Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir
Anasayfa > Gelecek Yazıları > “Gâlip” Ağabey’in aziz hâtırasına;mustarip bir “mağlûp”lar denemesi...

“Gâlip” Ağabey’in aziz hâtırasına;mustarip  bir “mağlûp”lar denemesi...


Yine bir Muharrem ayında, tabiatın, baharın teşrîfine ağır ağır hazırlandığı bir Muharrem ayında, mor salkımların açma ve kokularını yayma gayretlerinin mevsiminde, Gâlip Ağabey’in gidişiyle geçen altı senenin, altı Muharrem ayının, altı mor salkımların açma mevsiminin ardından bir “mağlûp”lar denemesinin içinde debelenmekte olan ben...



“Mağlup”ların en güzellerinden biri ile başladığını fark etmiş olarak, bir “mağlûp”lar bahsini daha yazmak borcunu yüklenirken yüreğime, Muharrem’in en güzel, en yiğit, en mazlum ve en asil ecdâda yaslanan soyun, Muharrem “mağlûp”larından birisi ile mor salkımlar arasındaki benzerliği de âniden görmek ve yine hüzünlenmek, yine üzülmek ve yine ah-u enînlere gömülmek gibi bir kaderi yaşamak zorundayım...



Muharrem mevsiminin bidâyetinde filizlenmeğe başlayan mor salkımların, niçin hemen boyunlarını büktüğü ve mosmor çiçeklerini dallarına yüklemeğe çalışırken telâş içinde, dallarının tüm liflerinde hissettiği korkunun en müessirinden esbâbı, Muharrem ayının soğuk sürprizleri, âniden bastırıverme ihtimâli olan ayazın ve bir günlük de olsa kar yağma ihtimâlinin içinde gizli... Muharrem ayının, mor salkımlar mevsiminin içindeki en kötü sürpriz, bir ayaz ve kırdığı mor salkımlar; açamayan, sarkamayan, kokamayan mor salkımlar...



Birkaç neş’eli bahar gününde yakaladınız yakaladınız, eğer kaçırdı iseniz mor salkımları ve kokularını, bir sene daha beklemek gibi bir ıstırâbı yaşamak zorundasınız demektir... Mor salkımlı bir evde yaşamadı iseniz, böyle bir evi görmediyseniz, hiç olmazsa Halide Edip’in ‘Mor Salkımlı Ev’ romanını okumadı iseniz, vay hâlinizedir, bu ıstırâbı anlayamazsınız; bu ıstırâbı anlamamakla kârdayız sanıyorsanız kendinizi, daha da büyük bir tegâfüldür bu sizin için, bilesiniz..... 



Mor salkımlarla, Muharrem ayının tarihe düştüğü en dramatik kayıt arasındaki benzerlik; Hüseyin’in, Peygamber’in sırtında gezinen Hüseyin’in, bir mor salkım gibi açamadan, salınamadan ve kokamadan bahar gibi boynunu bükmesi, solması, ümitsizce de olsa bir sonraki mor salkımlar mevsimini bekleyemeyecek olması ve toprağa düşmesi değil de nedir?



Ne mor salkımların, ne de Hüseyin’in hiç bir suçları yoktu. Fakat ikisinin de içlerinde kurulan zembereğin sonsuzluğa ve ölüme uzanan ayarları; damakta kalan nâdir lezzetler gibi.. onları tam da açacak iken, tam da güzel kokularını saçacak iken, yokluğa yolculukları, onlarla kendilerinin dışındaki zamanın zembereklerinin farklı kurulmalarıdır; mor salkımların dallarına, Hüseyin’inin de hayata  tutunamamaları...          



“Gâlip” Ağabey de yine bir Muharrem mevsiminde göçmüştü yokluğa... Onun farkı, ardında koklanacak güzel kokular bırakmasıydı, mor salkımlara nâzire... Dünyâyı küçük görmüş, olan biteni tahfif etmiş, yalnızca sevdikleri için yaşamıştı “Gâlip” Ağabey. Dünyâya bir tebessüm ile vedâ edinceye kadar bitiremediği bir romantik romanı okudu... İçinde karşılıksız sevgi vardı o romanın. Sadâkat vardı. Hey hât! Bir serencâmın resmî dilinde ihânet ile tanımlanan bir sadâkat... Yalnızca O’nu “bilenlerin” bildiği bir sadâkat...  Bir serencâmın sözde sâdıkları, ikbâl ile kaygılanırken kendi yuvalarında, aynı serencâmın hâini(!) Gâlip Ağabey, aynı  serencâmın mağdurlarına kendini, ömrünü adayan bir ihâneti(!) yaşıyordu... İsminin inadına “mağlup”tu, sadâkatinin inadına hain(!)... 



Ömrü boyunca okuduğu o romantik romandan anladığı ve geride bıraktığı ise, “biz yeteri kadar sevmeyi bilmiyoruz”du...



Bu yüzden belki de “mağlûp”lar safındaydı o da... Hayâlindeki ve hayâtı boyunca okuduğu o romantik romandaki kahramanları, gerçek dünyada yeteri kadar sevmeyi öğrenememişlerdi...



Eugenie Grandet gibi sâdık kalsa da “Gâlip” Ağabey, onun roman kahramanları her zaman sâdık değillerdi. Bunu biliyordu, ama sevmekten de aslâ vazgeçmiyordu. Böylesine tersinden bir “mağlup”luktu “Gâlip” Ağabey’in “mağlûp”luğu... İsmine trajik bir nâzire idi “Gâlip” Ağabey’in  “mağlup”luğu...



Kızılay’da bir avukat yazıhânesinin diğer “mağlûp”larından, yazıhânenin faaliyetinin tamâmında yorgun, argın mesâiperestlerinden İsmail Vayvaylı,  “Gâlip” Ağabey’inin ardından şunları yazmıştı; Türk Yurdu  Dergisinin Haziran/1997/118. sayısında:


 


“(...) ama o çelimsiz Gâlip Erdem 6-7 yıl, haftalık iki duruşma ve iki ziyârete düzenli gitti. Haftanın dört gününü Mamak’ta geçirdi. Ne onları, ne de ailelerini boynu bükük bıraktı. Para dilenciliği, giyecek dilenciliği yaptı. Şahsiyetini değil, Mamak’ı tercih etti. Bu iş, değil bir kişinin, koca bir ekibin altından kalkabileceği bir iş değildi. Bu yaptıklarını sayılarla, rakamlarla ifadeye kalksak aklın ve mantığın kabul edebileceği bir şey değildir... Bunu Mamak’ta yatanlar ve onların ailelerine sormak ve onlardan dinlemek lazımdır; şayet hâfızalarında kaldı ise...


 


Gâlip Erdem, Mamak ile mücâdelesine son noktayı da koydu. Vazifesini ifa etti ve köşesine çekildi. O bir kahraman olarak gitti. Bir zirveydi, o bir haindi, o bir kahramandı...”.  



İsmail’in sorduğu bir soru “Gâlip” Ağabey için mânidâr değil... İsmail’in bu şüphesi ne kadar makûl ise,  “Gâlip” Ağabey için o kadar mânâsızdı... ‘Şayet hâfızalarında kaldı ise’ cümlesi ile İsmail ne kadar haklı ise, bu cümle “Gâlip” Ağabey için bir o kadar da önemsizdi... Çünkü O, ömrü boyunca okuduğu romantik romanın gerçek kahramanıydı... Sevgisinin karşılığı ne hatırlanmak, ne vefâ, ne anma günleriydi. Yalnızca ve başlı başına bir sevgiydi onunki, bir fenomen olarak yalnızca bir sevgiden ibâretti  “Galip” Ağabey. Bundan gerisi dünyada kalanların meselesiydi...  



Niçin dünyanın bütün güzelleri “mağlup”lar arasında saf tutar, el bağlar?


Cem Sultan, Genç Osman niçin “mağlup”lar arasındadır, güzel oldukları için mi “mağlup”turlar, “mağlûp” oldukları için mi güzeldirler?



“Gâlip” Ağabey, sen, hatırlanıyorken de, unutuluyorken de, sâdık iken de, hâin(!) iken de güzeldin... Hep güzel olarak kalacaksın... Kaybettiğimiz ve artık nerede kaybettiğimizi bilemediğimiz bir güzel olarak kalacaksın...


Ölümü biz inkâr etsek ne olur ki, o bizi inkâr eder olur biter...


Gâlip Ağabey,ölümün bizi inkâr edeceği bir gün, son vedâ ânında dudaklarımıza refâkat edecek bir tebessümün hemen ardından buluşmak üzere...




Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS