Durmuş Hocaoğlu’na mütevâzı bir itiraz sadedindedir...
Siyâsette ‘duruş faslı’nın “fark-ı fâhiş”ine dair ‘apostoriorik’(bâ’dî) bir deneme...
Fikrî ve felsefî derinliğin kıymet bulmadığı, zihnî faaliyetlerin, siyâsî(politik), ekonomik, bürokratik vs. faaliyetler(!) karşısında bu güne değin hep mağlup olduğu ve hattâ mezkûr faaliyetlerin yanında fikrî/felsefî derinliğin esâmisinin okunmadığı milliyetçi kadroların iştigâl alanlarına dair beş haftadır yazdığı yazılarıyla kâarilerini konunun üzerinde düşünmeğe sevk eden saygı değer Durmuş Hocaoğlu, böylelikle, her türlü siyâsî angajmanın ve hesâbın üzerinde aynı zamanda bir yüksek tenkîd irtifâını da sergilemiş oluyor.
Sivil toplum kuruluşlarıyla veya -gönüllü kuruluşlar deyû da tesmîye olunuyorlar-(bu ismi ne kadar hak ettikleri tartışılır olmakla birlikte), milliyetçilik kavramını nazar boncuğu gibi kullanan partileriyle, fikir-ilim erbâbıylayla, kendisini gözden geçirme, kendisini sorgulama ihtiyâcını hissetmeyen bir büyük câmiânın ‘siyâsette milliyetçilik farkı’nı ortaya koyamamış olmasının derûnunda yatan ve sathında görünen sebepleri üzerindeki tek ciddî sorgulama özelliğindeki mezkûr yazılar, milliyetçi intelijansiya ve siyâsetçisi için umarım bir basamak teşkîl eder. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘sıçramak için bir basamağa ihtiyaç vardır’ sözlerindeki basamağın oluşmasında umarım kâfi derecede âlâka görür. Bu âlâkâya hassaten milliyetçiler muhtaçtırlar...
Bendenizin kendi adıma ziyâdesiyle müstefîd ve müfeyyîz olduğum yazıların, geçen hafta yayınlanan V. Bölümündeki ‘Ey BBP’li İhvân’ parağrafına dair mütevâzı ve ‘apostoriorik’ bir itirâzı, tâkâtimin elverdiği ölçüde bu hafta BBP’nin 4. Büyük Kurultayı öncesinde kaleme almak ihtiyâcı hisetdim.
Aslında bu itirâz, BBP bünyesinin, Sn. D. Hocaoğlu’nun işâret buyurduğu meseleler hakkında itmâm edilmiş devâsa projelerle lebâleb olduğunu iddia etmekten ziyâde, siyâsette ‘duruş faslı’nı müstesnâ tutan Sn. D. Hocaoğlu’nun, mezkûr ‘duruş faslı’nı sarâhaten ifâde etmemiş ve bu faslın tasrîhinde iki kelimeyle iktifâ etmiş olmasınadır. Siyâsette ‘duruş faslı’ hâkikaten iki kelime ile geçiştirilecek kadar teferruâta dair bir âmil midir, yoksa serdedilen problemlerin çözümü için iktizâ eden ve ‘doğru iliklenen ilk düğme’ hükmünde bir mühim temel midir? Siyâsette ‘duruş faslı’ itibarıyle dâima ofsaytta kalmış partilerin arkasındaki milliyetçi entellektüel desteğin ‘bu ülke’nin millî meselelerine çâre olamadığı gibi bir yakın tarih istatistiği elimizde mevcut olduğuna göre, ‘duruş faslı’, zihnî üretim için ‘olmazsa olmaz’ nev’îinden bir hareket noktası değil midir?
Ayrıca BBP hakkında bu minvalde söylenecek ‘apostoriorik’ fikirler ve kanaatler için hâkikaten hiç veri yok mudur?
Daha ‘Yeni Oluşum’ safhasında iken topluma va’zettiği ‘Mîllî Mutabakat Metni’nde birinci madde olarak; ‘Allah’ın birliği ve peygamberin risâleti dışında mutlak hakikat tanımıyoruz’ tercihîni ifâde eden BBP Genel Başkanı Sn. Muhsin Yazıcıoğlu ve çalışma arkadaşları bu tercihleri ile BBP’nin siyâsi zemîndeki ‘duruş faslı’na dair ilk ipucunu vermişlerdi aslında. Devam eden yıllarda ve özellikle iki dönem TBMM’deki çalışmaları ‘duruş faslı’nın ne kadar önemli olduğunun ispâtı hükmünde misâllerle dolu. Gerek başörtüsü, gerek Kıbrıs, gerek İl Özel İdâreler Kânunu, gerek Dış Türkler, gerek memur zamları ve gerekse 28 Şubat kararları gündemlerinde millî siyâsetin icâplarından tâviz vermeyen tercihleri, siyâsetin içindeki duruşlarının ne kadar doğru bir pozüsyonda olduklarının bir delîli olarak gözler önünde değil midir ve bütün bunlar, konu ile âlâkılı olarak bahse değer değil midirler??
Tersinden bir bakış açısı ile, okullardaki başörtüsü yasağı, Apo’nun idâmının ertelenmesi, hâfızlık yaşının 12’ye çıkartılması, meslek lisesi mezunlarının üniversite yolunda önüne konan engeller, Doğu Türkistan’da ve Çeçenistan’da yaşanan zulüm karşısındaki mevcut hükümetin tavrı, 312. madde ile ilgili tartışmalar, hükümetin enerji ihâlelerinde ve içleri boşaltılan bankalarla ilgili yolsuzluklardan yana tavrı, kurtarılan bankalara giden 14 milyar doları umursamazlığı gibi bugün için şikâyet mevzuu teşkîl eden ve siyâsî milliyetçiliğin iflâsını hazırlayan meseleler karşısında BBP de mHP gibi mi hareket ederdi? Asıl önemlisi, buna ‘evet’ cevabını verebilmek için; ‘...Lâkin, diğer hususlarda, genetik olarak MHP Geleneği’nden gelmiş olmanın intâc ettiği hemen-hemen tüm problemlerin BBP’de mevcut olması hasebiyle aynı tecrübenin aynı –veya çok benzer – netîceler istihsal etmesi, Eşya’nın tabiatı muktezâsındandır’ şeklindeki kanaat vâfî ve de kâfî midir?
MHP’nin bahse konu meseleler karşısında takındığı siyasî tavırların, tercihîni vatandaştan değil, hep devletten yana kullanan marazî devletçi anlayışının ana sebebi, siyâsetteki ‘duruş faslı’nın siyâset dışı güçlere yakınlığından kaynaklanan bir pozüsyon yanlışlığı değil midir? Buna ‘evet’ cevâbını
verebilmek için ise vâfî ve kâfî derecede malzeme ile donanmış değil midir ‘bu ülke’nin son bir buçuk yılı?
* * * * *
Yukarıdaki satırlar siyâsetteki ‘duruş faslı’nın, ne kadar sarîh ve ne kadar ‘isâbetli’ olursa olsun ‘millî siyâset için’ kifâyet edeceğine dair bir düşünceden hareketle aslâ kaleme alınmamıştır. Yalnızca siyâsetin içindeki duruşun önemine ve bir hakkın teslîmine dair, tarafımdan bir kaygıdan hareketle yazılma ihtiyâcının ürünüdür. Yoksa, muhterem Durmuş Hocaoğlu’nun defaatle okunması iktizâ eden ‘Siyâsî Miliyetçiliğin İflâsı’ başlığı altında dercettiği yazılarda ifâde etdiği gibi; ‘Din-Devlet ilişkileri, Laisite, Sekülarite, Etnisite, Globalleşme, Glokalleşme, Avrupa Birliği, Dış Türkler, Osmanlı Coğrafyası Siyâseti’ konularında ‘milliyetçi farkı’ olan bir görüş ve bu görüşe dayalı politikalar geliştirilememiştir, bu konulardaki zihnî verimsizlik en büyük handikapımız olarak ber-devamdır..
* * * * *
Ruhuma sürtünüyormuşcasına içimde bulduğum dertleri cem’ân yazılarında bulup tanıdığım muhterem Durmuş Hocaoğlu, haftalardır gazetemizde hepimizin en önemli meselelerini dercetmektedir. Bu meselelerin ‘ateş kesilir geçse sâbâ’ sâkini olan milliyetçiler, aynı sâbite etrâfında dönüp durmaktadırlar. Tâkât getirip bir ‘gülşengâh-ı ismet’e yürüyen Sn. Durmuş Hocaoğlu’nun yazılarına ve uslûbuna akseden budur. Ves-selâm...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi