Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Suat Başaran > Siyaset Dersleri…5 “MEN DAKKA DUKKA “ SİLSİLESİ…

Siyaset Dersleri…5


“MEN DAKKA DUKKA “ SİLSİLESİ…


Yeni nesil, eskilerin tek özelliğinin kendilerinden daha evvel doğmak olduğuna inanır…


Hem özelliksiz  ve yeteneksiz hem de erken doğmanın avantajını kullanarak kendilerine tahakküm eden ağabeylerine içten içe hırslanırlar…


Hatta aralarında, Ankara’da bulunmanın bir tesâdüf olduğuna, eskilerin sırf Ankara’da bulundukları için kendilerinden menkûl bir kerâmete ve sıfatlara sahip olduğunu söyleyenler vardır; bazen, “Biz de Ankara’da olsak, bir süre Ocağa ya da genel merkeze takılsak, biz de olurduk” diye hayıflanırlar.  


Nesiller arası bu doğal çekişme, liderlerin en sevdiği insan zaafıdır…


Kimi liderler liderliklerini bu çekişme üzerine kurarlar…


Yıpranan kadrolar bu zaaf sonucu yeni tertiplerle doldurulur kolayca…


Lideri hançerleyen(!) eski yol arkadaşları bu heyecanlı yeniler tarafından yok edilirler büyük bir hevesle…


Bilmezler ki yok ettikleri de daha evvel birilerini yok ederek oralara gelmişlerdir ve kendilerinin de sonları farklı olmayacaktır…


Bu tam bir  “men dakka dukka” silsilesidir.


*****


Liderle yeni müşerref olan, huzurdan çıktığında liderin ne kadar yalnız olduğunu, dolayısıyla dâvânın ne büyük tehlikelerle karşı karşıya kaldığını ve de kendisinin lider nezdinde ne büyük öneme hâiz olduğunu derin ve târifsiz bir hazla idrâk eder, dudaklarına kendisinin fark etmediği bir mutluluk tebessümü yerleşir ve bir süre orada kalır o tebessüm…


Lider, huzuruna kabul ettiği bu “yeni”yi öyle bir psikolojiye sokar ki, “yeni”, aslında şimdiye kadar nasıl olup da huzura çıkmadığına hayıflanır ve “zamanında çıksaydım eğer şimdi her şey çok farklı olurdu” diye düşünür.


Nihâyet keşfedilmiştir. Eskiye dâir her şey değişecektir artık, evvela liderle problemli olanlarla münâsebetlerine çeki-düzen vermelidir ve onlarla arasına mesâfe koymalıdır yavaş yavaş.


Gâlip hissiyât: “Onlar aslında lideri anlayamamışlardır”.


O artık bulunduğu ortamda liderin en güvendiği insandır…


Etraftaki düşmanlara, fitnecilere, ötenin berinin adamlarına karşı dikkatli olmalı ve duyduğu her olumsuzluğu lidere rapor etmelidir… Eski çevresinde liderle sıkıntılı arkadaşlarıyla, tanıdıklarıyla daha evvel konuştukları, dertleştikleri diyaloglar, tespitler, tenkitler ya da duydukları her şey artık bir “sır” değil, “rapor” malzemesidir.


O rapor verdikçe vazifesini yapmış bir insanın huzuruna kavuşur, dudaklarındaki mutluluk tebessümü yüzüne yayılır, eh biraz da takdir görür liderden, biraz aferin alır, biraz tebessüm.


Her verdiği rapor, her aldığı aferin, her muhatap olduğu takdir ve tebessüm aslında kişiliğinden koparılan bir parçadır. Bunu anlaması için son kullanılma tarihinin gelip çatması gerekmektedir.


İlk günler iyi gider…


Fakat zamanla görür ki lider yanlış bilgilendiriliyor…


Gördükleriyle liderin söyledikleri taban tabana zıt olduğunda şâhit olarak sarsılır…


“Evet evet! Lider yanlış bilgilendiriliyor” der saf saf…


“Şu çevre yok mu şu yakın çevre, onlar yanlış bilgilerle lideri aldatıyorlar” cümlesi efsunlu ilk günlerin züğürt tesellisidir…


Sonra yavaş yavaş kendi verdiği bilgilerin de dikkate alınmadığının farkına varır şaşkınlıkla…


Her türlü rezilliklerini rapor ettiği insanlar alay edercesine etkili yerlerinde aynı cüretle sürdürürler kepâzeliklerini…


Anlamak ve görmek istemez başlangıçta, yekûn teşkil ettiğinde anlar, ama iş işten geçmiştir.


Ve kendisi için tehlike çanları çalmaya başlar…


Liderin ‘en güvendiği’  binlerce genç insanın varlığından aynı zamanlarda haberdar olur…


Artık kendisinin de dikkat edilecekler listesine eklenildiğini öğreniverir bir şekilde…


Sonuç, hayal kırıklığı ve dışlanmaktır…


*****


Ders alınmaz mı ?


Asla!


Bizim oralarda bir söz vardır:


“Akıl nazar olmaz” derler…


Çünkü herkes kendi aklını beğenir…


Onun için kimse ders almaz…


Dışlananın kendi aptallığı ve ihtirâsı yüzünden dışlandığı var sayılır…


Zaten onlar dışlanmasaydı kendilerine sıra gelmeyecekti. Yeterdi ağabeylerinden çektikleri… Onlar olmadığına göre liderin çevresini kendileri rahatlıkla doldurabilirlerdi…


Bu düşünceler içerisinde büyük bir hevesle saldırırlar kendilerine uzatılan yemlere…


Bazıları oltayı yuttuklarını, kendilerini tavada kızartılırken bulduklarında fark ederler, ama yine anlamak istemezler kısa bir süre.. Taa ki hafif kızarıncaya kadar. Kızarmaya başlayınca bağırmaya da başlarlar, “Yandım Allah” diye..


Hikâye böyle devam eder. “Yeni” eskimiştir artık, son kullanılma tarihi gelmiştir ve kapının önünde yeni “yeniler” beklemektedir, liderin aslında ne kadar yalnız olduğunu ve yanlış bilgilendirildiğini ve  yanlış anlaşıldığını düşünecek “yeniler”.


İçeride psikolojik mizansen hazırdır zaten.


Lider için içeriye girip çıkan “yeniler ve eskiler” insan değil, birer “malzeme”dirler.


Bu devran da böyle süreeer gider…


Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS