BBP’nin Milletle Sözleşmesi...
Büyük Birlik Partisi bütün ülkede fısıltı hâlinde telâfuuz ediliyor, dilden dile kendisinden ümid olarak bahsediliyor ve teşkilâtlarının ulaşamadığı büyük kitlelerde alternatif durumuna geliyor. İçten içe kaynayan bu heyecan, partili kadroları ne kadar sarmış durumda ve bu heyecanı, siyâsî faaliyetler skalasındaki hangi kategori içerisinde değerlendirecekler bilmiyorum, fakat, bu heyecanın dalga dalga yayılması için, sebebi ne olursa olsun, büyük kısmı, içine düştüğü yolsuzluk çukurunda kendisi debelenen İkitelli Medyası’nın alâkasını beklemek veya tersinden bir bakış açısı ile, alâkasızlığından şikâyet etmek, vakit isrâfından başka bir iştigâl olmayacaktır. Genel olarak medyada yer alabilmenin, Türkiye şartlarında bir takım derin münâsebetlere mahtâc olduğu bir vakıa ve yakın örnekleri hâlen ber-devam, fakat, her şeye rağmen, derin münâsebetleri bir tarafta bırakmak gerekirse, BBP’nin kendisinin ve faaliyetlerinin medyanın ilgisini çekmesinin bir alt yapısının olması gerektiğini de göz ardı etmemek gerekir. Bu alt yapı, önce çok yoğun faâliyetleri ile teşkilâtlardan geçmektedir. Siyâsî faâliyetler cümlesinden telâkkî edilen mitingler, bundan belki on yıl öncesine kadar ilk sırayı alırken, iletişim teknolojisinin bugün vardığı noktada artık, alt sıralara doğru inmiştir. Hele hele alt yapısı tahkim edilmemiş mitinglerin faydası hayli tartışılır durumdadır. Her bölgede en az altı ay uygulanacak bire bir ilişkilerin, bire bir enformasyonun, geniş kitlelere ulaşacak çok yoğun yazılı bilgilendirmenin faydası, gelip geçen mitinglerden çok daha fazla olacaktır.
Siyâseti ve siyâsî kişiliği üzerinde 28 Şubat gölgesini ve cürûfunu taşımayan ve artık milletin yeni ümîdi hâline gelen Büyük Birlik Partisi’nin ve ‘Büyük Birlik Partililer’in, avantajları, başta genel başkanlarının ve partilerinin, hiç bir parti mensubunun başını önlerine eğdirecek hiç bir sicilinin bulunmayışıdır. Bu tertemiz sicil ile, vatandaşın huzurunda en dik durabilecek kadrolardır BBP kadroları. İşte bu kadrolar, yani teşkilâtlar, ulaşmadık bir tek vatandaş kalmamacasına halkı bir enformasyon bombardımanına tutmalıdırlar. Bu enformasyon bindirmesi için de, Genel Merkez’in lojistik desteğine ihtiyaçları vardır.
Hangi yüzyıla atıf yapıldığı belli olmayan ve önü açık bir parantez güdüklüğündeki yüzyılla sözleşmeler yerine, Türkiye’nin çözüm bekleyen en âcil meseleleri ve bu meseleler hakkında BBP’nin çözüm tekliflerine dair, akademisyenlerin o bildik sıkıcı ve teknik terimlerle dolu tekliflerinden ziyâde, açıkça anlaşılabilir ve milletin zihninde karşılık bulabilecek bir “Milletle Sözleşme” metninin milyonlarca adet basılarak ve periyodik zaman aralıkları ile güncelleştirilerek, tüm teşkilâtlarca mümkün olan en yüksek oranda geniş kitlelere dağıtılmalı ve bunun neticeleri de alınmalıdır.
“İktidar olmak liyâkatin hücceti değildir”
Cemil Meriç’in bu sözünün isâbeti, geçtiğimiz dönemde RP iktidarının ve içinde bulunduğumuz dönemde de mHP iktidarının içine düştüğü zillet ile ibretli bir levhaya dönüşmüştür. “Eğer siz iktidara gelirseniz onlardan farkınız ne olacak?” sorusunun cevabını bekleyen bu millete, bu sorunun cevabını vermek için Türkiye’de tüm siyâsî, sosyal, ekonomik şartlar mevcuttur. Zaman, şimdiki zamandır. Milletle Sözleşme beyannâmeleri işte bu soruyu ısrarla cevaplamalıdır. Kısa ve anlaşılabilir bir netlikte ve tercihlerini ve proğramını yapmış, tereddütsüz bir üslûp ile, Türkiye’nin önünü tıkayan siyâsî problemlerin çözüm projeleri insanımıza anlatılmalıdır. “Gazeteniz ve televizyonunuz yoksa, bir bilgisayarınız ve bir matbaanız da mı yok?” gibi bir rasyonel soru karşısında üreteceğimiz bir mâzeret yoktur! “Kapımıza gelecek kimseniz de mi yoktu?” gibi bir soruya ise, korkarım; verilecek cevabı kimse bulamayacaktır!..
Büyük Birlik Partisi, öncelikler sıralamasını yapmalı ve bunu âcilen uygulamaya koymalıdır. İnsanımızın önüne, iktidarı hâlinde uygulayacağı önceliklerini koymalı, bunun altını imzalamalıdır; günü geldiğinde hesabını da vermek üzere...
Özelleştirme
Din-devlet ilişkileri ve bu ilişkilerde BBP’nin konumu
Devlet-birey ilişkileri
Avrupa Birliği
Demokratikleşme
YÖK
Güneydoğu
İşsizlik ve işsizlik sigortası
Adalet reformu
Vergi reformu
Bu ve bunun gibi, Türkiye’nin önünü tıkayan ve âcilen çözüm bekleyen daha pek çok konuda BBP, açık görüşlerini yazılı metinler hâlinde vatandaşa kendi kadroları eliyle ulaştırmalıdır. Devrânın dönüp de, medyanın BBP’yi fark etmesini(fiilî bir durumdan bahsediyorum, yoksa herhangi bir karara istinâden bir bekleyişten tabiî ki söz etmiyorum) beklemek mümkün değildir. Bütün bunların adı seferberliktir, fakat, teftiş edilen, geçen zamanın hesabı sorulan, başarının ödüllendirildiği, başarısızlığın ve ihmâlin de önünün alındığı bir seferberliktir. Bunun için de partinin teftiş kurumlarının faaliyete geçmesi gerekmektedir. Ankara’dan strateji ihrâcı ile yerinde kontrol edilmeyen ve partilisi, arkasındaki entelektüel kadroları, gençliği ile, iştirâk edilmeyen faaliyetlerin yakın zamanda ve verimli neticelerinin alınması pek mümkün görünmemektedir.
Bu yazının son sözü olarak; Büyük Birlik Partisi’nin kadroları ortada görünmemektedir. Bu kadroların birer-ikişer illere yaptığı gezilerin yeterli etkiyi bırakması zordur. İllere yapılan gezilerin daha kalabalık kadrolar ile yapılması ziyaret edilen teşkilât ve ilin tamamı üzerinde çok daha yoğun bir etki uyandıracağı âşikârdır; futbol tâbiri ile, toplu defans, toplu hücum...
Türkiye’nin içinde bulunduğu siyâsî kısırlık, BBP için bir açılım alanıdır.
İktidar denilen törpünün planyadan geçirdiği ve şeffaflık derecesinde incelttiği partilerin iflâsı otomatik olarak BBP için bir yükseliş tramplenidir. BBP, bu yükseliş için hazır olduğunu anlatmalıdır, ikna etmelidir. Bu günün tüm şartları bunun için hazır ve nâzırdır...
Herhangi bir il başkanının kendi ilinde ismen tanımadığı bir muhtar kalmamacasına, muhtarlar ile iletişim kurulmalı, mahallelerin veya köylerin tüm meseleleri il teşkilatında konuşulmalı, ilgili yerler bilgilendirilmelidir. İl teşkilatları, ülkenin genel meselelerinden ziyâde, kendi bölgelerinin problemlerine yönelmelidir.
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi