Entelektüel kimdir?
Geçtiğimiz haftalarda bir tartışma yasandi Türkiye’de. Solculuğun bir hastalık olduğu gibi bir tespitten hareketle Türk solunun da tedaviye muhtaç olup olmadığı konuşuldu sol ve sağ cenahta... Entelektüel bir tartışma için verimli bir zemînin ve iklîmin bulunmadığı ülkemizde bile heyecan birden yükseldi, fakat bu tartışma da yine entelektüel bir tartışmanın değil, kısmen magazinin, kısmen de popüler gazeteciliğin malzemesi oluverdi. Bu ülkenin, konu ne olursa olsun fikrî ve felsefî irtifâı yüksek bir mesaiye tahammülü yok... Aslına bakarsanız solculuğun hastalık olup olmadığı merkezli bir tartışmanın içinde kayda değer fikirler de üretilmedi değil. Siyâsî yansımaları da oldu tartışmanın. CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın yaptığı son açıklama bu yansımalar arasında en dikkat çekici olanıydı. CHP’nin devletin bir uzantısı olmadığını ve devletten de, askeriyeden de önce var olduğunu söyledi... CHP için, gerçeklik faslı bir tarafa, fantezi olarak bile önemli bir açkılama idi bu... Ayrıca Gazi Üniversitesinden siyaset bilimci Mümtaz’er Türköne’nin de Radikal gazetesinde yayınlanan yazısında bu tartışmaya yüksek irtifâdan bir bakış açısı geldi. Şöyle diyor Türköne:
“Türkiye'nin sola ihtiyacı var. Aydınlanmacı cumhuriyet değerlerinin emir-komuta zincirinin korumasından çıkabilmesi için birilerinin rol çalması lazım. (...) Çölleşen düşünce iklimimize canlılık gelmesi için dünyayı ve Türkiye'yi yorumlayan, yeni teorilerin, tartışmaların hatta polemiklerin yaratıcısı bir sol entelijensiya kalem oynatmalı. Pusulasını kaybetmiş, kendi kendisiyle çelişkiye düşen, anlamını kaybeden sağa bulunduğu koordinatları gösteren bir sol harita olmalı. (...) Sol olmadan Türkiye'de sistem işlemiyor. (...) CHP gibi bir parti, sosyal adaleti bugünün realiteleri ile uzlaşan yeni bir konsensüs tanımı içinde aramalı. Devlete endeksli olmaktan çıkıp, toplumsallığın içinde kendi gerçekliğini oluşturmalı. (...) Sol yeniden, bir antitez olmalı.”
Türköne’nin sol ile ilgili bir tartışma için kaleme aldığı yazısında özelikle Türk sağı ile ilgili tam tabiriyle ‘araya sıkıştırdığı’ tespitler de önemli servisler yapıyor siyasî arenaya... Galiba haklı Türköne. Şöyle adamakıllı bir solun bulunmadığı Türkiye’de siyâsetin de tadı-tuzu olmuyor, sağcılar da ne yapacaklarını şaşırıyorlar... Hâl böyle olunca da her iki tarafın entellektüelleri de sürekli karavana atıyorlar...
Ben bu hafta bu tartışmanın içine girmektense ‘enteellektüel’ kavramı üzerine bize eğlenceli birşeyler aktarmak istiyorum. Eugenio Montale’ in yazdığı ve dilimize Semih Rifat'ın kazandırdığı ‘Entellektüel Kimdir’ adlı yazıdan bazı paragrafları seçtim. Montale’in entellektüeliyle Türk entellektüeller arasında ki benzerlik oldukça şaşırtıcı ve eğlenceli. Buyrun size tanıdık gelecek bazı entelektüel tanımları...
Entellektüel, modern şiirin insanlıktan yoksun olduğunu düşünür, ama soyut resme zaafı vardır.
Entellektüel, fildişi kulesinden çıkmaya karar verir neyse ki kimse farkına varmaz.
Entellektüel, sanatın kendisi için varolduğuna inanır.
Entellektüel, dolarla maaş alma hayali kurar ve ‘Avrupa, ya birleşir ya yok olur’ buyurur.
Entellektüel, dolarla maaş alamaz ve ‘Batı'nın çöküşü yakındır’ buyurur.
Entellektüel, artık entellektüellikten vazgeçmek gerektiğini beyan eder.
Asla sütlü kahve içmez; güne bir Çin çayı ve bir grapefuritla başlar.
Entellektüel, Prag’a ve Varşova’ya giderek özgürlüğü savunur; sorgulanırsa, ‘zorlandığını’ belirtir.
Entellektüel, edebiyat ödülü kazanamaz ve bütün ödüllerin bir mafya olduğunu iddia eder. Entellektüel, bir edebiyat ödülü kazanır ve mafyanın da iyi tarafları olduğunu kabul eder.
Entellektüel, kimsenin okumadığı şiirler yazar ve çağımızın şiire uygun olmadığı sonucunu çıkarır.
Entellektüel, kitaplarını satamaz ve devletin müdahale etmesini ister.
Entellektüel, kendisi ile ilgilenmeyen eleştirmenlerin sanatçı olamamış; başarısız kimseler olduklarını ilan eder.
Entellektüel, devletin sanata müdahalesini kabul etmez; ama tiyatro ve sinemaya devlet desteğinin az olmasına hayıflanır.
Entellektüel, bugün yaşasa, Shakespeare'in sinemacı olacağını ifade eder. O. yaşamadığına göre, kendisi sinemacı olmak ister.
vahiy insan şehir revelation ahlâk etik ethica nüzhet yalan estetik metafizik ebrah doğu batı fıtrat creation yaratılış iyilik kötülük dürüstlük eşref-i mahlûkat kişilik asâlet cesâret vefâ sadâkat ihânet yalan immoralist mitoloji belh’um adâl aere perennius antere genetik şuur terbiye muâşeret muâşaka muvâsalat firâk zarâfet letâfet ferâset panteon rolyef fresk heykel portre gravür ideal ülkü ülkücü kerbelâ aşk keşke cennet cehennem araf âdem havva hâbil kâbil elma haz hayâ hicap gurur hürriyet adâlet musâvat agnostic akıl dacret locig analytical antiq aristokrasi kûrûn-i vustâ giyotin hakikat hikmet paradox dialectic tenkit stoa akademia logos logos spermaticos felâsife gelenek hermeneutic semantic hint upanişad mutezile ihvân-ı safa ilk neden iskenderiye okulu medinetü’l fâzıla hürriyet kölelik rönesans ütopya rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed kur’ân endülüs ibn-i rüşd aristotales şeyh gâlip farâbi platon sokrat marcus aurelius galile mimar sinan kirkedard farabi ibn-i sina ibn-i hâldun kafka taşköprülüzâde gazâli musa cârullah şemseddin sâmi frasheri bergson enver paşa muhammed ikbal hayyam mehmet âkif yâkup cemil şems ibn-i haldun mevlâna ali şeriâti fuzulî ebu’l âlâ el maarrî ahmet mithat efendi cemil meriç nâmık kemal ahmed hamdi tanpınar kemal tahir yahya kemal cahid zarifoğlu dostoyevski tolstoy knut hamsun nietzsche oğuz atay gogol albert camus descartes herman hesse puşkin halil cibran kaşgarlı mahmut tevfik fikret cenap şehabettin neyzen tevfik motzart bach mahler tarkovski suç ve cezâ anna karenina madonna prag istanbul çocuk kalbi sn. petersburg soljenitsin marks kant heraklit hegel el-hamra endülüs kâmus u türkî redhouse wagner kâmus u okyanus lugat-i fransevî iliria shqip meydan larusse şakâyık-ı nûmâniye mevzuâtü’l ulûm abdülkadir merâgi ıtrî muhammed esed michelangelo van gogh cezanne rembrand monet hoca ali rıza ulysess gaze eleni karaindrou sezen aksu golha farid farjad osman hamdi