Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Gelecek Yazıları > Değişimde İlk Değiştirilecekler...

Değişimde İlk Değiştirilecekler... 


Siyâsî hayatımızı görünürde tıkayan iki unsur var bugün: Siyasî Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu.


Siyâsî hayatımızın ve demokratik gelişmemizin önündeki iki günah keçisi olarak hemen herkesin haklı olarak ‘değişimde ilk değiştirilecekler’ listesinin başında yer alıyor bu iki kanun. ‘Yangında ilk kurtarılacaklar’ arasında da belki bu iki kanun var birilerinin kafasında, bu kadar önemli iki kanun bunlar.    



Çok partili hayata geçtiğimizden bu yana, siyâseti kazanç ve sosyal sınıf atlama kapısı olarak görenler bu iki kanundan memnunlar, onlar için problem yok. Çünkü hâl-i hazırdaki statülerinin devamı için vazgeçilmez iki kanun, SPK ve Seçim Kanunu. Toplumun sahip olduğu(en azından teorik olarak) siyâsî zenginliğin Yürütme’ye yansıması mümkün değil bu kanunlarla, çünkü % 10’luk ülke barajı pek çok partinin oylarının başka partilere dolaylı olarak ‘yazılması’na sebep oluyor. ‘Oyum boşuna gitmesin’ gibi bir ‘yüksek zekâ ürünü’(!) kaygıdan hareketle, seçmenler de tercihlerini ‘dolu’(!)ya kullanıyorlar ve siyâsî yelpazenin önemli aktörleri böylece Yürütme’nin dışında kalmış oluyor. Böylelikle ülke hem iktidardan oluyor, hem de muhalefetten. Bugünkü TBMM oluşumu bu marazı en yüksek ölçüde  içinde barındırıyor.     



Siyâsî Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu bizim siyâsî hayatımızın artık kaşar kıvamındaki aktörlerine çeşitli rüşvetler sunmakta. Sittîn sene süren ve bir zaman sonra artık müktesep hak telâkkî edilen milletvekillikleri, milletvekili seçilemeyen adayların muhtelif yönetim kurulu üyelikleri ile tesellî edilmeleri, devlet bankaları ve benzerî arpalıklardan nemâlanmalar bu rüşvetlerden bazıları. Bizim aklımıza gelmeyen kimbilir daha neler vardır? Bütün bunlar, bir yandan siyâsî hayatın itibarını ve siyâsetçi sınıfının güvenilirliliğini hâk ile yeksân ederken, diğer yandan devletin içindeki bürokratik kastın da doğrudan siyâset üzerinde hükmetmesini sağlıyor. Maalesef,  siyasî iktidarlar da, teorik olarak yasaların  kendilerine tanıdıkları meşrû hakları, devletin kadîm hükmetme geleneklerini değiştirmek için kullanmamakta ısrar ediyorlar... Hâl böyle olunca zaman zaman bazı sınıfların, ‘İşte parlamento, değiştirdiniz de karşı mı çıktık?’  gibi göstermelik çıkışları da gerekli cevabı alamıyor siyâsetçi sınıfından...



Bu marazları ve sebep olduğu siyâsî tıkanıklıkları ortadan kaldıracak en önemli gelişme, herhalde ülke barajının % 5’e indirilmesi olacak. Böylelikle hem tüm siyâsî nüanslarıyla birlikte zengin ve çok partili bir TBMM oluşacak, hem de, siyâseti ve seçimleri biçimlendirecek ‘siyâset dışı’ aktörler önemli ölçüde devre dışı kalmış olacaklar.  İşgal ettikleri köşelerden yeni oluşumlara siyâset alanı açmağa çalışan köşe yazarları belki üzülecekler ama % 10’luk ülke barajının psikolojik baskısı altında oy vermeyi beceremeyen seçmen kitlesi de, barajın etsikiyle değil, vicdanî ve aklî melekeleriyle oylarını kullanmış olacaklar.



Fakat bu arada belki ıskalanan bir durum var. Siyâsî hayatın da üzerinde varlığını sürdüren bir hâkim bir devlet işleyişi var. Kimlerin yönettiği hususunda net bilgilerin topluma yansımadığı bu hâkim ve kadîm devlet işleyişi, kadîm hükmetme gelenekleri, çoğu zaman siyâsî irade ve siyâsî iktidar falan tanımıyor. Bu yüzden siyâset, büyük bir yanlışlıkla, siyâsî partiler, Siyâsî Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu etrafında hayatını sürdürüyor gibi bir yanılgıyı yaşamağa devam ediyoruz. Seçim kazanan partiler, seçim kazanmalarına rağmen ‘iktidar olamadıklarını’ iktidar mürüvvetlerinin hemen ilk bir-iki ayında anlayabiliyorlar. Dolayısıyla seçim kazanan siyâsî partiler ne iktidar olabiliyorlar, ne de idare edebiliyorlar ülkeyi...



Siyâsetin üzerinde ki bu tılsımlı güce karşı ne gibi demokratik tedbirler alınabilir? Bu soru üzerinde yeteri kadar zihnî mesâi sarfedilmiyor. Sistem kendi içinde sürekli problem üretiyor, soygun, talan ve provokasyon üretiyor. Toplum bu tür oyunlarla sürekli meşgul ediliyor. Zaman zaman devletin ‘birlik ve beraberliği üzerinde oynanan oyunlar’ gibi klişelerle, zaman zaman bölünme tehtidiyle, zaman  zaman da meşhur temcid pilavımız irticâ tehtidiyle gündem bir-iki saatte değiştiriliveriliyor ve siyâset bir ânda devre dışı bırakılıyor. Bu gibi durumlarda toplumun devlet fetişizmi ve bölünme korkusu üzerinde nakış nakış işlemeler yapıyor toplum mühendisleri...


Bu çarkın, demokrasi kavramı ve hedefi içinde nasıl olup  da yer bulabildiği, siyâset bilimcilerinin işi olduğu kadar siyâsetçilerin de zihinlerini yorması gereken bir paradoks olduğu âşikâr. Bu çarkın dönüşünün yavaşlaması ise, en önemli ölçüde devletin elindeki ekonomik gücün azaltılması, tüccar devlete son verilmesi gibi görünüyor. Bu durumda ancak, milletvekilliği aday kuyruklarının tenhalaşması sağlanabilir ve TBBM ancak böylelikle kalite kazanabilir. Milletvekiliğininin kazanç kapısı veya sosyal sınıf atlama kapısı olarak algılandığı bu ülkede SPK ve Seçim Kanunu da değişse neticenin değişmesi mümkün görünmemektedir.         



Evet.. Son dönemde yapılan bazı operasyonlar sistemde temizlik çağırışımları yapmakta ve toplumda da bir temizlik talebi yükseltmektedir, fakat, yolsuzlukların siyâsî ayağına ulaşmanın zorluğunu galiba en iyi Sadettin Tantan yaşamıştır son dönemde. Yolsuzluktan düşürülmüş tek hükümetin Mesut Yılmaz’ı, yine yolsuzluktan dolayı kendi İçişleri Bakanı’nı görevden almıştır. Yeni İçişleri Bakını’nın ilk icraatı ise, naylon fatura openasyonunun iptal edilmesi olmuştur. Bu sistemin direnişidir ve yolsuzlukların üstüne gidilebilmesinin önünü tıkamıştır. Yapılan operasyonlar ve küçük neticeleri ise işin havasını almaktan öteye gitmeyecektir.      



Aslında Hikmet Uluğbay’ın intihar teşebbüsü kadar önemli olan Sadettin Tantan’ın görevden alınması kolay kolay sindirilecek bir iş değildir, lakin, bugünkü TBMM bunu da sindirmekte zorluk çekmeyecektir.



Çünkü, siyâset, siyâsî partilerden, Seçim Kanunu ve Siyâsî Partiler Kanunu’ndan ibâret değildir: Siyâsetten içre siyâset vardır...


  






Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS