Millî Devlet Can Çekişiyor...
Avrupa, Türkiye’nin uzatmalı aşkı. Son iki yüz yılımızı tükettiğimiz Avrupa aşkımız bbir türlü mutlu sonile noktalanmadı. Mutlu sonla noktalanmadığı gibi, kesin bir ayrılıkla da neticelenmiyor. Avrupa’nın bizi istemediği gibi peşin bir hükmün artık geçerliliğini yitirdiğini düşünmek için son Katılım Ortaklığı Belgesi yeterli ip uçlarını veriyor. KOB, ihtiva ettiği yeni maddeleri ile sanki Türkiye’ye derslerini iyi çalıştığı taktirde Avrupa’nın bünyesinde yer açabileceğini gösteriyor. Hükümetin ve resmî bülteni durumundaki bir kısım medyanın vernelleme çalışmalarına rağmen, KOB, Avrupa yolundaki Türkiye için, yeni bir ‘toplum projesi’ sunuyor. Bu yeni ‘toplum projesi’, Türkiye’nin yumuşak karnnına masaj yapıyor. Türkiye’nin gazını çıkartmağa yönelik bir belge, KOB. Bu yeni toplum projesine yönelik Türkiye’nin sırtını sıvazlama işi de yine mHP’ye düşücek gibi... Belgenin bir maddesinde yer alan, ‘Her Türk vatandaşının kendi dilinde eğitim ve kültürel etkinlik hakkı...’ ifadesi, hükümetin, yumuşatılmış ve kabul edilebilir dediği madde. Eğer Avrupa, ‘Her Türk vatandaşı’ ifadesi yerine, ‘Kürtler’ ifadesini kullanmış olsa idi, bu madde bağımsızlığımaz ve bölünmez bütünlüğümüze bir darbe olarak nitelenecekti ve Türkiye’de azınlık bulunmadağı bildirilecekti yetkili ağızlardan. Fakat, ince bir balans ile kriz aşılmış ve madde ‘kabul edilebilir’ hâle dönüştürülmüştü. Daha doğrusu ‘yutulabilir bir zoka’ya tebdil edilmişti.
KOB’ta yer alan Kıbrıs ile igili maddeler yeni bir durum değil. İdam meselesi de ayrık otu gibi burnunun dibinde bitiriliyor her zaman Türkiye’nin ve Apo gündeme alınmadan idamının ertelenmesi ve de ilerleyen yıllarda idamın tamamen kaldırılmasını da uygun bir lisan ile bildiriyor Avrupa...
Andıçsız, Avrupa stardartlarında bir demokrasinin bedelini ödemek için bir siyâsî dar boğaza itiliyor Türkiye. Çünkü, yüksek standartta bir demokrasi için kendiliğinden gönüllü değil. Vesâyet altında bir demokrasi ile idare etmeğe alışmış olan ülkemizin elitleri, mevcut statülerinden taviz vermekte zorlanıyorlar. Bu konuda, iç dinamikleri işlemeyen, sivil toplumu susturulmuş, toplumu bilgilendirecek siyâsî muhalefetten mahrum bir Türkiye, Avrupa Birliği yolunda, demokrasi dayatmalarına itiraz edecek kartları elinde bulundurmadığı için, Katılım Ortaklığı Belgesi’ni etraflıca tartışacak, değerlendirecek konumdan çok uzakta.
Katılım Ortaklığı belgesi’nin dayattığı yene ‘toplum projesi’ karşısında toplumsal bir uzlaşma veya toplumsal bir muhalefet için zemin oluşturması gereken kurumlardan ses çıkmıyor. ‘Her Türk vatandaşının kendi dilinde eğitim ve kültürel etkinlik hakkı’ndan söz eden belgeye yönelik, milliyetçi kesimlerin içine düştüğü derin sükûtun sebebi, bu kesimlerin söz konusu belgeyi anlamamış olmasından kaynaklanmıyor elbette. Aksine, galiba hükümetin sözde milliyetçi kanadına endeksli bir aymazlıkktan ibaret bu derin sükût. Hümetin sözde milliyetçi kanadı, Avrupa’ya giriş için öne sürdüğü ‘onurlu bir birliktelik’in ne mânâya geldiğini açıklamış değil. Belgenin bahsettiğimiz bu maddesi MHP’nin ‘küreselleşen dünya’ söylemiyle örtüşüyor aslında. Devlet Bahçeli’nin mHP kongresinde konuşmasının büyük bölümünü ayırdığı ‘küreselleşme’ kavramı içinde farklı dillerde eğitim hakkının bulunup bulunmadığı belli değil, fakat, kavramın kendisi ile paralel.
Apo’nun idamı üzerine politika yaparak iktidarın ucundan tutan mHP’nin, Apo’nun idamının ertelenmesinden sonra, siyasallaşacak Kürt hareketinin de mimarları arasında yer alma ihtimali, siyâset biliminin mHP’ye bir şakası gibi. Bu şakayı ne kadar kaldıracak bu ülke ve kimler gülecek bu şakaya şimdilik belli değil.
Avrupalı Türkiye’nin bedelinin ne olacğı konusunda galiba hepimizin daha çok düşünmesi gerekiyor. Avrupa’nın meydan okumalırana karşı verebilecek cevaplarımız var mı sahiden ve çok hukuklu toplum projesine karşı elimizdeki alternatiflerimiz nelerdir?
Millî Devlet bitkisel hayatta mı?
Milliyetçiliğin yeni tariflerine mi hazırlanacağız?
Bu ve buna benzer üretilebilecek yeni soruların cevaplarına dair kesin tercihlerim yok aslında, ama, üzerinde düşünmeğe değer doğrusu!
Yeni parolamız ‘Çok kültürlü ama vesâyetten kurtulmuş demokrasi ve zengin devlet’mi olacak dersiniz?!
Aslında benim için en önemli soruyu sormam gerekiyor:
‘Avrupa Birliği bu ülke insanını özgür kılacak mı?’
Avrupa Birliği eğer özgürlüğünü tamin edecekse bu ülke insanının, pek çok meseli yeniden gözden geçirmeğe değer. Geride bıraktığımız birkaç on yıldan ibaret ömrümüzü kuşatan kavramları yeniden değerlendirebilirim. Zihnimizi ve hayat alanımızı sıkan cendere o kadar berbat ki, müslüman Türk
insanının özgürlüğü, mill3i birlik ve bütünlük kavramlarının ve devletin âli menfaatlerinin önünde yer alıyor.
‘Avrupa Birliği’nin en câzip tarafı vesâyetten kurtulan demokrasi ve bireysel özgürlüker; gerisi hep angarya...’
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi