Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Gelecek Yazıları > Demokrasimiz: Yanlış iliklenen ilk düğmemiz...

Demokrasimiz:


Yanlış iliklenen ilk düğmemiz...


Devletin ‘kadîm hükmette gelenekleri’ yine galip geldi.



Gelenek karşısında ‘değişim’in müsabaka kazanması mümkün görünmüyor, çünkü, sahaya bir kaç sıfır mağlup başlıyor  değişim. Seyirci desteğinden de mahrum ve üstelik tarafsız hakemlerin yönetiminde de değil oynanan oyun, böyle olunca da seyir zevki kalmıyor. Neticesi önceden planlanmış at yarışlarına benziyor, kazananlar hep aynı, skor tabelasıyla oynuyorlar, hakemi etki altında bırakıyorlar, seyirci özel olarak seçilmiş sanki, haksızlık karşısında yalnızca susuyor, geleni alkışlıyor, gideni umursamıyor...



Bidâyetinden bu yana demokrasi ile aramız iyi  değil aslında.


Vatandaşlık ve kulluğun fena halde birbirine karıştırıldığı bu topraklarda, demokrasinin kurum ve kuruluşlarıyla, sivil toplumun tüm unsurlarıyla hayat bulmasını ve sevk-i tabîi hâlinde tedrîcen tekâmül etmesini beklemenin fazla iyimser bir beklenti olduğu âşikâr.



Devlet yüzyılın başlarında  yaptığı  bir takım tercihler sebebiyle halen vatandaşıyla çatışmayı sürdürüyor. Bin yıllık bir birikimi, bin yıllık bir zihnî biçimlenmeyi, bin yıllık değerleri yok sayan devlet, matematik hesabı yapar gibi, kendi istediği insan tipi üretimine devam etmek istiyor. Dünyanın geldiği noktayı, iletişimin katettiği mesafeyi görmezden geliyor ve insan hakları, sivil toplum, demokrasi, fikir özgürlüğü, örgütlenme vs. gibi kavramlarla tanışan insanlarına; ‘siz bunlara aldırmayın, sizin için en iyisini biz düşünürüz’ diyor. ‘Hayır. Bizim için en iyi olanı biz  kendimiz düşünelim, kendimiz karar verelim’ demeye çalışanlara karşı müsamahasız bir devlet. İnsanının kıyafetinden inançlarını hayata geçirmesine, siyâsî fikirlerinden ticarî faaliyetlerine, yardımlaşma organizasyonlarından eğitim kurumlarına kadar hayatlarının her alanına burnunu değil tüm bedenini sokuyor devlet ve oynadığı ‘Alikıran Başkesen rolü’nden de hiç rahatsız değil bugün. Çünkü, sürekli tehtid altında ve iç ve dış mihraklar bu role mecbur ediyor görüntüsünü toplum da benimsemiş görünüyor. Öyle, sivil toplummuş, insan haklarıymış, fikir özgürlüğüymüş, eğitimde fırsat eşitliğiymiş, inanç ve inançlarını yaşama özgürlüğüymüş bu konularda talep eden, hak arayan bir toplumdan söz etmek de mümkün değil.



Ekonominin dibe vurduğu, soygunun, talanın, vurgunun ayyuka çıktığı Türkiye’de bahse konu soygunların faturasını ödemek için bile neredeyse gönüllü bir toplum, isyan etmeyen, paramı çaldırtman artık demeyen, soygunun faturasını ‘ekonomik acı ilaç’ adı altındaki kandırmaca ile yutan bir toplum. Sürekli devletin istediği ters köşeye yatan bir toplum...



Bu toplumsal marazın sebeplerini yalnız devletde aramak da doğru bir yol değil elbette.


Bunun sebepleri daha derinlerde.


Binlerce yıllık devlet fetişizminde.


Devletin kestiği parmak acımaz anlayışında.


Allah devlete zevâl vermesin, vatandaşlar aç kalsa da olur, eğitim almasa da olur, özgür olmasa da olur, sağlık hizmeti almasa da olur paranoyasında...


Daha çok uzatılabilir bu liste, uzadıkça tedavisi de zorlaşacak marazlar listesi bu...



Batı’nın bedelini ödeyerek sahip olduğu yönetim biçimleri, toplumsal dinamikleri, sivil toplum, fikir özgürlüğü vs. gibi kavramları bedavadan hayata geçirmek, üstelik samimiyetten yoksun bir işgüzarlık ile sahiplenmek gibi bir oyunu oynayan ve demokrasiyi konfeksiyon elbise gibi sırtına geçirmek isteyen Türkiye’nin demokrasi macerası, bizim demokrasi serencâmımız bütün bu sebeplerden dolayı traji-komik, belki de bir dram. Bunun için demokrasi isimli konfeksiyon elbise bizim üzerimizde bu kadar sakîl, bu kadar savruk, bu kadar sun’i, bu kadar çirkin ve bu kadar emanet duruyor. Siyâsî partiler bizim demokasimizde ‘vazgeçilebilir unsurlar’ arasındaki hak ettiği(!) yeri bunun için bu kadar kolay alıyor. Çünkü, tabanı yok veya belki varsa da keyfiyyeti tartışma götürür.



Demokrasi bizim devletimiz için bir ihtiyaç değil, kareyi tamamlayan bur aksesuar. Dostlar alışverişte görsünler kabîlinden vitrindeki bir obje.


Hâl böyle olunca da yüz milletvekiline sahip bir parti kapatılır ve ardından kalan da, bir kaç timsah gözyaşı ve  sürüye kurt çağıranların âh u enînleri kalır. Toplum, bir siyâsî partinin kapatılmasından çok   piyasaların bundan ne dakar etkileneceğini konuşur. Ekonomik ilacı tereddütsüz, itiraz etmeden içen toplum, bir de siyâsetin acı  ilacını içelim diyemez/demez. Devlet de zaten siyâsetin acı ilacını sunmak gönüllüsü değildir. İşin garibi siyâsî aktörler de pek meraklısı değildir siyâsetin acı ilacına ki, Anayasa değişiklikleri TBMM’nin uzlaşma maddeleri arasına giremez.



Bütün bunlar değişecek elbette. Bizim şanssızlığımız demokrasinin ‘ergenlik dönemi’ni yaşıyor  oluşumuz; sivilceleriyle, ergenlik sesiyle, yeni terleyen bıyıklarıyla, kendini yeni-yeni keşfeden şahsiyetiyle demokrasimizin ‘ergenlik dönemi’nde... 



Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS