Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Sahaf > Dereden Tepeden… Bayram Gelirken 05.11.2011

Dereden Tepeden…


                                           


Bayram Gelirken



Teşrîn-i Sânî ’de miyiz, yoksa Otuz Bir Mart ‘arefesinde mi? Bir türlü anlamak kâbil değil. Havâ’i ve siyâsi cereyânlar o kadar bir birine karışdı ki artık herkesde böyle bir şüphe hâsıl oldu. Havâ’i cereyânların, fırtınaların, yağmurların te’sîrâtından bir dereceye kadar kurtulmak herkesin elinde fakat siyâsî cereyânlar ta en samîmî, en mahrem odalarımıza, a‘mâk-ı rûhumuza kadar hulûl ediyor.. Havâ’î cereyânların menşe’î ma‘lûm, fakat siyâsî cereyânların esbâb-ı pek girift ve mu‘allâk. Herkes siyâsî cereyânların bütün mes’ûliyetini gazetelere atfetmek istiyor. Dün pek muhterem bir zât diyordu ki:


Artık illâllâh, bu gazetelerden nedir bu çekdiğimiz? Biliyor musunuz bayramın gelmesine neden seviniyorum? Hiç olmazsa üç gün kulaklarımız, kalplerimiz rahat edecek; bu gazetelerin dedi kodularından masûn kalacak!


Halbü ki bir kere de zavallı gazetecilere sormalı. Onlar da dört gözle bayramı bekliyorlar. İki gün, üç gün müsterihâne kendi kafalarının gamgamesini dinlemek istiyorlar. Fakat heyhât ki bu sene kâbil olmayacakmış. Devlet hâl-i harbde olduğundan kâr’ilerin her halde ihtiyâcât-ı sam‘iyelerini tatmîn etmek lâzımmış.


Birinci nokta-i nazara göre efkâr-ı umûmiyenin menşe’i ibtidâ’îsi gazeteciler, şu ikinci hâle göre bizzat ahâlî olmak lâzım geliyor.Her ne olursa olsun ortada bir hakîkat var ki artık dedi kodudan hem ahâlinin, hem de ‘umûm gazetecilerin bıkmış olması! Yalnız her şeyde olduğu gibi mes’uliyeti hiçbir taraf kabûl etmek istemiyor. Kimse ona sâhib çıkmıyor.


Şimdi tahakkuk ediyor ki gazeteciler bayram denilen devre-i ta‘tîl-i umûmîden istifâde edemiyecek, onlar rahat edemeyince bit-tabi‘ ahâliyi de rahat bırakmayacaklar. Fakat ne kadar olsa bayram bayramdır. Diğer günlerden farklı olacak; zâten bu fark şimdiden başladı. Yollarda, meydanlarda sürü sürü kurbanlık koyunlar bu farkın ilk nişânesi: Siyah, beyaz, kirli, çamurlu, benekli, beneksiz, boynuzlu, boynuzsuz, düşünen, bakan,yürüyen, yatan, kalkan, geviş getiren, kuyruklu, kuyruksuz…


Derler ki, sağ olan içün her gün düğün bayram. Doğru. Lâkin bir de şartı var: Sıkleti yerinde bir kese. Böyle olmadığı halde bayramın bile eyyâm-ı ‘âdiyeden ne farkı kalır? Bunun içün kurbânlıkları insan görünce, her şeyden evvel onu düşünüyor.


Fakat insan kesesinin halini düşünmüyor da her halde bu vecîbeyi yerine getirmek istiyor. Fil-hakîka bu sene kurbân yerine donanma i‘ânesi ikâmesi daha muvâfık olub olmayacağını geçen seneki gibi bir çok mübâhasâta zemîn teşkîl ediyor.


Bu ciheti merci‘i ‘âidîne terk edelim de musâhabemize devam edelim:


Vâkı‘â kurbân zebhî içün hâiz-i nisâb olmak lâzım ise de dediğimiz gibi insân burasını aklına bile getirmiyor. İsterse akla getirsin, çoluk çocuğa söz anlatmak kâbil mi?


Ammâ, denecek ki hesâbsız kasab ne sâtır bırakır ne masâd… Ne zarârı var, bayramda kurbân etine istediği gibi bir sâtır atar ya! Bayram ertesi içün de Allah kerim der geçiverir.


Fakat kese-i hamiyetin buna da müsâ‘adesi yok ise? O vakit artık düşünmek lâzım gelir. İkâme kânûnuna mürâca‘at edilir. Bir tavuk, bir hurûs (horoz), bir hindi, her hâlde hiç yokdan iyidir.


İşte vaktiyle bir Bektâşi de böyle müşkil bir mevki‘de kalmış. Kurbân almağa hazînedârı müsâ‘ade etmemiş. Diğer tarafdan bir türlü zevcesinin tekazâsından kurtulmak kâbil değil. Ne yapayım, ne yapayım diye düşünürken aklına bir çâre gelir: ‘arefe günü çarşıdan bir balık alıp evine  göndermiş. Zevcesi sormuş:


- Ayol sen şaşırdın mı? Hiç kurbân bayrâmında balık alınır mı? Balık kurbân yerine geçer mi?


- Hakkın var, karıcığım. Fakat bu sene sırât köprüsü yıkılmış. Dereden balıkla geçilecekmiş. Herkes çarşıdan benim gibi balık alıyordu.


Ertesi günü gelmiş. Bayrâm namâzı kılınmış. Herkes evine dağılmış. Kurbânlar kesilmeğe başlanmış. Bektâşînin zevce-i muhteremesi de bu fevkâlâde bayrâm gününde komşuların ne yapdığını anlamak içün duramamış, çıkmış. Bir de komşuların evlerine ne görsün? Hepsi kurbân kesmiş. Sâtırlar, masâdlar birbirine karışıyor. Bütün ma‘nâsıyla Kurbân Bayrâmı…


Zavallı kadın duramamış, evine dönmüş, kocasına demiş ki:


-Herif, sen beni mi aldatıyorsun? İşte bütün komşular koyun kesmişler…


-Hiddet etme karıcığım.. Bunda benim ne kabâhatim var. Dün bana sırat köprüsü yıkılmış dedilerdi. Bugün demek ki yapılmış! Ben bir gece içinde onun çabuk yapılıvereceğini nereden akıl edebilirdim!...



Not: Tam yüz sene evvelinin TANÎN Gazetesi’nden bir bayram yazısı



9 Zilhicce, 1329-Hicrî


17 Teşrîn-i sâni,1327- Rûmî


30 Kasım 1911- Mîlâdî








                                                            



 


Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS