Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Gelecek Yazıları > Yenilikçiliğin Bir Bedeli Olmalı...

Yenilikçiliğin Bir Bedeli Olmalı...


Tayyip Erdoğan’ın siyâsî yasağının kalkmasıyla birlikte ‘Yeni Olşum’ adı altında faaliyet gösteren bir ekibin düşüncelerini, siyâsî yapılanmalarını, yeni Türkiye projeksiyonlarını, din-devlet ilişkilerine bakış açılarını, illâ ki demokrasi telâkkilerini, kültür politikalarını, kişisel özgürlükler, örgütlenme gibi alanlardaki sınırlarını, laiklik, başörtüsü, Güney Doğu gibi Türkiye’eki dengeler için netameli sayılabilecek konulardaki fikirlerini de belki yavaş-yavaş öğrenmiş olacağız. Tabîi bunlarla birlikte ve bunlardan daha önemlisi bu konularda geliştirdikleri/geliştiremedikleri  tutumları da görmüş olacağız. Şu âna kadar etraflarında oluşan/oluşturulan bir büyülü halka ile siyâsetin kenarında pasif suflörler olarak bulunuyorlardı. Bundan sonra aktif aktör olarak yer alacaklar ve daha sıhhatli yorumlar yapılabilecek kendileri ve muhtemel partileri hakkında.



Şimdiden şu ‘yenilikçi’ kavramından biraz dem vurmak niyetindeyim. Sesi hoş gelir mi bilmiyorum bu dem’in, fakat, söylenecek sözü söylemek gerekir diye düşünüyorum... Bu sözlerin hiçbir politik kaygıdan, hiçbir önyargıdan kaynaklanmadığını belirtmek ve yalnızca görünen köyün kılavuzunun işine son vermiş olduğumu kayıt düşmek istediğimi belirtmeliyim. Yanılmaktan ve ikna olmaktan da hiçbir rahatsızlık duymam...



MERKEZ SAĞA BİR-İKİ veya MERKEZ SAĞDA FERAHLIK VARDIR



Öteden beridir ‘merkez sağ’ ve ‘merkez sol’ kavramlarına karşı takıntılıyımdır; hiç hazzetmedim bu kavramlardan. Zaten bütün yönlerin ‘öteki’ne göre yer tuttuğu bu sübjektif tanımlamaların tamamının muallak taşı gibi havada durduğunu düşünmüşümdür. Kime göre ‘merkez sağ’, kime göre merkez sol? Kuzey Kutbu’nda yaşayan birisi için Kuzey neresi gibi bir soru bu. Veya ‘merkez sağ’ kavramının içini dolduran siyâsi fikirler nelerdir, ‘merkez sağ’ ne demektir, Türkiye’de ‘merkez sağ’ denilince akla ilk gelenler nelerdir?



Yeni Oluşumcular’ın basına yansıyan ilk demeçlerinden yola çıkarak yapılabilecek ilk tespitler arasında, evvelemirde düşündükleri ‘merkez sağ yolculukları’ yer alıyor. Artık ‘marijinal ve ideolojik siyaset’ yapmayacaklarını ve ‘gerçekçi’ siyâset yapacaklarını buyuruyorlar. Bu mezkûr ‘gerçekçi siyâset’in içinde ‘barındırdığı’(ihtiva ettiği değil) bir hinlik ve bir şark kurnazlığı Türk siyâseti  için açıkçası ‘yeni’ bir argüman değil. ‘Gerçekçi siyâset’in, literatürdeki ‘reel-politik’ ile bir ilgisi yok. ‘Gerçekçi siyâset’, geçmişteki sancılı bir takım siyâsî tercihlerden ‘vazgeçilmesi’ anlamına geliyor. İdeolojik siyâseti reddetmek, zımnî olarak içinde ideolojik olan hemen herşeyi reddetmeyi taşıdığı gibi, herkesi kucaklamak ve herkesle siyâset yapmak da, siyâseten bir kişiliksizliği tedâi ettiriyor.


‘Merkez sağ’ tabiatı icabı, ‘gerçekçilik’ makyajı ile pragmatizmi, ‘bütün kitleleri kacaklamak’ ile, artık dünya siyâsetinde paspas edilen popülizmi, değiştirilmesi gereken ‘değerler skalası’ ile de açık bir oportünizmi dayatır; çünkü, ‘merkez sağ’ın siyâsî raconu budur...



Avantajları da vardır. ‘Merkez sağ’, siyâseten sancısız bir alandır. İdeolojik olarak, size göz göre göre sancı çektirmez. İlkelerinizi her ân yuvarlayabilirsiniz. Uzun yıllar mücadelesini verdiğiniz, belki de insan olarak varlık sebebiniz irtifâındaki bazı olmazsa olmazlarınızı ‘gerçekçi politika’nın içine batırıp, öncelikler sıralamanızda uzun zaman tehir edebilirsiniz. Toplumun farklı taleplerinin temsilcisi durumunda iken, bu talepleri ‘çağdaş normlarla çözeceğiz’ gibi salvolarla taça atabilirsiniz. Başörtüsü ‘Türkiye’nin meselesi değil’ de diyebilirsiniz, ‘Öncelikli meselemiz değil’ de diyebilirsiniz. Merkez sağ size bu alanı açar, sizi rahatlatır. Kendinizi ‘merkez sağ’da konuşlandırdığınızda kimse size bunların hesabını da soramaz, çünkü siz artık ‘merkez sağ’ın sâkinisinizdir. Buralarda kenar’ın(!) meselelerinin esâmisi okunmaz. ‘Merkez sağ’da ferahlık vardır ves-selâm...



YENİLİKÇİLİĞİN BEDELİ OLMALI: ESASLI BİR ÖZELEŞTİRİ


Özeleştiri geleneğinin, bu topraklarda pek de yeşermediğini, bu toprakların özeleştiri için münbit topraklar olmadığını peşînen kabul ediyorum. Lâkin, yenilik adına ortaya çıkanların, hangi siyâsî meşrepten olursa olsun, ciddi bir özeleştirinin hem siyâseten, hem de ahlâken bir vecibe olması gerektiğini düşünüyorum. Belki bedel ödemek de burada başlayacaktır. Çünkü değişimin, yeniliğin arkasında, değişmesi gerekenlerin, eskilerin erozyonundan ve cürufundan sorumluluk duymamak gibi bir durum hâsıl  olacaktır ki, bu, ortada ne yenilik bırakacaktır, ne de değişim. Bu durumda ‘Yeni Oluşum’un siyâsîlerinin, açık bir özeleştiriye, hem de en sunturlusundan bir özeleştiriye muhtaç olduklar izahtan vârestedir. Çünkü ülkenin geriye dönük otuz yılında kolay kazınamayacak çentikleri vardır, erozyonları vardır, cürufları vardır. Bunları bir masaya yatırmış, tahlilini-muhasebesini yapmış olmalılar ve bu muhasebenin çok da mahrem olmayan epizotlarını kamuoyuna açıklamalılar. Bu konuda kendilerine yardımcı olmak sadedinde yazmak istiyorum.



Evel emirde belirtmeliyim ki, otuz yıl içerisinde üretikleri insan tipinin artık iflas ettiğini belirtmek bir özeleştiri değil, tespit olacaktır. Bir marazî din anlayışının, ortalığın yıllarca saç-sakal risaleleriyle doldurulmasının, bilmem kaç metre sarığın ne kadar sevaba tekabül ettiğinin, o meşhur yemin törenlerinin, öteki’ni yok veya din dışı kabul etmenin, hak ve bâtıl ayrımlarının, arka bahçelerin, büyük şehirlerde oluşturulan gettoların ve buralardaki insan tipinin, binlerce yıllık eğitim kurumu olan tarikatların politize edilmesinin ve zıvanadan çıkarılmasının, gençliğin hayatından kültürün, sanatın, estetiğin çıkarılmasının ve yerine tamamen ideolojinin ikâme edilmesinin, sıkılı yumrukların içine Kelime-i Tevhid’lerin yazıldığı afişlerle donatılan teşkilatların, akçeli işlerde çevrilen binbir dolap karşısında yıllardır derin bir sükûta gömülmenin, mahrem toplantılarda dağıtılan cennet anahtarlarına sessiz kalmanın ve daha saymakla bitmeyecek defonun, kendilerini bugünkü noktaya getirdiği gibi bir özeleştiriyi yapmak, yenilik adına ortaya çıkışın ardındaki potansiyel ıstırabı açığa çıkarabilir ve yenilik kavramı kendileri için hakikaten bir sıfat olabilir.   



Aksi taktirde, bugün arkalarındaki rüzgâr kendilerini hedeflerinin arkasına da savurabilir. Hedefin arkasındaki o yer de yeni bir başlangıç sayılabilir tabii ki, fakat, zaman, enerji, insan gibi değerler yine israf edilmiştir ve yine vakit kaybedilmiştir. Türk siyâsetinde bunun misalleri çoktur. Bunu en iyi içinden geldikleri siyâsî gelenek, yani kendileri bilmesi lazım gelir. Bizimki samimi bir tahlil çabasından ve kayıt düşmek sadedinden ibarettir; ves-selâm...


 

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS