KONGREYE DOĞRU –II-
YENİ BİR ÜMİT...
Humphry Bogard’ın ‘Casablanca’ filmindeki meşhur tirad; Ingrıd Bergman, piyanonun başında oturan Sam’e, “Play it again Sam” der; “Tekrar çal Sam...”.
Sam tekrar çalar; güzel şarkıdır...
* * * * * *
Büyük Birlik Partisi’nin 4. Büyük Kurultayı 8 Ekim 2000 tarihinde.
Siyâsî yelpazenin sağ kulvarındaki tükenişin en yüksek seviyede seyretdiği bir konjonktürde gerçekleşecek olan bu Kurultay, hem Büyük Birlik Partisi açısından, hem ‘bu ülke’nin iktidar mevkîinden hep uzak kalmış millî bir siyâsetin müstâkbel safâhatı açısından önemli bir dönemeç.
Büyük Birlik Partisi açısından çok önemli, çünkü, BBP, etrâfındaki siyâsî yapılar tükendikçe, muhafazakâr/milliyetçi seçmen nezdinde ‘ümit’ nazarlarıyla süzülmekte, bahse konu seçmen kitlesi tarafından ‘denenecekler’ listesinde ilk sıraya doğru irtifâ kazanmakta. ‘Bu ülke’ için çok önemli, çünkü; BBP, berâber siyâsete başladığı partiler arasında(ki pek çoğu siyâsî hayatta tutunamadılar) tüm imkânsızlıklara rağmen ayakta kalmış ve TBMM’de iki dönem içinde sergilediği politikalarla, bugün yüzün üzerinde milletvekiline sahip partilerden çok daha yüksek bir performansla ve ilkeli politik tavırlarla siyâsî istikbâline dair müspet ip uçları vermiştir.
RP’nin iki yıllık iktidar mâcerâsı esnâsında sergiledikleri ‘acemi oğlanlar bölüğü’ beceriksizlikleri ve MHP’nin ber-devâm hükümet ortaklığında icrâ ettiği, devlet ile vatandaş arasında tercihini hep devletten yana kullanan marazî devletçi politikaları bir yandan BBP’yi muhafazakâr/milliyetçi seçmen kitlesi gözünde ‘ümit’ hâline getirirken, belki daha da önemlisi BBP’nin önüne birçok siyâsî tecrübeyi de sermekte. Bu tecrübelerden en belirgin olanı hiç kuşkusuz devlet yönetimindeki kadrosuzluk, eskilerin tâbiri ile kaht-ı ricâl. RP iktidarında da, hâlen MHP iktidarında da gözlenmektedir ki, gerek RP ve gerekse MHP, arkasındaki otuz yıla rağmen, devleti yönetecek kadrolardan ve projelerden mahrumdurlar. Ellerindekileri de yanlış istihdamı ile ziyân etmekteler. Her iki kesimin de aslında istifâde edebilecekleri yetişmiş insanlar kendilerinden uzak kalmayı tercih etmektedir ve her iki parti de yetişmiş insanların gözünde ‘bu ülke’ adına ümit olmaktan uzaktırlar. Kamuoyuna yansıyan ve birkaç yüz profesörün hazırladığı iddia edilen bir takım proğramların ve süslü bir isim olan AR-GE’lerin içinin kofluğu da artık âşikârdır.
Bütün bunlar gözler önünde yaşanan hatalardır ve ilgilisine de servis vermektedir.
Büyük Birlik Partisi, işte bu vasatta hesaplarını çok dikkatli yapmalı, yukarıda bahsettiğimiz hataları kendi tecrübe hânesine artı değer olarak kaydedebilmelidir. Önümüzdeki dönem Türkiye’sinde BBP’nin arkasındaki konjonktür rüzgârının daha kuvvetli esmeğe başlayacağı bir siyâsî vasat mümkündür ve BBP için avantaj gibi görünen bu durum tehlikeli bir dezavantaja da dönüşebilir. Çok yakın geçmişimizdeki siyâsî hayatımız, konjonktür rüzgârlarının kuvvetli nefesleri önünde savrulan iki partimizin içler acısı hâline şâhitlik etmiştir. BBP’nin buna hazırlıklı olması lâzımdır. Bunun yolu da kendi içinde takımını oluştururken, ‘ORTA SAHADA GÖREV YAPACAK, ALT YAPIDAN YETİŞEN VE KOŞAN ADAMLAR’a kadrolarında daha fazla yer vermesinden geçmektedir. Takımın içinden yapacağı tespitlerde muhakkak isâbetli kararlar vermelidir. Bir takım sıfatların verilerek bu sıfatlar karşılığında kadro transferi stratejisinin tutmadığı geçmiş yıllarda temâyüz etmiştir. Alt yapıdan yetişen ve kondüsyonu yüksek insanlar, partilerine karşı içlerinde her dem tâze tuttukları yüksek mensubiyet duygusu ile yerlerini flash forvetlere terk edebilirler ama bunun kaybı yerlerini terk eden insanların değil, partinin hânesine yazılacaktır.
‘Türkiye’nin kat'edilecek yolu çoktur, ulaşılacak köyü, kasabası ve dahi şehri bile çokur’. Bütün bu bölgeler gidilmeyi, görülmeyi, bilgilendirilmeyi beklemektedir; bıkıp usanmadan, defaatle, bir daha.. bir daha... Bıkıp usanmadan ve gidilen yerlerde günlerce kalınarak yapılacak ziyâretleri beklemektedir Türkiye’nin her yeri. Genel Merkez Yöneticilerinin artık klasikleşmeğe yüz tutan ve bir takım sivil toplum kuruluşları(ne kadar sivil oldukları da tartışılır), basın kuruluşları, yörede etkili(!) bir-iki zât ziyaretlerinden ibaret kalan ve halk arasındaki tabirle; ‘ateş almağa gelmişcesine’ apar-topar bitirilen taşra ziyâretleri verimli olmaktan çok uzaktır, vakit isrâfıdır. Medya desteğini bir tarafa bırakalım, medya ilgisinden bile mahrum bir siyâsî hareket olarak, bire-bir enformasyondan ve bir de ‘Muhalif Gazetesi’nin satışının arttırılmasından başka alternatifi yoktur BBP’nin. Hâl böyle olunca da yeni kadroların muhakkak ve muhakkak ‘kondüsyonu yüksek’ oyunculardan seçilmesi elzem
görünmektedir. Genel Merkez’in önümüzdeki dönemde planlaması gereken önemli bir husus da Genel Başkan Sn. Muhsin Yazıcıoğlu’nun ‘VAKTİNİN EKONOMİK’ planlanmasıdır. Genel Başkan’ın dâvet edileceği toplantılar ve fâaliyetlerin hemen hemen tamamının ‘halkı bilgilendirmeğe’ ve ‘partinin halka tanıtılmasına’ yönelik planlanması gerekmektedir.
Bilhassa ülkenin Batısı çok daha yoğun bir ilgiye muhtaçtır. Nüfusun çok önemli bir kısmını, ticarî potansiyelin çok yüksek bir oranını, sanayiin hemen tamamını barındıran bu bölgedeki teşkilatların güçlendirilmesi çalışmalarına muhakkak hız verilmeli, Genel Merkez Yöneticileri ve Genel Yönetim Kurulu üyeleri ‘TAM KADRO HÂLİNDE’ buraları kendilerine mesken edinmelidirler. ‘Ankara’dan buralara siyâset ve strateji ihrâcı mümkün değildir’. İnsanların televizyon bilgileriyle size ulaşmaları, sizi anlamaları ve tanımaları ve nihayetinde ‘diğerlerinin’ yaptığı hatalar neticesinde size yönelmeleri ve size mensubiyet hissetmelerini beklemek ‘armut piş ağzıma düş’ten başka bir şey değildir. Kaldı ki ‘diğerleri’nin külleri üzerinden dirilmeğe endeksli olarak varlık sebeplerini oluşturmak meşru olmasa gerektir. Bu durum tercîhen böyle değildir kesinlikle, ama, ortada fiilî bir durum da vardır ki; BBP, söylemleri itibariyle MHP’ye fazla endekslenmiş bir görüntü arz etmektedir.
Bileşik Kaplar teorisinin siyâsî zeminde ne kadar işleyeceği bir spekülasyondan ibâret kalmağa mahkûmdur; işleyebilir de işemeyebilir de. Bu durumda bel bağlanacak tek güç BBP’nin kendi içindeki dinamizmdir, BBP’nin uygulanabilir Türkiye projeksiyonlarıdır. Halka anlatılması gereken bunlardır. Ve arkasındaki lojistik entelektüel destek. Bunun için muhafazakâr/milliyetçi intelijansiyanın BBP’ye lojistik destek hususunda teşne-dil olduğu ehlince ve ilgililerince malûmdur. Kadrolar, Türkiye’nin reel problemlerinin ne olduğuna ve BBP’nin bu problemlerin çözümü noktasında ne gibi argümanlara sahip olduğuna dair bilgilendirilmelidir.
Bu noktada sormak istiyorum:
Türkiye’de ‘570 bin’ kimsesiz çocuğun, uyuşturucu bağımlısı ‘200 bin’ insanın, yılda ortalama ‘bin sekiz yüz’ intiharın, ‘yüz kişiden elli sekizinin’ elli yaşının altında öldüğü, sağlık hizmetine ulaşamayanların ‘13.5 milyon’u bulduğu, ’46 bin’ kişiye bir kütüphânenin, ‘155’ kişiye ise bir kahvehânenin, toplam ‘1355’ kütüphâne ama toplam ‘400 bin’ kahvehânenin bulunduğu, ‘234 bin 784’ lojmanın, ’87 bin 130’ resmî plakalı aracın, ’40 bin’ makam otosunun, ’44 milyon’ hektardan ’12 milyon’ hektara düşen meraların, otuz yılda yarısı yok olan ormanların, bir günde denize akan ‘190 bin’ kamyon toprağın ve meselâ ‘on bin’e yakın faali meçhul cinayetin bulunduğu, oto yollarının ceset tarlalarına döndüğü bir trafik fâciasının bulunduğu bir Türkiye’de milliyetçilikten ve muhafazakârlıktan, dindarlıktan, medeniyetten falan söz etmenin mümkün olduğuna inananınız var mıdır?
Türkiye’de cevap bekleyen çok soru, sorulması gereken çok soru, ‘kat'edilmesi gereken çok yol, ziyaret edilmesi gereken çok köy-kasaba-şehir’, çözülmesi gereken çok problem var... Bunlara talip olmanın, bu yükün altına girmenin zorluğu ortada. ‘Siyâset bir hobi değildir, siyâset boş vakitlerin değerlendirileceği bir alan da değildir’. Siyâset hâkikaten uzun soluklu, yoğun enerji, imkân ve donanım sarf edecek, enerji, imkân ve donanım sahibi tâliplerin işidir. Bu kadroları seçmek de başarının galiba en olmazsa olmaz şartı gibi durmaktadır.
8 Ekim 2000 tarihindeki Büyük Birlik Partisi Kurultayı’nın bu duygu ve düşüncelerle, yeni yüzyılda yeni bir ümit olacak bir siyâsi hamleye gebe olmasına duacayım.
* * * * * *
“Play it again Sam...”
Sam tekrar çalmıştı İngrıd Bergman için şarkıyı, şarkı çok güzeldi...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi