Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Muhalif Yazıları > Demokrasi mi, otoriter devlet mi?

Demokrasi mi, otoriter devlet mi?


Memurların iki müfettiş raporu ile görevden alınmaları ve cezaî takîbata uğramalarını temin edecek olan Kanun Hükmündeki Kararname’nin kısaltılmış harflerinden oluşan KHK, askerî kurumların kısaltılmış harflerine  ne kadar da benziyor!..


KHK olarak şöhret bulması da ayrıca militer tedâilere sebep oluyor; sanki mezkûr kararnamenin hazırlayıcıları veya tavsiye(!) edicileri askerler. Askerî yönetimlerde olduğu gibi; iki müfettişin -belki de- sübjektif bir raporu ile bir insanın hayatı kararabilecek ve yıllarca çalıştığı, emek verdiği mesleğinden olabilecek memurlar.


Yalnız bununla kalmıyor ve mesleğinden olmakla gevşemiyor memur üzerindeki kıskaç, çünkü, memurun mesleğinden ihraç edilmesinden sonra belediyelerde çalışmasının da önüne geçiyor KHK ve bununla da iktifâ etmeyip belediyelerin ortaklığının bulunduğu bir takım özel(!)kuruluşlarda da çalışmalarına izin vermiyor.


Meselâ, çalıştığı iş yerinde kadın erkek ayrımı yapmasından korkuluyor memurların. Aslında, demokratik laik Türkiye Cumhuriyeti yerine dine dayalı devlet kurmak isteyenlerle, etnik kökene dayalı olarak Türkiye’yi bölmek isteyen akımlara mensup olan bürokratların hedef tahtasına yerleştirildiğinden dem vuruluyor. Ayrıca tabii olarak cumhuriyetin temel ilkeleri üzerindeki hassasiyetler artık sürpriz değil bu ülkenin insanları için, memurların bu temel ilkeleri hiçe sayacak faaliyetlerde bulunmasının da önüne geçiliyor. Kısaca, bu kategorilerde isminize rastlanması mümkün değil ise memuriyet hayatınız kurtuldu demektir. Peki bu kategorilerden herhangi birinde yer alıp almadığınıza kim karar verecek? Yine ik memur, yani, iki müfettiş. Bu müfettişlerin anayasal robokoplardan olması hâlinde vay hâlinize!..  


Tüm zekâsını, enerjisini, birikimini, sermayesini, kısaca tüm varlığını kendisine armağan eden ve kendisini korumağa teksif eden bir devletimiz var. Hani o dokunduğunuzda kapanan böcekler vardır ya; aynı onlar gibi; kendisine dokunulmasından hiç hazzetmiyor ve dokunmaya niyetli olduğunu varsaydığı muhtemel kesimler için, muhtemel suçlara cezâlar icâd ediyor ve önceden kapatıyor kendini.


Avrupa Birliği öncesi, bürokratik devlet kendisini ağırdan satacağa benziyor.


Tam demokrasiye geçiş süreci Türkiye kadar uzun süren bir ülkede, kendini korumağa planlanmış, tüm refleksleri buna göre oluşmuş devlet yapısı, tam demokrasinin, kendisinin sonu olacağını iyi bilıyor. Bazı kurumların siyâset ve tabii olarak TBMM üzerindeki otoritesinin zaafa uğrama tehlikesi, bu kurumları tam demokrasi sürecinde fren mekanizmasına dönüştürüyor. Bir taraftan tüm kurum ve kuruluşları, tüm siyâsî partileriyle AB’ne taraftarmış gibi görünen ülkemizde, diğer taraftan KHK gibi uygulamağa konulmağa çalışılmasıyla, demokrasi ile devletin mevut otoriter yapısının devamı yönündeki gayretler, demokrasi ve otoriter devlet arasındaki tercihte kantarın topuzunun otorite yanında ağır basması bir çelişkiyi fâş ediyor. Bu çelişkinin mimarları da Avrupa Birliği taraftarları arasında gizleniyor. Hem bazı kurumlar, hem de bazı siyâsî partiler tavşana kaç derken bir taraftan da tavşanı tazıya ihbar ediyorlar; AB’ne gimenin demokratikleşme ve sivilleşme demek olduğunu iyi bilenler(en azından teorik olarak), AB’ne ayak direyenler ve KHK gibi kararnamelerle toplumu güdülemeğe  çalışanlar. Türkiye’nin, ama AB’ne girmesiyle, ama kendi tercihleriyle demokratikleşmesi ve sivilleşmesi; devletin elindeki tüm kaynakların da toplumun eline geçmesi demek olacağından, devletlû takımının bu değişime ayak diremesi de, devletin ön ayak olduğu bir değişimin ne kadar sağlıklı olduğunun ispatı hükmünde.


Ne kadar değişebilineceğine ‘ancak ben karar veririm’ diyen devletimiz, komünizm ile söyledikleri hâlâ hâfızılarda bunanan Nevzat Tandoğan’dan bu yana yerinde saymağa devam ediyor..        


Bu tazı-tavşan oyunu nereye kadar devam eder, şimdilik bilinmez. Ama Millî Güvenlik Kurulu’ndaki sivil üye sayısı ile ilgili Genelkurmay Başkanı Kıvrıkoğlu’nun; ‘İsterse yüz sivil olsun’ sözleri oyunun aslında hiç bitmeyeceği yönüde ip uçları veriyor. Yani, ‘isterse yüz kişi olsun, vız gelir trıs gider’ gibi bir mânânın da içinde mündemiç olduğu bir beyânat gibi Genelkurmay Başkanı’nın beyânatı. Belki de yanılıyoruzdur ve Genelkurmay Başkanı, değişime, sivileşmeğe ve tam demokrasiye uyum sağlamayı ve siyâset/TBMM üzerindeki tavsiye kararları adı altındaki otoriletelerinden vaz geçmeyi göze almış durumdadır. Kim bilir? O zaman bahsettiğimiz oyun artık 


uzun süre devam etmeyeceğe benzer, ayrıca bu oyun artık sona ermelidir de!... İçinde muhalefete yer vermeyen bu oyunun seyir zevki kalmamıştır.


KHK herfleri üzerindeki askerî benzerlik otoriter devlet anlayışının sivil temsilcilerinin son denemesi olmalıdır. Uygulamaya konulması hâlinde ise, zaten çok ağır bir yük altında bulunan mahkemelerimiz binlerce itiraz dâvâsı altında daha da ezilecek ve devletin kurumları arasındaki çelişkiler daha da artacaktır.


 Bir de şu devlet telâkkîmiz üzerinde düşünsek aslında!...



Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS