Ebedî Adalet, Çizgi romanlar ve Hollywood...
Geçen haftaki yazımda dünyanın patronu(!) olmanın merkezinde ‘adalet’ duygusunun ve adaletli tavırların yer alması gerektiğini yazdığımda şüphesiz Amerika’nın ‘yeni savaş’ sloganıyla dünyaya yaydığı tehtid şualarının motivasyonuyla başlatacağı operasyonuna ‘ebedî adalet’ ismini vereceğini tahmin etmiyordum. ABD operasyonunun ismini duyunca ABD’nin ‘adalet’ gibi bir kavramla birdenbire nasıl bir münasebet kurduğunu düşündüm. Aklıma çocukluk günlerimizin çizgi romanları geldi. Texs Willer bu romanlar içinde bendenizin çokça okuduğu bir romandı. Willer her hadisede ‘adalet’ dağıtır, şartlar ne olursa olsun ‘adalet’ duygusundan taviz vermez, güçlünün değil, haklının yanında silahını konuşturur, mazlumun yanında bitiverirdi. Çizgi romanların ardından televizyonun hayatımıza girmesi ile birlikte pazar sabahları yayınlanan kovboy filmlerini seyretmeye başladık. John Wayn’in, Gary Grant’ın, Gary Cooper’in sayısını hatırlamadığım filmlerin merkezinde de hep ‘adalet duygusu’ vardı. Kasabanın Sheerif’i koltuğuna yaslanır ve ağzındaki sigarasının dumanlarını üfleyerek, kodese attığı suçluları isteyen ve ellerinde urganları hazır gözü dönmüş kasabalılara, ‘suçlu yargılanacaktır, evlerinize dönün’ derdi...
Bu sahnelerdeki adalet illüzyonu yıllarca evlerimize konuk oldu. Vahşi Batı’da bile ‘adaletle’ hareket eden bir Amerikan hukukunu ihraç etti ABD. Yıllar sonra Hollywood’un Rambo filmlerinde, Silyvester Stallone ve benzerleri, dünyanın hemen her yerindeki teröristleri paketleyip adaletin şefkatli kollarına bıraktılar. Teröristler genellikle Ortadoğu veya Uzak Asya kökenliler olur, Amerikalı askerler ise tüm hınçlarına gem vurararak, teröristleri canlı yakalamaya çalışırlar ve operasyon sonunda muhtemel katliamların önüne geçerek, huzur içinde(!) ve sevimsiz bir espri yaparak Amerika’ya geri dönerlerdi.
Bunun böyle olmadığını özellikle müslümanlar ve bütün dünya bilirdi aslında ama ABD’nin dev sinema teknolojisinin enformasyonunun altında kalmaktan da kaçamazdı.
Amerika’nın çizgi romanlara ve sinemaya serpiştirdiği ‘adalet’ motifleri hep oralarda kaldı yıllardır. Kendi vatandaşları için öngördüğü veya hayata geçirdiği ‘adalet’ kriterini dünyanın yoksul ülkelerinden hep esirgedi, tam tersine bu coğrafyalara ‘adaletsizlik’ saçtı.
Son eylemde kalbinden vurulan ABD, hadisenin sıcaklığı içinde ne yapacağını şaşırdı ve kendisine ve halkına bir düşman buldu, bulduğu bu düşman tanıdık ve eski dostlardan birisi idi; Usame b. Laden. Laden’in eylemle olan ilişkisini bilmiyoruz. ABD, evrensel hukuk ilkelerini hiçe sayarak ‘Wanted’ afişlerine yerleştirdiği Laden’in cezasını kesmiş, deliller ve gerekçeler ise, daha sonraya bırakılmıştır. Bu da bir terördür ve ABD bu teröre tüm dünyayı ortak etmek istemektedir. Laden isimli eski dostlarını ortadan kaldırıp, dünyanın en fakir, en perişan insanlarının yaşadığı Afganistan’a geniş çaplı bir savaşın hazırlığını sürdüren ABD’nin karşısında ise şimdilik kimse görünmüyor.
ABD ve Batı basınındaki tartışmaların yüzde biri bile bizim basınımızda yer almıyor. Mossad’ın İkiz Kulelerde çalışan Musevi vatandaşlarını eylemden bir gün öncesinden itibaren eylemden bir-iki saat öncesine kadar devamlı ikaz ettiğine dair haberlerden tutun da, Almanya’nın ABD’ye sunduğu; İkiz kulelerdeki sigorta şirketlerinin eylemden bir gün önce hisselerinin hemen tamamını elden çıkardığı gibi haberlere, Bush’un başkanlık yarışında rakibi olan adayın eylemden yarım saat önce bir radyo proğramında ABD’ye büyük bir eylem yapılacağını söylerken eylemin gerçekleştiği haberinin duyulmasıyla birlikte bu eylemin ‘iç istikrarsızlaştırma’ eylemi olduğuna dair yorumu gibi haberlerin bizim medyamızda esâmisinin okunmadığı bir vâkıa.
ABD, kendi kamuoyunu teskin etme uğruna tüm dünyaya yönelik bir eylem olarak sunmağa çalıştığı eylemin tanımını doğru yapmıyor. Dünyanın ABD etrafında döndürmeğe çalışan Amerikan patronajı, bu eylemin tasarımcılarının en azından gerekçe olarak, ABD’nin dünyaya yaydığı ‘adaletsizlik’ten ilham aldığını ve eylemlerini bu adaletsizlik duygusunun ‘makul’(!) gerekçlerinin üzerine oturttuğunu bilmelidir. ABD asıl şimdi büyük devlet, süper güç olak için önemli bir kavşaktadır. Bu kavşakkta tercih edeceği yönle ilgili sağlıklı kararlar arefesinde olmadığını televizyonlardan izliyoruz, ama asıl karargâhlarında neler konuşuyorlar bunu bilmiyoruz. Umarız ki sahip olduğu yüksek teknolojilerinin dünyanın sahibi gibi görünmeleri için yeterli olmadığını anlamışlardır ve derin bir sorgulama içine girmişlerdir; aksi, ABD için daha derin bir bataklık gibi görünmektedir. Bu eylemi fırsat olarak görme emâreleri ABD’nin sonuna gebedir. Çünkü, anti-Amerikan duyguları için çok verimli bir iklim git gide yayılmaktadır.
Bütün bunların arasında Türkiye’nin durumu ise, Başbakanın durumundan farklı değil; Ecevit’in, İkiz Kulelere yapılan eylemi Hasan Sabbah’ın ve fedailerinin yaptığını zannetmesi bile artık kamuoyumuz için sürpriz gelmeyecektir...
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi