Texas Hukuku ve ABD’nin Parmak İzleri...
Dünya ABD’nin savaş naralarını dinliyor.
ABD, okyanusların çevrelediği topraklarında hiç beklemediği bir saldırıyla karşılaşınca, dünyayı kan gölüne çevirmek için harekete geçti ve tüm dünyanın kendisine destek olmasını istiyor/tehtidler savuruyor. ABD’de onbinlerce sivilin ölümü ile neticelen saldırı ne siyâsî, ne dinî, ne de ideolojik hiç bir gerekçe ile meşûlaştırılamaz. Yapılan eylemin kendisini tanımlamak için insan hakikaten zorlanıyor. Uçaktaki yolcuları, gökdelenlerdeki çalışanları düşününce yapılan eylemin vahşiliği her görüntüde bir daha insanın aklına kazınıyor.. Evet bütün bunlar doğru. Fakat, insanlığın üzerinde durması gereken yalnızca bu vahşi eylem mi? Hayır... Henüz eylemin sıcaklığı devam ediyor, bir süre daha devam edecek; acılar cesetler çıktıkça tazelenecek, insanoğlu bu eylemi unutmasa da zaman eylemin üstüne ince ince tülünü örtecek. Körfez depreminin ilk günlerindeki hassasiyetin devam ettiğini kim söyleyebilir bizim ülkemizde? Bu sebeple ABD’nin mâruz kaldığı bu terör eylemi üzerinde çok faz konuşulacak bir eylem.
Bu günlerde kütüphanelerin tozlu raflarından çıkartılan bir tez var; Samuel Huntington’un ‘Medeniyetler Çatışması’ tezi. Bu teze yapılan atıflar bile yapılan eylemi sanki rasyonelleştirmeye yönelik; ‘Bakın, Huntington söylemişti...’ yorumları yapılıyor. Ben mezkûr teze atıf yapmayacağım. Çok uzun bir öngörü olan tez, aslında o kadar laf edilip, hiçbir şey söylenmeyen bir tez. İnsanoğlunun ve devletlerin konuşacak daha pratik argümanları olmalı; ABD’yi vuran eylemle ilgili...
Geçtiğimiz yüzyıl ABD’nin dünya patronluğunu tedricen ilan ettiği bir yüzyıl oldu ve Baba Bush’un ‘Yeni Dünüya Düzeni’ diye isimlendirdiği bir ABD patronajına mahkûm edildi dünya. Bu patronaj ile de ABD dünyanın hemen her yerinde patron rolünün ‘kendine göre(!)’ gereklerini yerine getirdi. Özellikle Ortadoğu başta olmak üzere, İslâm coğrafyasında dizayn etmeğe çalışmadığı hiçbir toprak parçası bırakmadı. Süper güç olmanın bu tür bir misyonu büyük devlete yüklemesi gibi bir kaziyyeye teorik olarak itirazım olmaz; dünyanın patronu iseniz, süper güç iseniz tabii olarak dünyada olan-bitenler sizin ilgi ve müdahale alanınıza girecektir. Bunu anlayabiliyorum. Fakat, ABD için, ‘Yeni Dünya Düzeni’nin isim babası bir devlet için durum bu kadar rasyonel değil, çünkü ABD’nin süper gücünün tahtında hiçbir zaman ‘adalet’ duygusu oturmadı. Müdahale ettiği coğrafyalarda ‘adalet’ duygusu ile hareket ettiği bir tek hamleden, bir tek organizasyondan, bir tek harekâttan söz edilemiyor bugün. ABD’nin 11 Eylül’de yaşadığı eylemin alt yapısını da burada aramak gerikiyor. Bunu arayan akl-ı selim sahibi düşünürler, gazeteciler, Batı’da daha eylemin ertesi gününden itibaren bu görüşlerini seslendirmeye başladılar ve gün geçtikçe bu görüşler daha da yaygınlaşacak. Bir ABD’li gazetecinin eylemin ertesi günü yazdığı; ‘Böylesi bir eylemi hak edecek ne yaptık?’ sorusu önemli bir başlangıç. İncirlik Üssü’nde çalışan bir Amerikalı askerin televizyon ekranlarına yansıyan röportajındaki şu sözleri de gerçek bur durum değerlendirmesi idi; ‘Bu eylemin bizim Ortadoğu politikalarımızdan kaynaklandığını biliyorum’ diyordu ABD’li asker...
ABD kamuoyu eylemin etkisinin azalmaya başladığı ândan itibaren kednisine sorması gereken soruları sorarsa, ABD bugün başlattığı ‘savaş paranoyası’ndan geri adımlar atabilir. Ama bunun için Amerikalıların kendilerinin haricinde de insanların, sivillerin dünya üzerinde yaşadıklarını ve bu insanların ve sivillerin ABD’nin politikaları yüzünden teröre mâruz kaldıklarını fark etmeleri gerekiyor. Hiçbir kriminal laboratuvar incelemesine ihtiyaç hissetmeksizin, dünyadaki insan hakları ihlallerinin, jenositlerin, katliamların üzerinde ABD’nin parmak izlerinin bulunduğunu ABD biliyor ama Amerikalıların da kabul etmesi gerekiyor. Bu kadar sicili bozuk bir devletin mâruz kaldığı son terör eyleminin bu açıdan bir muhasebesinin de yapılması gerekiyor... Bosna’da iki milyon insanın Sırplar tarafından katledilmesini seyreden başta ABD ve Avrupa idi. Örnekleri çoğaltmak malûm-u ilan olacak. Slovenya’yı Balkanlardaki hiçbir riske sokmayan Batı, Bosnalı müslümanların kesilmesini en az son eylem kadar vahşi bir umursamazlıkla seyretmişti. Geçtiğimiz yüzyılda bu tür kan manzaralarının muhatabı çoğunlukla müslüman coğrafyalar oldular. Filistin’de sapanla taş atan çocukların her gün katledilmesi karşısında kılını kıpırdatmayan ABD ve Batı, dört tane uçak askerî ve ticarî mabetlerine girince terörün insanlık için ne kadar büyük bir tehlike olduğunu farkettiler. NATO beşince maddeyi hemen harekete geçirdi. PKK teröründen otuz bin insanını kaybeden Türkiye de bir NATO üyesi idi ve beşinci maddeyi hatırlamadılar. Üstelik PKK’ya kucak açtılar...
Geçtiğimiz yüzyıldaki sicil bozukluğunu çok pahalı bir biçimde ödedi ABD.
Bugün attığı savaş naraları ise tam bir hezeyan. Karşısında düşman arıyor ve vururum diye tehtid ettiği ülke sayısı neredeyse bir düzine. Bunun kolay olmadığını bilmiyor olamazlar. Pentagon’u koruyamayan ABD’nin Afganistan dağlarında tutunamayacağı çok açık bir greçek. Üstelik o dağlarda kaybettikleri her asker, ABD kamuoyunun tepkisine yol açacak ve her geçen gün ABD’nin kayıpları büyüyecektir...
Terörün tanımının yeniden yapılması, süper güç olmanın hukukunun yeniden düzenlenmesi, ‘Ben Amerikalıyım’ kibrinin terör karşısında sökmeyeceğinin anlaşılması ve ABD’nin dünyada uyguladığı ‘Texas Hukuku’nun ebedî olmayacağının bilinmesi gerekmektedir. Ayrıca bugün henüz açığa çıkmayan Avrupa–ABD rekabetinin, yarın ABD tarafından başlatılacak bir savaşta Avrupa’nın desteğinin şartsız destek olmayacağı da aşikâr. İngiltere ve Fransa’nın temkinli açıklamaları bunun göstergesi.
Bütün bunlara rağmen dünya ABD’nin açık bir tehtidi altında. ABD kendisini çok rahat hissetiği coğrafyasında en hasas yerlerinden vuruldu ve bugün çok da dengeli değil. İlerleyen zaman, ABD kamuoyunu tatmin edebileceği için birkaç şovdan sonra, daha derin hesaplaşmalara gebe olacakır. Terörün kökünün savaşla kazınamayacağını en iyi ABD’nin bilmesi gerekiyor. Şu ânda ABD’nin planladğı geniş cepheli savaşın, yeni intikam duygularının ve potansiyel terörün ekildiği bir tarla olacağını kestirmeliler. Küreselleşme madalyonunun bir ters yüzü de olduğu son terör saldırısı ile açığa çıkmıştır. Madalyonun bu ters yüzü, globalleşme ve küreselleşme denen aldatmacanın meraklıları için bir anlam ifade edecek mi; bunu zamanla göreceğiz...
Tanrı yalnız Amerika’yı değil, tüm insanlığı korusun...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi