Sağdaki kafa karışıklığı mı, iyi niyet fakirliği mi?!
Oruç başlarına vuran iki kafadar oruçlarını yemeğe karar verirler. Kendilerine yakayı ele vermeyecekleri bir mekân ararken, akıllarına köyün camiinin minaresi gelir ve minareye çıkarlar. Yiyeceklerini çıkartıp başlarlar a’lel-acele atıştırmaya. Fakat açlıktan ve suçluluktan ezan vaktinin yakın olduğunu fark edemeyen iki kafadar minareye ezan okumak için çıkan müezzine yakalanırlar. Müezzin bunları kadıya çıkarır. Kadı, köy meydanında elli değnek cezadan bahsedince, kafadarlardan birisi: “Hocam ben hristiyanım” der. Kadı bu durumda kendisinin sorumlu olmayacağını belirtir, diğerinin cezasının uygulanmasını söyler. Arkadaşına vurulan ikinci değnekte hıristiyan olan: “Hocam bir dakika! Eğer ben müslüman olursam arkadaşımı affeder misiniz?” der ve kadı da kefereden birinin müslümanlığının hürmetine diğerini de affeder.
Birkaç dakika içinde bir dinden diğerine ve tekrar kendi dinine dönen ve hem kendini hem de arkadaşını kurtaran uyanık: “Dayak için din değiştirilir mi” diye sitem eden arkadaşına: “Fena mı oldu? Hıristiyan oldum kendimi kurtardım, tekrar müslüman oldum seni kurtardım; ne sızlanıyorsun?” der.
..........
Evet...
TBMM’den asla geçmeyecek yüce divan oylamaları ile hem kendi târ ü mâr olan prestijlerini hem hükümet ortaklarını ve hem de hükümet ortaklarının aynı kaba ettiği diğer partnerlerini kurtaran MHP, şimdi de Meclis oylamalarında aklayıp pakladığı Mesut Yılmaz’ın kabineye girmesi için çağrı yapıyor; en yüksek perdeden. Devlet Bahçeli; “Mesut Bey’in hükümete girmesi ülkenin kazancınadır, kendisinin birikimlerinden istifade etmek isteriz” diyor. Bu adam beni çatlatacak bir gün. Bir kaç gün önce siyasî miyopluğundan dem vurduğu ve tam kadro olmasa bile yaklaşık yüz milletvekilinin yüce divanda yargılanması yönünde oy kullandığı Mesut Yılmaz birden bire istifade etmek istediği bir adam oluveriyor. Ve Hazret, demokrasinin ‘oy kullanma’ gibi en önemli eyleminden habersiz pembe koltuğunda oturuyor; hayat belirtisi göstermeksizin; heykel gibi...
DYP ve ANAP yüce divan oylamalarında göz yaşartan bir dayanışma içindeler. Sanki Türkbank ve Çeteler skandalındaki kaset savaşları kendileri arasında yaşanmadı! Sanki Meral Akşener ve Eyüp Aşık DYP ve ANAP’ın değil de Hıristiyan Demokrat Partisi’nin milletvekilleri. Sanki Flash Tv’ye telefon açan ve Çiller hakkında ‘ileri-geri(!)’ konuşan Alaaddin Çakıcı değil de piyanist İdil Biret, sanki Alaaddin Çakıcı ile ‘enseye tokat ilişkileri’ ayyûka çıkan Eyüp Aşık ve Mesut Yılmaz değil de Diyanet İşleri Başkanı veya Minübüsçüler Odası Başkanı... Sanki bütün bunlar hiç yaşanmadı, Türkbank skandalı yüzünden hükümet düşmedi ve birileri seçimlerden önce ‘yolsuzluklarla savaş’ ilan etmedi!..
Ya şu Fazilet Partisi’nin hâl ü pür melâli!.. Hani, bu ülkenin ana muhalefet partisi var ya!
Onların derdi de partilerinin kapatılma dâvâsı.
Partileri kapatılmasın da ne olursa olsun; isterse dünya yansın; ama elden ne gelir ki; dünya yansa bu kez dünyanın içinde yalnızca partileri var mübareklere göre!
Recai Kutan parti kapatma dâvâları ile ilgili olarak yeni bir teklifte bulunuyor:
“Partilere kapatma yerine başka cezalar verilsin. Meselâ, bütçeden aldıkları paranın yarısı kesilsin. Veya aslında bunu hiç istemiyoruz ama, ilk seçimlere sokulmasınlar...”
Olabilir mi yâ hû böyle bir teklif?!
Seçimlere sokulmayan bir parti ne işe yarar? Hem partinin kapatılma sebebi nedir ki? Seçimlere girmesini engellemek değil midir? Bütçeden para almayan partilerle ilgili teklifiniz nedir Sn. Kutan? Yöneticileri, bir kaç ay tek ayak üstünde dursalar sizin için muvafık mıdır?
Görülüyor ki; sırtında yumurta küfesi taşıyanların ne yolsuzlukla ve ne yoksullukla mücadele etmeleri mümkün olmuyor! Bu soygun ve talan bürokrasisinden palazlananların, bırakın bu bürokrasiyi değiştirmelerini, payanda olmaktan öte geçemeyeceklerdir!
Bir şey değişmiştir ama hiçbir şey değişmemektedir!
Bu ülke anlaşılmaz biçimde değişime direnmektedir!
Bir psikolog dostum bu durumu ‘sağdaki kafa karışıklığı’ diye özetledi.
Fakat bana göre, ‘kafa karışıklığı’ iyimser bir tabib teşhisi...
Aslında daha ziyade, sağda bir ‘iyi niyet fakirliği’nden söz etmeliyiz.
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi