Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Muhalif Yazıları > Kader ağlarını hep iktidar partileri için mi örer?!

Kader ağlarını hep iktidar partileri için mi örer?!



Türk siyâsetinde olup-bitenler, aslında her bir enstantanesiyle ibretlik birer levha hükmünde.


Siyâsî partilerimiz, uzun yılların emeği, bağlılarının insanüstü fedakârlıkları ile çok çileli yollardan geçerek iktidarın ucunu yakalayabiliyorlar. Bir nev’i siyâsî hayatlarının mürüvvetini görüyorlar, kerevete çıkıyorlar anlayacağınız.


Ne oluyorsa orada oluyor ve her şey tepe taklak vaziyetine dönüşüyor iktidar mevkiinde. Ne fikirden eser kalıyor, ne ideolojiden, ne ahlâkî prensiplerden ve ne de vazgeçilemezler listesi kalıyor meydanda. Uzun yılların tüm birikimi, birden bire şeytan aldı götürdü misâli, toz olup uçuyor adetâ.  Siyâsî ekollerin, partilerin varlık sebebi ve fikir sistemlerinin dibâcesi hükmündeki fikri dayanaklarının dahi esâmisi okunmuyor.


Bahis konusu bu süreçte yara alan NP-MSP-RP geleneğinin iktidarda içine düştüğü acınası durum, başlı başına siyâsî araştırma alanı. Otuz yıllık siyâsî mücadelelerinin iktidar neticesi, yani siyâsî mürüvvetleri, tüm siyâsî ekoller için ve daha önceliklisi ise, bu geleneğin artçıları için bir tecrübe deposu.


Sanki kader ağlarını örüyor ve iktidar partilerine sürprizler hazırlıyor. İsrail ile ilk anlaşmayı FP’ne imzalattırıyor meselâ! Veya mütedeyyin kesimler üzerindeki ilk baskılar, yine aynı partinin iktidarına tesâdüf ediyor. Yıllarca İslâm Ortak Pazarı diye avaz avaz bağıran Erbakan geleneği, devr-i iktidarlarının daha ilk duraklarında Kaddafi’den azar işitiyorlar. Sarığın kaç metresinin ne kadar sevâba tekâbül ettiğini hesaplayan RP milletvekillerinin iktidarında, sokaklarda sarıklı avına çıkıyor polis kuvvetleri ve sarıklılar kaçarken sarıkları hâk ile yeksân oluyor. Nihâyetinde, RP’nin, iktidar döneminde kaderin ördüğü ağlara takılıp, hâlâ da orada takılı kaldığına şahittir bu ülke, kurtulmak için bir çaba sarf ettikleri de söylenemez!


Kaderin iktidar partilerine ördüğü ağlara takılan iki parti var bugün. Bunların farkı, takıldıkları ağı problem etmiyor gibi görünmeleri veya gerçekten problem etmeyişleri.


MHP ve DSP.


İktidar mevkiindeki partiler için ne kadar çekilmez bir durumdur bu bilmiyorum ve aslında yaşanmadan hissedilmez oluşuna bir itiraz geliştirecek argüman zenginliğimiz yok; muhalefet pozüsyonumuz icâbı. Fakat, olan biteni tahlil etme hakkımızı kullanmaktan da imtinâ edecek değiliz.


Yıllarca dış Türkler gibi bir idealiniz olacak ve zihinleri/gönülleri bu ideal ile donanmış yüz binlerce genç yetiştireceksiniz, Türkistan gibi bir kara sevdanız olacak ve nihayet yakaladığınız ve bir ucundan tuttuğunuz iktidarınızda, binlerce Türk’ü katleden, binlerce Türk kızının nâmusunu pâymâl eden Çin Başbakanı  kâtil  Zemin’e devlet liyâkat nişanı takmak da size nâsip olacak, işte MHP’ye kaderin cilvelerinden biri, olacak iş mi yani şu üç günlük iktidar mürüvvetinde?!


1980’li yılların başından itibaren ülkeyi kana bulayan PKK terörü karşısında, altı ay hazırlık-altı ay temizlik stratejisini temel siyâseti hâline getiren ve (bugün istedikleri kadar reddetsinler)APO’nun idamı üzerine  politika yapan mHP,  iktidarının hemen daha bidâyetinde bir büyük sürpriz ile karşılaşıyor ve APO’nun idamının ertelenmesi gibi bir siyâsî kader ile yüz yüze geliyor. Kader, ağlarının içine mHp’yi de alıyor ve APO’nun idamı buzdolabına kaldırılarak soğutmaya alınıyor. Böyle bir ikidar dönemi öngörmüyordu şüphesiz kimse, fakat, kader bu, nasıl bir ağ öreceğini kestiremiyorsunuz ki! Antalya’dan beklemediğiniz bir sayıda milletvekili çıkarıyorsunuz ve tesâdüfen bu milletvekili de bir hanım oluyor, buyrun buradan yakın işte! TBMM’de bu hanım milletvekîlesinin başörtüsüne sahip çık çıkabilirsen! Çıkamıyorlar ve çâreyi başını açtırmakta buluyorlar hanım milletvekîlesinin. Milletvekîlesinin elinden gelen ise, yemin metnindeki insan hakları bölümüne vurgu yapmaktan öteye gidemiyor...


Türk siyâsetinin Karaoğlanı Ecevit’in devr-i iktidarında başına gelenler ise pişmiş tavuğun başına gelenlerden az değil aslında, fakat, kendisinin aldırdığına dair bir âlâmet yok ortada. Türk solunun acar çocuğu Ecevit, bir zamanlar halkı tribünden sahaya davet eden Ecevit, 12 Eylül darbesine karşı kaleminin ucundan damla damla demokrasi akıtan Ecevit, dürüst politikacı imajının sermayesini hâlâ tüketemeyen Ecevit, en solcusundan refikası Rahşan Hanım ile birlikte, solculuğun olmazsa olmazı hükmündeki, ezilen sınıflar  için mücadele gibi bir siyâsî argümandan haberleri bile yokmuş gibi görünüyorlar. 1970’li yıllarda işçi sınıfının iktidarından söz eden sanki onlar değilmiş gibi davranıyorlar. Partilerine, sanki, babalarının terekesinden çıkmış gibi sahipleniyorlar. İşin en trajik tarafı da; sol bir partinin genel başkanı Ecevit iktidarda ve siz kimlerin kurtarılmaları gerektiğini düşünürsünüz? Banka hortumlayanların mı, yoksa işçinin, köylünün, esnafın, sokak çocukların, kimsesiz kadınların mı?!


Hayatınız boyunca işçi, köylü, esnaf diyeceksiniz ve iktidarınızda ise, bu sınıfların alın teri ve emeğinin üzerine kene gibi yapışan sermaye sahiplerinin  kılıcını sallayacaksınız, bu da yetmiyormuş gibi, devleti soyan ve bankaların içini boşaltan bu insanlar için af çıkarmanın yollarını arayacaksanız.


Buna kader ağlarını örüyor denmez de ne denir?


DYP mi?


O, Demirel’in ağında debelenmekten iflâhı kesildi.


Ya ANAP?


O, kendisi zaten örümcek ağı gibi, statükonun ağında kalmaktan memnun ve mutlu ve hatta MESUT...


İktidar günlerinde örülen bu ağlara takılmadan siyâset yapılamaz mı?


Bu soruya hayır cevabını vermek demek, insanın veya herhangi bir partinin kendisini inkâr etmesi demek  olur ki, bu da siyâsî faaliyetlerine devam etmesini mânâsız kılar.


Bu sorunun cevabı, en azından teorik olarak evettir. Bu ağların rağmına siyâset yapılır. Bu ağlara takılmak kader değildir.


Nasıl mı?


That is just problem, to be or not to be!


En azından  iktidar koltuğunu, vazgeçebileceklerinizin ilk sırasına  almanız gerekir.


Sizden öncekilerin başına örülen ağların neticesinde ortaya çıkan malzemeyi, kendi tecrübe hânenize artı değer olarak kaydetmeniz gerekir.


Galiba en hayırlısı da, bu konu etrafında uzun uzun düşünmek ve üretmek gerekir...


Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS