Futbol,
Tel örgüler ve
Siyâsetin holiganları...
Futbol ile biraz ilgilenenler biliyorlardır; Türkiye’deki stadyumlardaki tel örgüler tedrîcen kaldırılıyor. ‘Artık Türk futbol seyircisi de sinirlerine hakim olacak kadar olgunlaştı’ gibi bir varsayımdan ve kompleksten hareketle bazı illerimizdeki tel örgüler gerçekten kaldırılıyor. Bir kaç gün önce Fenerbahçe stadındaki tel örgülerin hiç olmazsa bir kısmının kaldırılmasıyla ilgili Tv görüntülerini izlerken, Arena proğramının jön sunucusu-efsanevî(!) haberci Uğur Dündar’ın, konu ile ilgili günün mânâ ve önemine binâen i’rad etdiği nutku dinledim. İnsanların gönüllerine ve zihinlerine çekilen tel örgülere bile karşı çıkarken, stadyumlardaki tel örgülerin ne kadar abes olduğunu vurguluyor ve ne kadar medenî olduğuna dair Türk futbol seyircisine atıflarda bulunuyordu Uğur Dündar; FB yöneticisi olarak...
Türk Futbol seyircisinin olgunluğuna dair belirleyici durumundaki mekânlar, tel örgüsüz stadyumlar.
Ya Türk demokrasisinin olgunluğuna dair mekânlar nereleri?
Meclis mi, yargı mı, üniversite mi, yerel yönetimler mi?
Türk demokrasisi kendini ‘siyâsal holiganlar’dan kurtaracak tel örgülerden bile mahrum.
Devlet bir başsavcıya kilitlenmiş durumda.
Memurların sorgusuz sualsiz işten el çektirilebilmesini temin edecek olan KHK devletin prestiji...
Genelkurmay Başkanı, KHK ile ilgili partilere gurup kararı tavsiye(!) ediyor.
Türk siyâsî tarihinin ‘başına devlet konan en devletçi parti’si mHP KHK’nın en hararetli savunucularından. ANAP ise gurup kararını emir telâkkî ediyor. FP kapatılma korkusundan ne yapacağını şaşırmış durumda.
Kısaca Türk demokrasisi, ‘siyâsetin holiganlarından’ kendisini koruyacağı tel örgülerinden bile mahrum. Stadyumlardan tel örgüleri kaldırmakla övünen Türkiye, demokrasisinin önünde tel örgüsü bulunduramamaktan dolayı tedbirsiz bir görüntü veriyor. ‘Siyâsetin holiganları’ bulmuşlar tel örgüsüz demokrasiyi, kedinin fare ile oynadığı gibi oynayıp duruyorlar.
Üniversitelerdeki başörtüsü yasağı ile tatmin olmayan siyâsetin holiganları, başörtüsü yasağını özel kurslara da taşıdılar. Gerekçeleri, özel kursların da Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı kurumlar oluşu. Türkiye’de bir kurum veya kuruluş ismi hatırlayınız ki, herhangi bir devlet kurum ve kuruluşuna dolaylı veya dolaysız bir şekilde bağlı olmasın. Bu mümkün değil! Öyle veya böyle devlete bir ucumuzdan da olsa bağlıyız. Yakında çemberi iyice daraltıp, evlerimizin içindeki başörtüsüne de gözlerini dikerlerse şaşırmamak gerekir. Çünkü evlerimiz de, tapudan tutun da, su ve elektrik faturalarına kadar pek çok biçimde devlete bağlı, ama, biz en çöpten ilişkiyi kullanarak ifâde edelim; en azından ödediğimiz çöp vergilerinden dolayı bir şekilde devlete bağlı mekânlar. Dolayısı ile kılık-kıyafet düzenlemelerinin evlerimize sirâyet etme ihtimali daha düne kadar kara mizaha malzeme teşkil ederken, bugün kapıya dayanmış gibi duruyor sanki! Ne dersiniz?!
Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki ‘erkek kıtlığını’da göz önüne alarak; biz en iyisi mi, bir ân önce tel örgü siparişlerimizi verelim ve evimizin etrafını çevirelim.
“Allah bu ülkeyi siyâset holiganlarından korusun!”...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi