Siz siz olun,
Düğmenizi ortalıkta bırakmayın!
Siz siz olun ve düğmenizi öyle ortalık yerde, ayak altında bırakmayınız sakın. Çünkü, düğmenize kimin basacağı ve basılan düğmenizin hangi mekanizmaları harekete geçireceği belli olmaz, hafazanallah, olan biten herşeyin müsebbîbi oluverirsiniz de, farkına bile varamazsınız. Bu ülke düğmeci dolu. Türk siyâsî hayatı düğmesiz yapamaz, dolayısı ile düğmeler oldukça da, düğmelere basan birileri muhakkak olacaktır. Türk milletinin en fazla malûmat sahibi olduğu bir eşya olan düğme, siyâsetçilerimiz sâyesinde eşyadan bir kavrama dönüşmüş ve siyâsetin, asâyişin, ekonominin, rejimin hatta ve hatta zaman zaman devletin bekâsı bile basit bir eşyadan, devletlû bir kavrama dönüşüveren işte bu düğmeye bağlanmıştır.
METAL DÜĞMELER – KEMİK DÜĞMELER
Türkiye’de metal düğmelerle kemik düğmeler arasında bir rekabet(savaş dememek için) hep olmuştur. Şimdiye kadar kemik düğmelerin şöyle şanlı bir zaferine şahitliğimiz yoktur, lâkin metal düğmeler açık ara liderliğini hep sürdürmüşlerdir. Hatta bırakınız düğmeye basmayı, ana şalter de hep metal düğmelerin elinin altında olmuştur hep.
Bu durum, bildik demokratik/siyâsî sistemler için eğer bir suç/maraz teşkil ediyorsa, bu suçun sahibini siyâsetçe tâifesinde aramak gerek. Çünkü, siyâset dışı mercilere düğme servisini yapan, elinin altındaki düğmeye basmaktan âciz olan siyâsetçi tâifesidir. Ayrıca mezkûr tâifenin, düğmesine bastırmaktan zaman zaman keyif oldığı da alenî bir vakıadır bu ülkede.
Çok gerilere gitmeğe gerek yok, daha yakın zamanda ülkenin hayatî meseleleri hep düğmeye basılarak hâl yoluna konmuştur.
Gelecek nesillerin hayatı, sekiz yıllık eğitim ile, nerede olduğu bir türlü tespit edilemeyen o malûm düğmeye basılarak ancak garanti altına alınmıştır(!). O garanti ile toplanan ve toplanmağa devam edilen vergilerle Türkiye’nin en ücrâ köşeleri bile okullarla donatılmıştır da, ilkokuldan lise son sınıfa kadar ülkenin tüm öğrencileri bilgisayarlı eğitime geçmişlerdir. İşte bu çağlar üzerinden sıçrama vaziyetleri de, o düğmeye basılmakla gerçekleştirilmiştir. Şimdi birisi çıksın da, ülkenin her hangi bir yerinde, bizim öğretmenimiz yok, bizim okulumuz kapalı, bizim çocuklarımız okullarına kilometrelerce yürümekle ancak gidebiliyor desin ya! Mümkün değil, bunu biliyorsunuz(!).
Hele hele düğme ve düğmeci hazretlerinin, Ana-yol hükümetinin iktidarında irticâın önlenmesindeki rolünü unutmak mümkün mü? Mümkün değil! Siyâsetçilerimizin ‘buyrun siz önden basınız / rica ederim siz basınız/ aman efendim lûtfen, bizi mahçûp ediyorsunuz siz basınız’ merâsimleriyle hangi düğmelere kimler tarafından, nasıl basıldığını televizyon ekranlarından naklen izlemiş bir toplumuz. Susurluk’un ardından basılan düğmelerle, ansızın fark edilen tarikat skandallarının açığa çıkmasında metal düğmelerle - kemik düğmeler arısındaki rekabeti hatırlıyorsunuz.
Apo’nun paketlenip Türkiye’ye getirilişinin/gönderilişinin hemeh akabinde, Apo ile ilgili idam kararının TBMM’de bekletilmesi kararının ardından, basılan düğmenin harekete geçirdiği mekanizma ile Hizbullah adlı terör örgütünün, ülkeyi mezar evlerle nasıl donattığı da biliniyor. Yıllardır fark edilemeyen Hizbullah cinâyetleri nasıl olduysa birden bire açığa çıkmış, etrafımızın, insanların kafalarına çivi çakan katillerle dolu olduğunu dehşetle fark etmiş/izlemiş idik. Devletin onca güvenlik örgütü, yıllardır, düğmeye basılmadan harekete geçememiş, ancak birilerinin düğmeye basmasıyla kendine gelmiş ve Hizbullah örgütünü çökertebilmişti(!).
Geçtiğimiz günlerde kimsenin sahiplenmediği infaz yasası kılığındaki altındaki af yasasının ardından, cezaevlerinde patlayan ölüm oruçları da yine, bir yerlerde basılan düğmeye bağlanmıştı.
Bu günlerde ise yine faaliyetde düğme ve düğmeciler.
Enerji Bakanlığı’ndaki yolsuzluklarla ilgili kimin düğmeye bastığı krize dönüştü. Toplumumuzun çok yakından tanıdığı o uslûp ile, ‘bir üst düzey askerî yetkli’ imzası ile Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan haberle ortalık karıştı, çünkü, Enerji Bakanlığı’ndaki yolsuzluklarla ilgili başlatılan kovuşturmanın sahipliğini siyâset dışı bir sınıf üstlenmişti. Ardından başlayan tepkilerde bendenizi en çok etkileyen tavır Başbakan Ecevit’den geldi. Ecevit, ekranlara da yansıyan sinirli hâliyle ‘bu şin üzerine sertçe yürüyeceğini’ söyledi. Düşünsenize, Ecevit, yürüyebilecekMİŞ. Ne mutluluk! Ayrıca demeci veren askerî yetkiliyle ilgili İŞLEM YAPILMASI istedi Ecevit. Aklıma hemen önceki hükümetin başbakanı Erbakan geldi. Erzurumda bir general, ülkenin başbakanına ağza alınmayacak sözler sarfetmişti, sonradan nasıl bir eşlem yaplmıştı acaba o general hakkında?
Beyaz operasyonla birlikte en fazla hareketlenen siyâsetçi nedense Mesut Yılmaz oldu. Enerji bakanının iki dönemdir kendi partisinden olduğundan olsa gerek çok alınganlık gösterdi ve 28 Şubat döneminin Mesut Yılmaz’ı gitti, yerine tepeden tırnağa kadar sivilleşmiş, sıkı bir statüko savaşçısı Mesut Yılmaz geldi. Bu tür haberlerin siyâsetçileri kötü ve kirli gösterdiğini ifâde ederek ‘düğmeye biz bastık’ diyen jandarma komutanı ile igili haberi ‘yüz kızartıcı’ olarak niteleyip, bu durumdan ‘utanıyorum’ dedi. Bu gelişmeleri dışarıdan izleyen birisi, Mesut Yılmaz’ın bu demeçlerini ve tavrını görse, bu politikacı hiçbir aklama oylamasında bulunmamış, kendisi ve rakibiyle(Çiller) ilgili aklama oylamalarında TBMM’de değil de, Almanya tatilde bulunuyormuş sanacak; PES DOĞRUSU! Mesut Yılmaz çok etkili laflar ediyor. ‘Tümüyle siyaset kurumunu yargıladığınız zaman ortada başka çözüm bırakmıyorsunuz. Siyasete yüklenen, siyasetçileri kirli gösteren gazetecilere soruyorum. Yeniden askeri yönetim özlemi mi va?’. Ne kadar etkileyici değil mi? Sanki ‘Mavi Akım’ projesi ile ilgili ihaleleri veren ANAP ve ANAP’ın Enerji Bakanı Cumhur Ersümer değil de başka bir parti ve bakanı! ‘Mavi Akım’ projesinde Samsun-Ankara arası boru hattının döşenmesi sorumluluğunu Rus Gazprom şirketinden alan şirketler sanki, eski ANAP ilçe başkanı Vehbi Özkoç(ÖZTAŞ) ve yine ANAPlılarla yakın ilişkisi bulunan Turhan Hazinedaroğlu(adamın adı bile parayla ilgili) değil de, bir başka ülkenin şirketleri. Sanki, hâlâ ortada bulunmayan bu proje ile ilgili 52 milyon dolarlık avansı alanlar başkaları imiş gibi vâveylâ kopartıyor Mesut Yılmaz ve vâveylâsını da yüksek siyâsî fikirlerle tezhîb ediyor. Bu arada, bu yolsuzlukların üzerine gitmeğe ömrü yetmeyen ANAP milletvekili Hayretin Uzun’a Allah’tan rahmet niyaz ediyorum.
Düğme ile ilgili bu kez bu denli fırtına kopartılmasının sebebi kamuoluna pompalandığı gibi, düğmeye kimin bastığı değil, bu sefer basılan düğmenin harekete geçireBİLECEĞİ mekanizmanın çarkları altında kimlerin paramparça olaBİLECEĞİDİR. Hakiketen birileri, bu mekanizmanın altında kalır mı? Zannetmiyorum. Batık bankalarla ilgili varılan nokta artada, işin siyâsî ucu ile kimsenin ilgilendiği yok. Sanki bürokratlar kendi başlarına işadamlarıyla elele batırdılar o bankaları ve batık bankaların arkasındaki ‘şapkalı’ ve ‘emekli ortadoğu uzmanı’ şahıs, bankalar hortumlanırken, ‘yapmayın, etmeyin’ diyerek yarım yarım yalvardı ve bu yalvarmalar da ‘ses kayıtlarında’ mevcut sanki!
Bana sorarsanız, bu kez düğmeye kimin bastığı umurumda bile değil!
İster metal düğmeler, ister kemik düğmeler, yeter ki, beyaz enerji operasyonu en üst mercilere kadar kovuşturulabilsin ve netice alınabilsin!
Basılan düğme ile harekete geçenler, siyâsî kesimler üzerine gidelebilecek mi, yoksa iş yine rejim meselesi hâline dönüştürüp, safları daha da bir sıklaştıran hükümetin başbakanı Ecevit bu işten beyaz enerji mi yükleyecek kendisine?
Siz siz olun düğmenizi ortalık yerde bırakmayın!
Aslında en iyisi fermuar galiba...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi