Heyecanı salonlara hapsetmemek!..
Devletin geniş çaplı bir manevra tecrübesi denilebilecek 1980 öncesi hâdiselerin ve 12 Eylül 1980 darbesinin iç yüzü, yıllarca ikâmet edilen tecrît hücrelerinde düşünülmüş, devlet tüm çıplaklığı ile tanımlanmış, kavranmış ve bu tanımlama ve kavrayış sonunda yeni bir siyâsî açılıma yol vermiştir. İşte bu açılım, Büyük Birlik Partisi’dir ve Büyük Birlik Partisi’nin / Büyük Birlik Partililerin en önemli hususiyetleri, başta Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu olmak üzere, sırtlarında yumurta küfeleri taşımamalarıdır.
‘Büyük Birlik Partisi, açıkça bilinmelidir ki, herşeyden önce bir hak arama ve haksızlığa mâni olma irâdesidir.’
Büyük Birlik Partisi’nin tüm imkânlarını harekete geçirerek yürüttüğü siyâsî faaliyeti, Anadolu insanını ve Anadolu insanının tüm beklentilerini iktidara taşıma hareketidir. Bu cümleden hareketle, BBP’nin, ahlâkî umdelerini, siyâsî ilkelerini, siyâsetin içindeki duruş yerini sarâhatle vaz’etmiş yegâne siyâsî parti olduğu teslim edilmelidir.
Mevcûdiyetini, herhangi bir hâricî etkene istinâd etmeksizin tanımlamayı başarabilmiş, mücâdelesini haklılık ve meşrûluk zemînine oturtabilmiş ve siyâsetin sağ kulvarındaki partilerin (RP-mHp-DYP-ANAP) yanılgılarından uzak kalabilmiş olan Büyük Birlik Partisi, artık işlerini zulümle yürütenleri kortutacak cesâmete ermiştir. Bu cesâmetin en bâriz göstergesi de geçtiğimiz hafta Ankara’da toplanan BBP 4. Büyük Kurultayı’dır.
18 Nisan milletvekilliği seçimlerinden sonra TBMM dışında kalan BBP, aradan geçen zaman zarfında %1.47’lik oy oranı ile nâmütenâsip bir siyâsî direnişin kadroları olarak dimdik ayakta olduğunu ve bunun da ötesinde, Büyük Birlik Partili’lilerin heyecanlarından ve enerjilerinden zerre-i miktar bir şey kaybetmediklerini muhteşem bir Kurtultay ile göstermiştir. Siyâsetin uzun soluklu ve sabırlı bir maraton pisti olduğu gerçeği, salondaki tüm çehrelere sinmiş, siyâsî çevrelerindeki iflâsın ve tükenişin kendilerine ne kadar büyük bir mesûliyet yüklediğinin idrâki, yüzlerinden okunacak kadar tüm Büyük Birlik Partili’lilere sirâyet etmiştir.
Liderlerinin sözcüleri olmak gibi bir fiilî duruma mâruz kalan diğer parti tabanlarına nazaran, kendilerinin ve milletin sözcülüğünü yapan Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu’nun:
“Milletinin aleyhine hiç bir karanâmeyi imzalamamış bu tertemiz elleri sizlere uzatıyorum, tutun bu elleri” çağrısının, salondaki 25 binin üzerindeki partililer üzerindeki yoğun etkisi, BBP’nin, siyâsetin kirliliğinden ne kadar uzak kaldığının görülmeğe değer göz yaşartıcı bir tablosu idi. Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu, parti yöneticileri ve tabanı için, fildişi kulesinde değil, ellerini uzattıklarında dokunabilecekleri kadar kendilerine yakın bir yerlerdeydi; onlar da Muhsin Yazıcıoğlu’nun istediği her yerde... Genel Başkanlarının ve yöneticilerinin, başlarını öne eğdirecek hiçbir politik yanlışına mâruz kalmayan partililer, öylesine dik, öylesine rahat ve öylesine huzurlu idiler.
Seçim meydanlarında söyledikleri sözlerin altında un ufak olan, meydanlara inecek cesâretlerini tüketen, halkın karşısında hangi kelimeye neyi söyleteceğini bilemeyenlerin aksine, Muhsin Yazıcıoğlu’nun söyleyecek çok sözü vardı. Toprağa verilen binlerce genç şehidin sırtına basa basa iktidara gelenlerin, milletin ortak değerlerinden akıl almaz tavizler verenlerin, mâzilerini kendilerini yük görenlerin karşısındaki yiğit bir ses olarak söylenecek çok sözü vardı. İki saati aşan konuşmasında, ekonomiden dışpolitikaya, insan haklarından demokrasi ihlâllerine kadar çok geniş bir alanda Türkiye’nin sancılarını açık açık anlatan Genel Başkan Muhsin Yazıcıoğlu, tüm BBP’lilere; “Artık salonlardan meydanlara, meydanlardan iktidara” diyerek yön gösterdi. “Evim barkım, işim vaktim” diyeceklerin hemen bu işten vazgeçmelerini istedi. “Durmak dinlenmek yok” demekti bu. Artık yapılması gereken, salondaki heyecanın, salondaki enerjinin, salondaki özgüvenin, salondaki dik duruşun, salondaki kararlılığın Türkiye’nin en ücrâ köşelerine kadar gayret şuâları halinde saçılması idi. BBP’nin Tükriye’ye söylenecek sözleri, BBP’nin Türkiye için yapacakları vardı; bütün bunların anlatılması, Kurultay salonundaki enerji ile tüm ülkenin köpürtülmesi gerekiyordu. Yılmak, durmak, dinlenmek, beklemek yoktu. Bu enerjinin, bu idealizmin, bu kararlılığın, bu heyecanın salonlara hapsedilmemesi, toplumun tüm hücrelerine kadar yayılması gerekiyordu.
‘Ülkücü Hareket’in tüm dinamiklerine, tüm manevî değerlerine sahip çıkmada ve bu değerleri siyâsî zemînde temsîl etmede, liyâkatin ve mes’uliyetin, bugün yalnızca Büyük Birlik Partisi’nde bulunduğu, artık gittikçe daha fazla tebârüz etmekte. Belki bu sebeple Genel Başkan Muhsin
Yazıcıoğlu salondakilerin şahsında; “mHP’den niye ayrıldığımızı hâlâ soruyor musunuz?” sorusu ile, Ülkücü Kamuoyuna ve Ülkücü Kadrolara sesleniyordu.
“Artık enerjinizi ve birikiminizi, vaktinizi ve imkânlarınızı, değerlerinizi ve mâzinizi kimseye peşkeş çektirmeyin. Çocukluktan beridir omuzlarınıza yüklendiğiniz bu milletin dertlerini çözecek, genç yaşlarınızdan beridir rüyalarınızı süsleyen güçlü, onurlu, etkili, müreffeh bir Türkiye’yi inşâ edecek yegâne siyâsî oluşum, bu gün, Büyük Birlik Partisi’dir” demekti bu çağrı.
“Esir Türklere hürriyet diyerek büyüyen bir gençlik, sözde milliyetçi bir siyâsî partinin de ortak olduğu bir iktidarın, Türk kâtili Zemin’e devlet nişanı takmasıyla, ‘iktidar olmanın liyâkatin delîli sayılamayacağı’ gerçeğine çarpmış ve mâzilerinin harâmî sofralarına meze yapıldığını görmüştü. Artık akıl ve mâzî romantizmi arasında sıkışıp kalmanın, işlenen suçlara iştirâk etmek demek olacağı âşikârdı ve Muhsin Yazıcıoğlu tüm Ülkücü Kadroları, Ülkücü Değerler’in yaşandığı ve yaşatıldığı BİR BÜYÜK BİRLİĞE çağırıyordu...
Bu çağırıyı, ülkenin dört bir yanına dağılan muhataplarına ulaştırmak BBP kadrolarının en mühim işlerinden birisi idi artık.
Ülkenin yakın geleceğinde; ışığını ve enerjisini tüketmiş, her biri türlü kirliliklere bulaşmış, verdiği sözlerin hiç birisini tutmamış, siyâsetin ve siyâsetçinin itibâr kaybetmesinin müsebbibi lider ve partilerin yerine, “Yeni Yüzyıl / Yeni Ümit” sloganı ile Büyük Birlik Partisi ve onun Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu vardı ve:
“Ümitlerin tükendiği yerde biz olacağız” diyordu...
“Ümitlerine göre vaad ediyordu ve endişelerine göre de vaatlerini tutacaktı...”; bugüne kadar olduğu gibi...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi