Bütün Giritliler yalancıdır...
Anayasa Mahkemesi’nin ‘varlık sebebi’ne dair ne zaman düşünsem, içinden çıkamamışımdır. Anayasa Mahkemesi niçin vardır, ne iş yapar, hangi boşluğu doldurur, hangi hukukî / idarî ihtiyaçlara cevap verir? Bu tür sorulara doğru dürüst bir cevap hiç bulamamışımdır.Yasama organı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Anayasa Mahkemesi’ni bir arada düşündüğümde aklıma hep o felsefî paradoks gelir; ‘Bütün Giritlilir yalancıdır, ben de bir Giritliyim’.
Türkiye Büyük Millet Meclisi eğer yasama organı ise, ki öyle, Anayasa Mahkemesi’nin faaliyet alanı nedir? Eğer hakikî(en-öz-harbi) yasama organı Anayasa Mahkemesi ise, o hâlde TBMM niçin yasama organıdır? Birileri fenâ hâlde ketenpeleye geliyor ve birileri ustaca yalanlar söylüyor! Peki Kim Giritli?
Anayasa Mahkemesi’nin, TBMM’nin yasama görevini ‘denetleme’ fonksiyonunun ne mânâya geldiği üzerindeki ufak bir zihnî faaliyet, Türk demokrasisinin içinde bulunduğu ‘yönetim kaosu’nun vardığı kerteyi açığa çıkarmağa kâfi ve de vâfidir. Milletin irâdesinin tecellî mekânı olan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ‘seçilmiş’ üyelerinin, uzun çalışma saatleri neticesinde çıkardığı yasaların, Anayasa Mahkemesi’nin ‘atanmış’ üyelerinin ‘anayasaya uygunluk’ kontrolünden geçirilmesi gibi bir durum karşısında neler hissettiğini hep merak etmişimdir. Güvenilmez ve ne yapacağı, nasıl bir yasa çıkaracağı belli olmaz adamlar konumunda görmemişler midir kendilerini acaba? Niçin, eğer çıkardığımız yasaların anayasaya uygunluğu denetlenecekse, bunu da TBMM içindeki hukukçu milletvekilleri yapabilirler demezler hiç?
Anayasa Mahkemesi’nin Türk idarî yapısındaki pozüsyonu çok komik bir pozüsyon!
Sanki ‘birileri’ oturup düşünmüşler ve bir gün TBMM’ye ‘tekin olmayan’ miletvekillerinin seçilmesi durumunda(bu ihtimal de demokrasinin cilvesi galiba bu zevât için), çıkarmaları muhtemel yasaların uygulanmasının önüne nasıl geçebeliriz sorusuna cevap aramışlar ve sonunda çareyi TBMM’nin üzerinde bir kurum oluşturarak Anayasa Mahkemesi’ni bulmuşlar. Görevlerini de düşünmüşler bu kurumun; TBMM’nin ‘tekin olmayan’ seçilmiş üyelerinin ‘kadîm hükmetme’ geleneklerine aykırı düşecek yasa çıkarma ihtimali üzerine, bu yasaların anayasaya uygunluğunu denetleme adı altında bir bariyer oluşturmuşlar. O gün bu gün, TBMM zaman zaman bu bariyere takılmış durmuş.
Bu gün de parti kapatmaları zorlaştıran 69. maddenin değiştirilmesi çalışmaları iktidarın ‘uzlaşma’ çabalarının rağmına yine Anayasa mahkemesi bariyerine takıldı; üstelik, hâlen yargı sürecindeki bir kapatma dâvâsının üzerine, mahkemeye tesir edecek bir biçimde, hiç bir hukukî kaygı gözetmeden.
28 Şubat’ın tevlîd ettiği bu hükümet, belki tevlîd ediliş sebeplerinden olsa gerek, Anayasa Mahkemesi’nin kendisine yönelik bu ‘muhtırası’ndan yine rahatsız olmadı. TBMM’nin üzerinde sallanan kılıçların bir değil birden fazla olduğu da ortaya çıktı bu arada. Hep MGK’dan gelecek değil ya muhtıralar. Biraz da sivillerden(!) gelsin. Hükümetler/siyâsîler muhtıraların altına yatmağa razı oldukları müddetçe, sırtlarına muhtıra vuracak olan çok olur bu ülkede. İster sivil, ister asker ne fark eder ki!...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi