Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Muhalif Yazıları > Avrupa Birliği; çalışmak istemediğim bir ders...

Avrupa Birliği; çalışmak istemediğim bir ders...


Avrupa Birliği Katılım Ortaklığı Belgesi’nin gündeme düşmesi ile birlikte, ortalığı kaplayan Vatan-Millet-Sakarya edebiyatı yine üzerimize sıçrıyor. Birileri yine bu edebiyatın üzerine taş attı. Gençlik eyyâmımızda o kadar çok dinledik ve izini sürdük ki bu edebiyatın, artık, galiba, hamâsetin en küçük miktarı karşısında bile tahammül mülküm vîrân oluyor. Hele hele bu hamâset, kendi milliyetçilik anlayışlarını bile aradan geçen otuz yıldan fazla bir zamandır, hâlâ, sarâhaten tasrîh edememiş, milliyetçiliği, salonlarda ve yaylalarda şenlik levâzımâtı ve kendi konumlarını sarsacak bir tehlike ânında lâzım gelen bir refleks muhimmâtı olarak görenlerden sâdır olursa bu hamaset, iç kaldıran bir kesafet kazanıyor.


Bu ülkede yıllardır artık neredeyse ilkokullar bile İngilizce eğitime geçmiş, çocuklarımızın, daha çok küçük yaşlarından itibaren öğrenmeğe başladıkları İngilizce’nin mantığı ile zihinleri biçimlenmiş, mantaliteleri bu yabancı dilin belirlediği bir şekil almış ve bu ülke’nin sözde milliyetçileri de bu facia karşısında seyirci kalmışlardır. Bu sessizliklerinin hesabını henüz vermeyen milliyetçi sınıflar, siyâsetçisinden, aydınına ve basınına  kadar bugün Kürtçe televizyon karşısında kenetlenmişler ve ülkenin bölünmez bütünlüğünden dem vurmadalar. Bu ülke’nin dil yâresi onulmaz raddeye varmış, bizim milliyetçi beylerimiz, birden milliyetçiliklerini hatırlayıp, Türkçe aşklarını depreştirmişler ve millî devletten taviz vermeyen çakıl taşı politikalarına soyunmuşlardır.


Milliyetçiliğin(eğer değişmedi ise) en temel unsurlarından birisi, hatta ilki, milletini sevmektir.


Bir taraftan devletin en önemli kuvveti ve daha da önemlisi varlık sebebi durumundaki milletin, binlerce yıllık tarihî birikiminden tevârüs ettiği moral değerleri tahrîp edeceksiniz veya çanak tutacaksınız bu tahrîbâta,  haydi daha insaflı bir tespit ile ifâde edelim; bu tahrîbât karşısında  sessiz kalacaksınız, diğer taraftan da Katılım Ortaklığı Belgesi önünüze geldiğinde bir bardak sudaki fırtına miktarınca esip gürleyeceksiniz!  Bu iç kaldıran hamâseti de, milliyetçilik veya millî değerleri koruma diye yutturmaya çalışacaksınız! Vâ-esefâ!..


Çetelerin, gangsterlerin, üç buçuk mafya bozuntusunun bile cezaevi önlerinde ‘yaşasın devlet’ diye bağırdığı,  devletin ve tabiî olarak milletin alın teri olan servetini birkaç ailenin embesil gençlerine peşkeş çekeceksiniz veya bu peşkeşe göz yumacaksınız, aynı zamanda yine bu asalakların ardındaki siyâsî  gücün izini takip etmeyeceksiniz ve devletin tüm kontrol gücünü yitirdiği bir asayişten sorumlu olacaksınız, ama ağzınızdan devletin bütünlüğü, devletin âli menfaatleri, vatan, millet, milliyetçilik, vatanperverlik gibi kavramlar düşmeyecek! Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu?!


Avrupa Birliği’ne teorik olarak muhalif olmama rağmen, yukarıda işâret etmeğe çalıştığım tâife ile, Avrupa Birliği’ne karşı olmak noktasında aynı safta hizalanmış olmaktan son derece rahatsız oluyorum. Avrupa Birliği’ne girince, Türkiye’de her şeyin güllük-gülistanlık olacağı, üniversitenin ilim-bilim ve özgürlükler yuvası olacağı, milî gelirin âniden on bin dolarlara çıkacağı, fikir hürriyetinin hemen ülkeye yerleşeceği, sosyal adaletin tesis edileceği gibi pek çok mucizenin tezâhür edeceğini zanneden tâife ile aynı safta el bağlamam ise hiç mümkün değil. Bütün bunları tabiî ki istiyorum, fakat, bunun Avrupa Birliği ile sağlanma ihtimalini ciddi bulmuyorum.


Bu hengâmede ise, olan kavramlara oluyor galiba. Vakit, enerji, kaynak kaybettiğimiz gibi, her zaman ihtiyacımız olan bazı kavramlarımızı da hor kullanıyoruz gibime geliyor. Vatan, millet, vatanperverlik, milliyetçilik gibi kavramlar da hor kullandığımız ve içini boşalttığımız kavramların başında geliyor.


Kendi işimizi kendimiz göremiyoruz, demokrasi, insan hakları, sosyal adalet gibi kavramlara muhataplığı zaten hak etmiyor mu bu millet? Bunu Avrupa’nın talimatları ile yapmak zorunda kalmak çok tatsız değil mi sizce de?!


Bu kadar genç nüfusu, bu kadar kaynakları, bu kadar mühim bir coğrafyası olan bir millet için zûl değil mi bütün bu olup bitenler?


Tamam, biz 1600’lerin Osmanlısı değiliz, ama, Avrupa da 1800’lerin Avrupa’sı değil ki!..




Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS