COLOSİUM, HİPODROM ve STADIUM...
Sinemalarda bir film var; geçen sayısında gazetemizde de tanıtılan bir film; “Gladyatör”.
Stoacı Filozof-Sezar Marcus Aurelius’a ve tarihin en ihtişamlı dönemini yaşayan Roma’ya Germenia zaferini kazandıran General Maximus’un, Shaekspear tragedyalarını andıran hayatını konu alan bir muhteşem film. Pek çok ülkede olduğu gibi ülkemizde de kapalı gişe oynuyor.
Marcus Aurelius ömrünün son demlerinde Roma’nın tekrar Cumhuriyet olması hayalinin ancak General Maximus ile gerçekleşeceğine inanmaktadır. Fakat Roma’nın kaderinde General Maximus değil Marcus Aurelius’un oğlu Comodus’un sezarlığı vardır ve öyle de olur. Comodus’un kafasında ise Roma Cumhuriyet’i değil, aksine Senato’nun lağv edileceği ve halkın Colosium oyunları ile meşgul edileceği bir Roma vardır. Çünkü, Senato politika demektir, politika yalan demektir, entrika demektir Comodus’un gözünde ve kendisini en fazla tedirgin eden Senatör Gausus, imparatorun Preatörlerine teslim edilecek ilk cumhuriyetçidir. Tıpkı oyunlara gitmeyen, çalgı dinlemeyen ve çok okuyup insan işlerinin içyüzlerini araştıran Casius’tan çok korkulması gerektiğini düşünen ve iktidarını Colosium Oyunları’yla ayakta tutmağa niyetli Julius Sezar gibi...
Colosium... Roma’nın halkın üzerindeki kontrol aracı...
Hipodrom... Bizans’ın tıpkı Roma gibi müracaat ettiği bir başka kontrol mekânı...
Stadyum... Modern zamanların Colosium ve Hipodromu... Franco’nun fubol hakkında söyledikleri bu konuda mânidar.
Ülkemizde de futbola dair başarı ve başarısızlıklar kâh müsekkin kâh uyarıcı niteliğinde. On bir adamla günü geliyor kahroluyoruz, günü geliyor aynı on bir adamla sokaklara dökülüyor ve bunu da Avrupa Birliği yolunda çok önemli bir adım telâkkî ediyoruz. Demokrasinin Sezar Commodus’ları aramızda halen yaşıyor. Kervan kafile TBMM üyeleri stadyuma koşturuyor üstelik bir başka ülkeye. Stadyuma koşturanlar ülkenin içinde bulunduğu durumun müsebbipleri ama halk onları alkışlıyor; stadyumu boş bırakmadıkları için. Ve arkasından bütçeden milyon dolarların stadyuma aktarımı için kanun teklifleri hazırlıyorlar. Marmara depreminin üzerinden bir seneye yakın zaman geçmesine rağmen halen vatandaşlarının derdine devâ olamayan TBMM üyeleri bunlar. Stadyumun halk üzerindeki mucizevî etkisinin farkındalar. Akıllı çocuklar bunlar.
Filmi seyrettikten sonra Colosium-Hipodrom-Stadyum üçlüsünün halk üzerindeki ve devletlû takımı için önemini düşündüm. Aklıma bu üçlüyü Osmanlı’nın nasıl ve ne ile ikâme ettiği sorusu takıldı. Sahi Osmanlı’da Colosium – Hipodrom – Stadyum üçlüsünün yeri ne ile doldurulmuştu, hangi kurumlar almıştı buraların sihirli etkisinin yerini acaba?
Bu soruya eminim Faruk Bayraktar bile cevap veremeyecektir; isterseniz sorun kendisine..
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi