Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Gelecek Yazıları > Asker milletin sivil toplum rüyâsı...

Asker milletin sivil toplum rüyâsı...


Sivil toplum, bütün çağdaş ve iyi işleyen demokrasilerin devlet ile fert arasında var olan ikincil yapılardır. Türkiye’de sivil toplumun olup-olmadığına dair hüküm verebilmek için, önce kavramın doğum yeri olan Batılı anlamda çerçevesini çizmekte yarar var.



“Sivil toplum, gönüllü, kendi kendini oluşturan, kendi desteklerine sahip, devletten özerk(görece bağmısız) özel alan ile devlet arasında aracı niteliğinde örgütlü sosyal toplumlardır. Bu yapı yasal düzen veya artak kurallar dizisi gibi özgürlüklerin ve özerkliklerin güvencesi olan kurumsallaşmış bir temele oturur. Bu hem devlet iktidarını sınınrlayıcı hem de o iktidarı hukuka dayandığı sürece meşrulaştırıcı bir  gücü bağrında taşır. Dolayısı ile sivil toplum, devletten bağımsız olmayı içerir  ama, ondan yabancılaşmayı zorunlu kılmaz.başka açıdan sivil toplum, devlet iktadırana karşı dikkatli ama saygılıdır...”(L. Diamond).



Bu yanı ile sivil toplum, devletle bir bağa sahiptir; ne var ki, formel bir devlet, iktidarı  elde etmeyi gütmez. Bunu hem farklılığı ve çoğulluğu, hem de nisbîliği ihtivâ ettiği için yapar. Yani sivil toplumda hiç bir grup, topluluk veya şahsın çıkarlarının tümünü temsil etme arayışı olamaz. Bu tanımlarda ortaya çıkan en önemli şeylerden biri, devlet aygıtıyla temsil edilen kaçınılmaz olarak hegomonik olma yolunda ilerleyen gücün toplumsal çıkarlarla her zaman örtüşmediğidir. İkinci olarak, devletin meşrûiyeti, devlet olma gücünün sonucu değil, zorlayıcı gücünün değil, genel kabul görmüş,  kurumsal olarak devlet dışında hukuk zemininin dışına kaymasıdır, tarihimizden tevârüs ettiğimiz devlet anlayışının ve onun meşrûiyet zemininin çağdaş dünyada anlam değiştirmiş  olmasıdır.



“Diğer yandan postmodern düşüncenin de gelişmesiyle sivil toplum, var olan düzende, farklı kimliklerin yurttaş veya sınıf gibi merkezî bir kimliğie indirgenmesi yerine, farklı kimliklerin kendi farklılıklarını korumak için verdikleri mücadele temelinde yükselmektedir...”(John Kean).



Burada sivil toplum yapılanması, farklı kimliklerin farklılıklarını korumak suretiyle toplumsal gerçekliğin parçalanmışlığının meşrûlaştırımı değildir. Avrupa örneğinde de görüleceği üzre, sivil toplum, toplumsal gerçekliği, devlet iktidarı karşısında tahribattan koruyup özerk kılmak ve bu suretle iktidarın bölünmüşlüğüne dayanan bir bütünlüğü oluşturmak ister.



“Sivil toplum herşeyden önce kendi medeniyetine sahip bir toplumdur. Sivil toplumdaki ‘sivil’ kökü, bu medeniyetin ne olduğunu göstermektedir; şehir hayatının beraberinde getirdiği haklara ve yükümlülüklere dayanan mediniyet(Şerif Mardin). Örneğin Marx da, şehir hayatının insanları özgürleştirici ve kendi kendine yetmeyi ve saygı duymayı öğretici yanlarıyla sivil topluma temel teşkil ettiğini belirtmiştir. Şu halde Marx’ın sivil topluma özgü medeniyetten anladığı, cemaat bağlarının çözüldüğü, şehir havasını teneffüs ederek özel çıkarlarının peşinde koşan rekabetçi bireylerden meydana gelen ilişkiler ağıdır...”(A. Yaşar Sarıbay).



Türkiye’de ise sivil toplum teorilerini neredeyse tamamen çürüten bir toplumsal yapı söz konusudur.



Özellikle büyük şehirlerde kapitalizmin gelişmesine paralel olarak, ‘tabîi bağlar’ kırılmamış, tam tersine, ‘hemşehrilik cemaatleri’ şeklinde pekişerek karşımıza çıkmıştır. Bunun nedeni, bu cemaatlerin, büyük şehirlerdeki rekâbetçi hakimiyet alanı içinde varolamayan fertlerin kaçıp sığındıkları ‘doğal ortam’ olarak çalışmalarıdır.



Sivil toplum tartışmalarında devletin nasıl göründüğü, nasıl anlaşılması gerektiği önemli bir yer tutar. Zira sivil toplum devletle fert arasında ferdi-aileyi devlete karşı korumak üzere oluşmuş yapılardır. Bizim devletimizin bulunduğu mevkiden, yani yüksek katından, âli menfaatlerinin penceresinden bakılınca, toplum, yalnızca çok sayıda kesimlerden, fertlerden oluşan ve toplumu sadece yönetecek bir tek varlık olarak görerek, aralarındaki bırakalım nüansları, en bariz farklılıkları bile yok saydığından, fertleri de vergi ödeyecek ve askere alınacak fertler olarak algılayıp, devlet işlerinden etkin roller üstlenecek vasıfta görmeyen bir  devlet çıkıyor karşımıza.


Devletin toplum üzerindeki hakimiyetinin tartışılmaz olduğu Osmanlı’dan bu yana Türkiye Cumhuriyeti’nde de devletin, moral teslimiyet, şahsî yakınlık, sadâkat, sevgi, şeref ve benzerî kavramlar etrafında oluşan hissî derinliğin ağır bastığı  bir büyük cemaat  yapısına benzerliği söz konusudur. Türkiye’de devlet sevilir, aşık olunur, devlete sâdık olunur, devletin şerefi herşeyin üzerindedir, Allah devlete zevâl vermesindir, devletin dostu olmayanlar vardır, etrafımız iç düşmanlarla çevrilmiştir, dış düşmanlarla birlikte, devleti tehtid eden scalamız oldukça uzun bir listedir, her ay toplanıp bu tehtid unsurlarının klasmanı üzerinde düşünen çok önemli aygıtlarımız  vardır, hatta sporda da durum bazen böyledir ve içimizde Hollandalılar bulunur ...



Türkiye’de ferdin esâmisi okunmaz...



Kendi toplumumuzu ve tarihî serüvenimizi, devlet telâkkîmizi ve toplumsal grupları yukarıdaki çerçevede düşününce, Türkiye’de sivil toplumu oluşturacak bir zemînin ve sosyal bir dokunun olmadığına dair güçlü bulguları elde ettiğimiz gibi, sivil toplumun inşâının mümkün görünmediğini anlıyoruz. Çünkü, sivil toplumu sivil toplum yapan, sadece baskı grubu olma özelliği değildir. Sivil toplum, devletten bağımsız bir düzlemde ve devlet baskısına karşı bir zihnî  atmosferde vücut bulması gerekmektedir.



Bu açıdan bakıldığında ‘Türkiye’de sivil toplum örgütü yoktur’ gibi bir hüküm hiç de abartılı olmayacaktır. Çünkü, sivil toplum kaçınılmaz olarak demokratik değerler ve tutumlar üzerinden yükselebilir. O halde ilk elde bakılması gereken, ülkemizdeki sözde sivil toplum örgütlerinde demokratik tutumların olup-olmadığıdır. Burada demokrasi, fertlerin gündelik hayatlarına nüfûz eden bir anlayış olduğu taktirde anlamlı olacaktır.



Demokrasiyi ve Sivil Toplumu istiyor muyuz?



Dünyada pek çok tanım değişmiştir ve bu değişen tanımlar pek çok kurumlar üretmiştir.


Türkiye, Osmanlı’dan tevârüs ettiği devlet anlayışı ile(bu hem muhafazakârlar için hem de istedikleri kadar reddetsinler diğer kesimler için böyledir)ne demokratikleşebiliyor ne de sivil toplumu var kılacak bir zemîni oluşturabiliyor. Eğer gerçekten demokrasiyi ve sivil toplumu istiyor isek, bunun ilk şartı, demokratik tutumların derinlemesine bütün fert ve kurumlarda hakim tutum olmasıyla başlar. Sözgelimi, farklılıkları koruyarak birlik sağlamak –çokluk içinde birlik- demokratik bir söylem olarak itibar görüyorsa/itibar ediliyorsa, buna uygun demokratik tutumların da geliştirilmesi esastır. Zira tutum gelişmedikçe, demokrasi lüks bir fikir olmaktan ibaret kalır ve toplumsal ilişkilerimizin belirleyicisi olmaktan çıkar. Demokratik tutumlarımızı idelojilerden öncelemek gerekir. Meselâ, Metin Göktepe olayındaki sağın ortaklaşa içine gömüldüğü sükût önemli bir parametredir. Ya da F Tipi cezaevleri için ne düşündüğümüz, ölüm oruçları için ne düşündüğümüz veya düşünmediklerimiz!..



Demokratik tavır düşünmek değil, bunu ifade etmek üzerinden gelişir ve sivil toplum eğer demokrasi varsa vardır. Dolayısı ile sivil olma iddiası demokratik tutumlarla karşılığını bulmuyorsa hiç bir anlam ifade etmeyecektir. Sivil toplum iktidara yönelmez ama onun üzerinde bir baskı grubudur. Bir siyâsî parti kendisini sivil toplum örgütü olarak konumlandırırsa, özel alanda faaliyet gösteren ikincil bir yapı olamkatan ve toplumun gözünde de ikincil kalmaktan kurtulamayacaktır. Siyâsî partinin asıl gayesi iktidar olmaktır, bu ise özel alanda değil, kamu alanında mümkündür. O halde siyâsî partilerin söylemi de kamusal alan üzerinde inşâ edilmelidir.



İkincil yapılarla birincil yapılar arasındaki görev/misyon/hedef kargaşası, kimin sivil toplum örgütü, kimin ise iktidara talip bir siyâsî yapı olduğunu da birbirine karıştırmaktadır. Özel bir örnek vermek gerekirse, Alperen Gençlik Ocakları ikincil bir yapıdır ve süratle ‘devletten bağımsızlaşarak’, devlet kurma ve devlet yıkma faaliyetlerine son vererek, toplumu yönlendirecek fikrî bir yapı olmaya doğru yönelmelidir. Kendi içinde fikir atölyeleri oluşturabilmeli ve bu paralelde kendi içinde demokratikleşebilmeli ve demokratik tutumlar geliştirmelidir.



Sivil toplumun önemli bir kurumu olma yolunda Alperen Gençlik Ocakları’ önemli bir yer tutmalıdır.




Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS