Sen oldun artık; düş...
Akıl hastanesinin bahçesinde oyun oynayan hastalar bahçedeki ağaçlara çıkar ve aşağıda bir tanesi sıra ile ağaçların tepesindeki hastalara seslenir; ‘Sen oldun artık düş’. Bu çağrıyı duyan hastalar olduklarına karar verirler ve kendilerini aşağıya atarlar, olmuş meyva gibi...
Türk siyâsetindeki yeni oluşumların çokluğunu görünce hep bu fıkrayı hatırlıyorum. Birileri galiba potansiyel liderlere veya en azından kendilerini potansiyel lider olarak görenlere böyle sesleniyor: ‘Sen oldun artık, haydi Anadolu yollarına’... Anadolu yolları yeni oluşumcu potansiyel liderler ve potansiyel partililer ile dolu. Bu gidişle Türk siyâseti baştan sona yenilenecek. Bu durum siyâsî yenilikleri mi yoksa, siyâsî pazarlama tekniklerini mi ihtivâ ediyor, orası pek belli değil. Dışarıdan görünen kadarıyla belli olan bir şey var ki, o da; adı geçen yeni oluşumların henüz ‘yeni bir siyâsî manifesto’yu topluma arz etmemeleri/edememeleri...
Türkiye’de ağızlara pelesenk olmuş bir kavram olan ‘yenilik’in, mefhum-u muhalifinden hareketle, bir ‘eskime’nin delîli olduğu bir vâkıa. Evet, Türkiye’de ‘eskime’nin de ötesinde bir ‘çürüme’den bile rahatlıkla bahsedebiliriz. Çok partili hayata geçtiğimiz günden bu güne kadar, ‘vita yağı’ gibi sadık kalınan siyâsî lider ve kadroların, siyâsî söylemlerin, siyâsî proğramların artık Türkiye’nin seçmen kitlesini tatmin etmeyeceği üzerinde ciddi öngörüler var. Bu tatminsizliğin siyâsî ve fikrî proğramlara dayalı olmaktan ziyade, liderler ve kadroların üzerinde biriken güvensizlikten kaynaklandnığı gibi bir tespit daha tutarlı bir tespit olacak. Son dönemde ayyuka çıkan yolsuzluklar Türkiye’nin uzun yıllardır nasıl pervâsızca soyulduğunu, talan edildiğini o kadar açıkça gösterdi ki, ne kadar eski olurlarsa olsunlar, ne kadar köklü siyâsî geleneklerin temsilcisi olurlarsa olsunlar, artık siyâsî yelpazenin özellikle sağ cenahındaki kitle partilerinin ve liderlerinin inandırıcı olması mümkün görünmüyor. Türk Solu ise bilindiği gibi, aslında hiç olmadı...
Böyle bir siyâsî boşluğun bulunduğu konjonktürde de ‘yeni oluşum’ adı altında muhtelif yapılanmaların ortaya çıkması da bir sevk-i tabiî. Fakat, bu kadar büyük bir siyâsî bunalımın içinden çıkan ‘yeni oluşum’ların içinde ‘yeni’ hiç bir unsur ihtiva etmemesi Türk siyâseti adına bir handikap. Kamuoyunda ismi geçen ‘yeni oluşumlar’ın çoğu isimler üzerinde oluşturulan esâtir ile varlığı açıklanabilen oluşumlar. Aslında adına ‘siyâsî oluşum’ denemeyecek kadar sığ bir suda kopartılıyor fırtına. Siyâset, siyâsî parti, siyâsî haraket gibi kavramlara tüzel kişilik olarak muhatap olmanın ne kadar zor bir süreci gerektirdiği bir vâkıa olmasına rağmen, isimlerinin üzerinde oluşan ‘iyi’ imajlar, ‘kuvetli’ kanaatler ve ‘dürüst’ yüklemelerin bu tür bir yapılanmalar için kâfi geleceği zannediliyor. Bunun ardından ver elini ‘Anadolu turları’... Salonları dolduran birkaç yüz kişilik kalabalıklarla ‘nabız tutmalar’, birkaç dernek vs. ile yapılan görüşmelerle atılan ‘destek turları’ ve ardından potansiyel partiler, potansiyel liderler..
‘Horozun çok olduğu yerde sabah olmazmış’ derler. Galiba Türkiye’de uzun süre sabah olmayacak gibi...
Bu ‘yeni oluşumlar’ içinde belki, teşkilatlanma ve, maddi kaynak gibi problemleri en az yaşayacak olan Tayyip Erdoğan’ın muhtemel partisi. Fakat bu ‘yeni oluşum’ bile yıllardır ‘oluşamadı’. Yıllardır kendisinden söz edildi, kendisinden söz ettirdi ama bir türlü ‘oluşamadı’. Oluşumunu kendisinin hâricinde tüm etkenlere göre ayarladı, önce Refah Partisi’nin sonra Fazilet Partisi’nin kapanma dâvâlarına endeksledi, Tayyip Erdoğan’ın hukukî durumuna endekslendi, kendi ifadeleriyle, ortamın oluşmasına endekslendi, fakat o ortam bir türlü ‘oluşmadı’. Bu arada en önemli husus, bahse konu bu ‘yeni oluşum’ oluşmadan ‘eskidi’. Ne proğramlarına dair bir bilgi, ne yeni bir Türkiye projeksiyonu, ne Türkiye’nin acil meselelerine dair bir çözüm teklifi, ne alternatif siyâsî argümanlar... Elde yeni hiçbir şey yok. Yalnızca ekranlarda ‘siyâsî magazin’e dönüşen Tayyip Erdoğan görüntülerini izliyor Türkiye. Kadrolarından, proğramlarına, planlarından çözüm önerilerine kadar sanki her şey sır gibi veya ortada ne fol var ne de yumurta. Bir bilinmezliktir gidiyor. Televizyoncular zaman-zaman mikrofon uzatıyorlar Tayyip Erdoğan’a ve çeşitli sorular soruyorlar. Bu sorulara kısa ve bilmece gibi cevaplar veriyor Erdoğan. Dikkatimi çeken ve sık-sık sorulan sorulardan birisi de: “Gelenekçi misiniz yoksa yenilikçi mi?’ sorusu idi. Bu soruya defalarca aynı cevabı verdi Tayyip Erdoğan: “Kökü mâzide olan âtiyiz”... Gelenek ve yenilik gibi iki önemli kavramla ilgili sayın Erdoğan’dan sâdır olan tek cümle bu idi; Yahya Kemal’in meşhur şiirinden bir mısra. Henüz daha siyâsetin içinde aktif bir rol almayan
edilgen durumda iken bile içinde bulunduğu belirsizlik, kararsızlık, çok parçalı model denemeleri, oluşumu hakkında hiç bir fikrî ipucunun bulunmadığı bir zemin, siyâsetin içinde aktif rol aldığı ândan itibaren altından çabuk kaydırılacak bir zemin. Adından en fazla bahsedilen ve üzerine ümit biriktirilen bir ‘yeni oluşum’un hâli bu iken, diğerlerinin nasıl bir akıntıya kürek çektiklerinin hesabı gayet basit.
Türkiye için zaman çok önemli. Çürümenin en yüksek kertede yaşandığı ülkemizin önündeki yıllar, eski tabirle; bir ‘zevebân noktası’, yani kaynama noktası. Tekrar zaman kaybına, enerji kaybına, kadroların israfına, yeni istihdam facilarına, yeni ümit ticaretlerine tahammülü yok bu ülkenin. Kısa zamanda radikal değişiklikler ve radikal çözüm önerilerine ve uygulayacı bir lidere ve kadrolarına ihtiyacı var ülkenin. Siyâsi tercihlerini yapmış, ülke meseleleri karşısında alacağı tedbirleri bilinen/kestirilen, TBMM tecrübesi edinmiş, geçmişin tüm tecrübesini kendi bilançosuna artı değer olarak kaydetmiş ve bedel ödemiş insanların birlikteliğine, kararlılığına ve azmine muhtaçtır Türkiye.
Türk siyâsetinde bugün böyle bir lider, böyle bir kadro, böyle bir tecrübe vardır ve adı da Büyük Pirlik Partisi’dir. Bu güne kadar kararlı, istikrarlı, eğilmeyen, bükülmeyen, ilkeli, sırtında kambur taşımayan, kimseye diyet borcu olmayan, ciddi bir tabanı ve ciddi çözüm önerileri bulanan Büyük Birlik Partisi, Türkiye için, zaman, enerji, kaynak kaybının ve kadro israfının önüne geçecek en somut alternatiftir.
Türkiye’nin yeni oluşumlara değil, yeniden yapılanmaya ihtiyacı vardır. Önümüzdeki dönem, bu yapılanmanın birikimini en somut biçimde ortaya koyanların olacaktır...
Erdoğan’ın,
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi