Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Gelecek Yazıları > Barbarların istilâsı...

Barbarların istilâsı...


“Bir subay sırayı bozan eri tokatlayınca Tolstoy, ‘utanmıyor musun’, diye çıkışır meslektaşına, ‘insana böyle muamale edilir mi?’ İncil’i okumadın mı sen?’ Öbürü cevap verir: ‘Beni İncil değil, askerî yönetmelik ilgilendirir”.


Üniversite; bilimin-fikrin mâbedi...


Bekçileri; aydınlar, hocalar ve fikir nâmusu...


Üretken ve sorgulayan, her şeyi peşînen kabul etmek yerine, araştıran, tecessüs sahibi ve kalite kaygısı taşıyan, tâbi olan değil iknâ olan, mâruz kalan değil tercih eden, yerle bir eden değil tenkîd eden, kendini ve tarihini Batılı kavramlarla değil kendi kavramlarıyla tanımlayan,  tartışabilen ve kavga etmeyen fakat anlaşamasa bile konuşabilen, fikri hür, vicdânı  hür bir gençlik  için, yeşerebileceği, filizlenebileceği  münbit bir toprak olması gereken üniversitenin başında, bir ‘barbar istilâsı’ hükümfermâ nicedir ‘bu ülke’de. İçinde bilimin, fikrin, şahsiyetin esâmisinin okunmadığı üniversitemizin, mâruz kaldığı istilâdan kurtulma ihtimali var mıdır, açıkçası böyle bir ihtimalden söz etmek kendimizi kandırmak olacak gibi...


Geçtiğimiz hafta ‘bu ülke’de bir üniversite ‘irticaî faaliyetleri’ gerekçesi ile kapatıldı; Fatih Üniversitesi... Bu üniversitenin kimlere ait olduğu, arkasında kimlerin bulunduğu(eğer öyle ise), öğrenci prototipi gibi konularla hiç mi hiç ilgilenmiyorum. Kapatılma gerekçesi olan ‘irticaî faaliyetler’ adı altındaki ‘barbarlıklar’ ise artık içimi bulandırıyor. Asıl tragedya bir üniversitenin kapatılmış olması... Bu kapanışın ardından da, üniversitenin ‘kart hâmili yakîn’lerinin dışında  hiç bir esaslı tepkinin gelmeyişi, ne aydınlardan, ne halktan...


Barbarların istilâsına uğrayıp kapatılan bu ilk üniversite, bakalım ardından hangileri gelecek?!


İstilâ kararını alan YÖK Başkanı Kemâl Gürüz şöyle buyurmuş bir toplantıda:


“Üniversiteleri sık sık, sürekli denetliyoruz. Hepsi kontrolümüz altında, merak etmeyin”...


Kontrol altında bir üniversite!


Üniversitelerin nesini kontrol ediyorlar acaba sık sık? Hesaplarını mı, elektriğini mi, suyunu mu, doğalgazını mı?


Hayır... Öğrencilerinin, hocalarının ve galiba muhtemelen sahiplerinin kafalarının içindeki düşüncelerini okuyorlar ve kontrol ediyorlar. Ardından da, bu düşüncelerin üniversiteyi kapatacak ölçüde yasak kapsamına girdiğine karar verip, harekete geçiyorlar.


Bunun arkasından ne gelecek acaba, barbarlar nerede duracaklar? 


Liselerdeki öğrencilerin kafalarının içindekileri de okuyacaklar ve liseleri de kapatacaklar mı? Çünkü onların zararlı gördüğü düşünceleri taşımak için imam-hatip liselerinde okumak gerekmiyor ki! İlköğretim okullarımızdaki çocuklarımızın oyunlarındaki tiradlarını gizliden dinleyip, okul çıkışında yakınlarındaki bir camiin tuvaletlerine gidip gitmediklerini veya sakallı bir seyyar satıcıdan şeker alıp almadıklarını, aldıkları şekerlerin sarılı oldukları kâğıtların yeşil olup olmadıklarını da kontrol ederler mi acaba? En iyisi mi barbarlar için kestirme bir metot tavsiye edelim; tüm okulları kapatsınlar, evet.. tüm okulları kapatsınlar... Zararsız(!) okul, hoca  ve öğrenciler de yanacaklar bu arada ama olsun ne fark eder? Yeter ki zararlılar okumasınlar!


Tıpkı engizisyon rahipleri gibi; ne demişlerdi onlar?


“Hepsini öldürün, Tanrı kendisinden olanları tanıyacaktır nasılsa!”...


Zavallı Türkiye! ‘Bu ülke’den gitmek isteyenleri anlıyorum; ben inadına buradayım, ama, gitmek isteyenleri anlıyorum...


‘Bu ülke’nin üniversitelerine dair, ‘bu ülke’deki okuma , ilmî araştırma, kitap basma gibi istatistiklere bir göz atalım. Barbarların üniversite kapatırken niçin bu kadar fütursuz davrandığını belki anlayabiliriz(!).


 ABD'de bir yılda 72500 çeşit kitap basılıyor. Almanya'da bir yılda 68000, Japonya'da 42000, Fransa'da 27000, Türkiye'de ise bir yılda sadece 7000 kitap basılıyor.


Bin kişiye düşen kitap sayısını da dikkate alırsak diyebiliriz ki, ABD'de bin kişiye düşen kitap miktarı 4000 dir. Almanya'da bin kişiye 2700 kitap, Fransa'da bin kişiye 1700 kitap, Japonya'da bin kişiye 1000 kitap düşüyor. Türkiye'de ise bin kişiye düşen kitap miktarı sadece 7'dir.


Batı Dünyası'nda kitap, insan ihtiyacının 18. sırasında yer alıyor. Türkiye'de ise kitap, ihtiyaçlar listemizde 122. sıraya kayıp gitmiş.



Devlet bakanlığımızın yaptırdığı bir araştırmaya göre anlaşılmıştır ki, gençlerimizin %69'u okumuyor veya ne zaman bir kitap okuduğunu hatırlamıyor.


ABD'de bir yılda 204 bin ilmi araştırma yapılıyor. İngiltere'de bir yılda 42000, Almanya'da 26000, Japonya'da 23000 ilmî araştırma yapılıyor. Türkiye'de ise bir yılda yapılan ilmî araştırma sayısı sadece 6000 civarındadır.


İşte gördünüz; barbarların istilâ ettiği bir üniversitenin lafı mı olur?


Fikrin, ilmin, bilimin mâbedi olan üniversitenin Türkiye’deki durumu bu. Türk fikir dünyasının içinde bulunduğu perîşânlığın, kabızlığın sebepleri de bu istatistiklerde yatıyor. Hâlâ gelenek gelenek deyip de içini dolduramayışımızın, manevî değerler diye tutturup da bu değerlerin ne olduğu konusunda hiç fikrimizin olmayışının, kendimizi, kendi kavramlarımızla ifade edemeyişimizin, son yirmi yılda ortaya konan mevkutelerin muhtevasının üç aşağı beş yukarı aynı oluşunun,  tenkide tahammülümüzün olmayışının,  muhalefet geleneğimizin oluşmamasının, güvenilir ve düşünen insan tipine değil de sâdık(!) insan tipine yatırım yapışımızın ve içinde bulunduğumuz hâl-i pür melâlimizin sebeplerinin kâhir ekseriyeti bu istatistiklerde yatıyor ve daha pek çok marazın... 


Hey hât! Öylece yatıp duruyor!


Mesele de bu ya zaten...  


 



Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS