Rahmetli Muhalif’e tâziye beyânındadır...
Gazetemizin ismi değişti, şimdi neler değişecek meraktan çatlıyorum...
Gazetenin, yani Gelecek’in ilk sayısını eline alıp da heyecanlanan kimse var mı, bu da merakımı gıdıklayan sorulardan. Muhalif’in ardından bülten gibi göründü gözüme, 1980’li yılların dergileri gibi... Spotların sol üst ve sağ alt taraflarına bir önceki sayıdan büyük puntolu virgüller kesip yapıştırdığımız dergiler gibi... Heyecansız, tatsız... İlâve havasında... Kâğıdı bile, bana inat sanki, o yıllardan kalma gibi idi... Bir apartmanın zemin katında gizlice basılmış sanki... Öfff...
Muhalif’in isminin değişikliği de mânidar bir zamanlama.
Bu ülke’de muhalefetin TBMM kürsüsü önünde boğulduğu bir haftaya isâbet etti. Mânidardı doğrusu!.. Nereden bakarsanız bakın bir tasarım hârikası!..
Bakın, Muhalif’in ilk sayısındaki ilk parağrafımda neler yazmışım:
“Sayısız geleneğinin içinde şöyle adam gibi bir muhalefet geleneği barındırmayan ‘bu ülke’de, ağzımızın tadı ile artık muhalefet yapabileceğiz galiba, ne dersiniz? Yoksa hevesimiz kursağımızda mı kalacak ve ‘kadîm hükmetme gelenekleri’ne kurban mı olacağız?!
Bu iki ihtimal, havf ve recâ gibi; tabîi ki temennimiz, recâ etrafında pervâne olmak!...”
Neticede ‘kadîm hükmetme gelenekleri’ne boyun eğdik. Bu sefer gelenek aşağıdan bastırdı ve yukarısı da pabuç bıraktı.
Değişikliğin gerekçeleri hakkında yazmak istemiyorum, kimseyi kırmamak için; yok efendim, bir siyâsî gazetenin adı Muhalif olur muymuş, yok efendim bu, peşînen iktidar fikrinden uzaklaşmakmış gibi saçmalıklar... Oysa varlık sebebimiz, ortaya çıkış sebebimiz Muhalif. Haksızlığa, karanlığa, soyguna, fikirsizliğe, ehliyetsizliğe, istismara, irtikâba, iltimâsa... Hülâsa tüm kötülüklere Muhalif... Tarihin tüm soylu değişimleri gibi...
Sanki bu ülke’de şöyle esaslı bir muhalefet varmış gibi... Sanki bu ülke’nin iktidarları muktedirmiş gibi...
Muhalefet deyince, ‘hoşafın yağı kesildi’ diyerek kazan kaldıran yeniçeriden başkasını hatırlamayan bu coğrafya, Muhalif olarak da Deniz Baykal’ı bilir. Ne kazan kaldıran yeniçerinin kaldırdığı kazan muhalefettir, ne de Deniz Baykal muhalif. Yeniçerininki maraza çıkartmak, Baykal’ınki ise kuru bir inat... İkisininki de soylu bir değişimin argümanlarından ve ikliminden yoksun, kadroları da Muhalif ruhundan...
Muhalefet başka bir şey.
Muhalefet, ‘perdedeki esrardır, zuhur eder’...
Muhalif, her şeye muhalefet edebilir; her konuda itiraz sesleri yükseltebilir sadrından. Bu sesleri bazen sadrından satırlara dökülür, bazen de rû be rû söyler Muhalif. Her konu hakkında uzman olduğundan değildir bu; empatik hassaları şaşılacak derecede tekâmül etmiştir ve bu empatik hassaları ile marazı ayıklar. Bu san’ata dair de olabilir, siyâsete, edebiyâta dair; hatta spora dair bile olabilir ve spora da müdahale eder...
Herkesin sustuğu demlerde Muhalif’in sesi yükselir. Tek başına olup olmadığını fark etmez bile itiraz ederken. Ne arkasına bakar; gelen var mı diye, ne de sağını solunu kollar; kendisine yoldaş aramak için. Muhalif yalnızdır, dostları vardır yalnızca; avânesi asla olmaz, olamaz; eşyanın tabiatına aykırıdır bu. Korku belâsına, ya da ‘aman bana bulaşmasın’ gibi estetikten bile yoksun bir korkaklıkla çitler örerler etrafına Muhalifin; ancak kendilerinin istedikleri zaman atlayabilecekleri yüksekliktedir bu çitler. Muhalif, ‘yangında ilk kurtarılacak’lar listesine hiç giremediği gibi, böyle bir titizliğe hiçbir zaman muhatap olamamıştır, böylesi bir kaygıdan da berîdir. Oysa yangında ilk kurtarılacaklar tâifesi, muhalifûnun yed-i mübârekelerine bir damla bile su damlatamamışlardır tarih boyunca, damlatamayacaklardır da. Çünkü; Muhalif, ‘perdedeki esrardır; zuhur eder’...
Şimdi, ‘yalnızca ismi değişti, muhtevâsı değil’ diyecekler olacaktır. Peşînen cevap vereyim; ‘kendi isimlerini değiştirsinler, şahsiyetleri değişecek değil ya! Meselâ, ha Şâban, ha Orçun ne farkeder!...’
Evet... Yazımın başlığında belirttiğim gibi; bu bir Muhalif’e tâziye yazısı.
Bu konuda istediğimi yazmağa hakkım var ve yazdım, kimse kızmasın, darılmasın!..
‘Gelecek her hafta gelecek’ nasıl slogan ama?!
‘Gelecek’ ismi hayırlı olsun bu arada, maksad hâsıl olur inşâallah...
Bu arada unutmadan, gazetemizin geçen haftaki sayısında Sercan Yem’in o sevimli reklâmını yazımın altına yerleştiren teknik servis görevlisine hususen teşekkürü bir borç bilirim...
Hâmiş: Avustralya’daki trafik kazasında hayatını kaybeden muhterem Esad Coşan Hocaefendi’ye Allah’tan rahmet, ailesine ve sevenlerine başsağlığı diliyorum.
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi