. Re-re-re- ra-ra-ra... Ülkemin insanlarının önemli bir kısmı sokaklarda, bu sevinç simülasyonunun aktörleri olarak rol kesiyorlar. ‘Avrupa Avrupa duy sesimizi’ nidâlarına yıllar sonra nihaet kulak veren Avrupa’ya karşı, gelişmiş dünyanın varoşlarından birisi konumundaki ülkemizin abartılmış arabesk sevinç ve gururlanma tripleri... Ezilmiş kitlelerin nihayetinde yakaladıkları ‘intikam’ konjonktürü. Fırsat bu fırsat diyerek sokaklarda ‘çılgınca’ eğlenmenin bir yolunu bulan yüz binlerce insan. Bu cılk çıkarma operasyonuna her zaman olduğu gibi çanak tutan medyamız. Her gece, olanca ciddi meselelerde milletimize projektör tutan(hani o sorgu projektörleri var ya), yağlanması gerekenleri yağlayıp, üzerine kezzap atılması gerekenlere ekranlarından kezzap fırlatan televizyonların o, müthiş Türkler kabilinden  haber sunucu-yorumcularının(meselâ, Ali Kırca, Efes Harabeleri’nden fışkırmış yarı-Tanrı kılıklı Güneri Civaoğlu gibi) kendinden geçerkenki görüntüleri ise, ‘ehh biz de insanız canım, etten kemikteniz sizin gibi, bakın biz de bazen kendimizi kaybediyoruz’ türünden ve yine ve yine cıvıtırken bile üsten cıvıtan cıvık görüntüleri olarak seyrimize sunuldu ve sunulmağa devam ediyor el-ân.(Bu arada Ahmet Hakan Coşkun bu gösteriden nasıl kusur kaldı, ‘Kopenhagen’de durum bööğğlee’ diyemedi hâlâ anlayabilmiş değilim)      


Radikal’den birisi yazmıştı geçen hafta, Galatasaray ile ilgili tamı tamına 190(yüz doksan) yazı çıkmış son birkaç günde yazılı medyada. Belki de yüzde doksanı, hayatı boyunca hiç maça gitmemiş kalemlerden çıkmıştır bu yazıların. Malûm bu ülkede metre kareye yüzlerce futbol ve siyaset bilimcisi düşmektedir; bir o kadar da bu konularla ilgili danışman...


Ve geçtiğimiz pazar günü ATV’deki spor proğramını seyre koyuldum, malûm cılk ameliyesinin hangi kerteye vardığını gözlemek için. Proğramda Galatasaray’ın eski idarecilerinden(belki de halen de idareci) Ergün Gürsoy var. Kanalı açtığımda muhtemelen devlet kesesinden Galatasaray’a verilmesi düşünülen  milyon dolarlar söz konusu idi. Hani o bir kısmında en azından hakkımız bulanan milyon dolarlar. Hani o depremzedelerin epey bir hakkı bulanan milyon dolarlar. Galiba proğrama katılanlardan bir itiraz geldi ki, GS’lı yönetici Ergun Gürsoy:


‘Bugün CNN’i açın, BBC’yi açın, Euro Sport’u açın hemen tüm dünya kanallarında Galatasaray’dan bahsediliyor. Bu tanıtımın bir ücreti olması lazım gelmektedir...’  diye buyurdu.


Bu ne güçlü bir mantık böyle! Demek ki CNN, BBC veya benzerî bir kanalda kendinizden bahsettirdiniz mi gelsin milyon dolarlar. İyi wallahi! O zaman İnternet Mahir’e de birkaç milyon dolar verelim, hazır kesenin ağzını açmışken. Hatta gecikmeli bir ödeme olarak Tarkan’a da bir el uzatalım. Buna benzer çok misal vermek mümkün ama malûm cılk işine benzeme korkusu taşıyorum.


Hem çok merak etdim doğrusu! Düşündüm kendi kendime, Amerikalı karı-koca bir CNN izleyicisi meselâ. Evlerinde oturmuşlar, akşam çaylarını içiyorlar, CNN’de spor haberleri. Sunucu sarı-kırmızı görüntüler eşliğinde  Galatasaray’ın UEFA kupasını aldığını söylüyor. Amerikalı karı-koca arasında şöyle bir diyalog mu geçerdi?


Amerikalı Koca:  Gördün mü hanım, GS UEFA kupasını almış ve Türkiye’ye götürmüş.(başka nereye götürecekti demeyin, tanıtım açısından Türkiye’nin adı geçsin istedim)


Amerikalı Hanım: Yaa bey  evet.. ne kadar da sevinmişlerdir, ilk defa kazanıyorlarmış!


Amerikalı Koca: O zaman biz de tatilimizi bu sene Türkiye’de geçiririz.


Amerikalı Hanım: Evet.. evet.. biriktirdiğimiz dolarların tümünü Türkiye’de harcayalım bu sene,


hem de Marry ve George’lere de haber verelim(kapı komşuları Brown ailesi oluyor bunlar, hani o Mrs. and Ms. Brown’lar)) onlar da birikmiş dolarlarını bu yıl Türkiye’de harcasınlar, hem de son cent’ine kadar...


Evet.. böyle bir diyalog yaşanmadı herhalde dünyanın hiçbir yerinde.


Henüz depremzedelerin derdine devâ olamamış devletin, kesenin ağzını bu kadar çabuk açması bir görmemişlik psikozundan başka nedir? Hele o 250(ikiyüz elli) milletvekilinin kervan kafile Kopenhagen’e taşınması yok muydu! Acaba o muhteremler milletvekili olmasaydılar yine maça gitmek gibi bir taraftarlık örneği sergilerler mi idi? Meselâ Enis Öksüz gider miydi Danimarka’ya? Danimarka’ya aslında Devlet Bahçeli gitmeliydi! Gitmeliydi ki bütün dünya ciddi devlet adamı görsündü! UEFA kupasnın kazanıldığı ânda bile zerre kadar yüzünde sevinç ifadesi bulunmayacak olan(muhtemelen tabii, gene günahına mı giriyorum yoksaJ) sayın Bahçeli, CNN ve  BBC vasıtasıyla 


Bir sevinç simülasyonudur gidiyor ülkede. Re-re-re- ra-ra-ra... Ülkemin insanlarının önemli bir kısmı sokaklarda, bu sevinç simülasyonunun aktörleri olarak rol kesiyorlar. ‘Avrupa Avrupa duy sesimizi’ nidâlarına yıllar sonra nihaet kulak veren Avrupa’ya karşı, gelişmiş dünyanın varoşlarından birisi konumundaki ülkemizin abartılmış arabesk sevinç ve gururlanma tripleri... Ezilmiş kitlelerin nihayetinde yakaladıkları ‘intikam’ konjonktürü. Fırsat bu fırsat diyerek sokaklarda ‘çılgınca’ eğlenmenin bir yolunu bulan yüz binlerce insan. Bu cılk çıkarma operasyonuna her zaman olduğu gibi çanak tutan medyamız. Her gece, olanca ciddi meselelerde milletimize projektör tutan(hani o sorgu projektörleri var ya), yağlanması gerekenleri yağlayıp, üzerine kezzap atılması gerekenlere ekranlarından kezzap fırlatan televizyonların o, müthiş Türkler kabilinden  haber sunucu-yorumcularının(meselâ, Ali Kırca, Efes Harabeleri’nden fışkırmış yarı-Tanrı kılıklı Güneri Civaoğlu gibi) kendinden geçerkenki görüntüleri ise, ‘ehh biz de insanız canım, etten kemikteniz sizin gibi, bakın biz de bazen kendimizi kaybediyoruz’ türünden ve yine ve yine cıvıtırken bile üsten cıvıtan cıvık görüntüleri olarak seyrimize sunuldu ve sunulmağa devam ediyor el-ân.(Bu arada Ahmet Hakan Coşkun bu gösteriden nasıl kusur kaldı, ‘Kopenhagen’de durum bööğğlee’ diyemedi hâlâ anlayabilmiş değilim)      



Radikal’den birisi yazmıştı geçen hafta, Galatasaray ile ilgili tamı tamına 190(yüz doksan) yazı çıkmış son birkaç günde yazılı medyada. Belki de yüzde doksanı, hayatı boyunca hiç maça gitmemiş kalemlerden çıkmıştır bu yazıların. Malûm bu ülkede metre kareye yüzlerce futbol ve siyaset bilimcisi düşmektedir; bir o kadar da bu konularla ilgili danışman...



Ve geçtiğimiz pazar günü ATV’deki spor proğramını seyre koyuldum, malûm cılk ameliyesinin hangi kerteye vardığını gözlemek için. Proğramda Galatasaray’ın eski idarecilerinden(belki de halen de idareci) Ergün Gürsoy var. Kanalı açtığımda muhtemelen devlet kesesinden Galatasaray’a verilmesi düşünülen  milyon dolarlar söz konusu idi. Hani o bir kısmında en azından hakkımız bulanan milyon dolarlar. Hani o depremzedelerin epey bir hakkı bulanan milyon dolarlar. Galiba proğrama katılanlardan bir itiraz geldi ki, GS’lı yönetici Ergun Gürsoy:



‘Bugün CNN’i açın, BBC’yi açın, Euro Sport’u açın hemen tüm dünya kanallarında Galatasaray’dan bahsediliyor. Bu tanıtımın bir ücreti olması lazım gelmektedir...’  diye buyurdu.



Bu ne güçlü bir mantık böyle! Demek ki CNN, BBC veya benzerî bir kanalda kendinizden bahsettirdiniz mi gelsin milyon dolarlar. İyi wallahi! O zaman İnternet Mahir’e de birkaç milyon dolar verelim, hazır kesenin ağzını açmışken. Hatta gecikmeli bir ödeme olarak Tarkan’a da bir el uzatalım. Buna benzer çok misal vermek mümkün ama malûm cılk işine benzeme korkusu taşıyorum.



Hem çok merak etdim doğrusu! Düşündüm kendi kendime, Amerikalı karı-koca bir CNN izleyicisi meselâ. Evlerinde oturmuşlar, akşam çaylarını içiyorlar, CNN’de spor haberleri. Sunucu sarı-kırmızı görüntüler eşliğinde  Galatasaray’ın UEFA kupasını aldığını söylüyor. Amerikalı karı-koca arasında şöyle bir diyalog mu geçerdi?



Amerikalı Koca:  Gördün mü hanım, GS UEFA kupasını almış ve Türkiye’ye götürmüş.(başka nereye götürecekti demeyin, tanıtım açısından Türkiye’nin adı geçsin istedim)



Amerikalı Hanım: Yaa bey  evet.. ne kadar da sevinmişlerdir, ilk defa kazanıyorlarmış!



Amerikalı Koca: O zaman biz de tatilimizi bu sene Türkiye’de geçiririz.



Amerikalı Hanım: Evet.. evet.. biriktirdiğimiz dolarların tümünü Türkiye’de harcayalım bu sene,



hem de Marry ve George’lere de haber verelim(kapı komşuları Brown ailesi oluyor bunlar, hani o Mrs. and Ms. Brown’lar)) onlar da birikmiş dolarlarını bu yıl Türkiye’de harcasınlar, hem de son cent’ine kadar...



Evet.. böyle bir diyalog yaşanmadı herhalde dünyanın hiçbir yerinde.


Henüz depremzedelerin derdine devâ olamamış devletin, kesenin ağzını bu kadar çabuk açması bir görmemişlik psikozundan başka nedir? Hele o 250(ikiyüz elli) milletvekilinin kervan kafile Kopenhagen’e taşınması yok muydu! Acaba o muhteremler milletvekili olmasaydılar yine maça gitmek gibi bir taraftarlık örneği sergilerler mi idi? Meselâ Enis Öksüz gider miydi Danimarka’ya? Danimarka’ya aslında Devlet Bahçeli gitmeliydi! Gitmeliydi ki bütün dünya ciddi devlet adamı görsündü! UEFA kupasnın kazanıldığı ânda bile zerre kadar yüzünde sevinç ifadesi bulunmayacak olan(muhtemelen tabii, gene günahına mı giriyorum yoksaJ) sayın Bahçeli, CNN ve  BBC vasıtasıyla 


tüm dünyaya ciddiyet nedir gösterse idi; ama olmadı. Belki şapiyonlar şampiyonluğu maçında! Ne dersiniz?



Bu arada  önceki yıllarda UEFA kupasını veya benzerî kupaları kazanan Yugoslavya, Rusya, Polonya gibi ülkelerin bugünkü kalkınmışlık seviyeleri çok mu müspet ki Türkiye’nin tüm problemlerini bir maşrapa irisi kupanın kazanılmasına bağlıyoruz milletçe?!



Bu bizim cılk çıkarma kabiliyetimizin yüksekliğinden kaynaklanmakta. Son malzememiz de Galatasaray. Sahi Fatih Terim bizi bırakıp gider mi dersiniz, meraktan çatlıyorum? Milletçe kahrolacağız gibime geliyor önümüzdeki günlerde yine...  



Sahi bu arada tebrikler Galatasaray!..(Bu da başta Selahattin Karaoğlan,  Hayati Tek ve Cemal Gemici gibi dostlarıma bir kompliman kabilinden...)        




Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS