Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > 'Can alınan çarşıda kardeşim sattı beni'

'Can alınan çarşıda kardeşim sattı beni'


Tıpkı Selanik’in tek kurşun atılmadan Yunanlılara teslim edilmesi veya düzenli ordumuzun Bulgar çetelerinin önünde İstanbul önlerine kadar çekilmesi gibi millî tarihin utanç verici sayfalarından birisidir Boraltan Köprüsü faciası... Okurken insanlığınızdan utanıyorsunuz...
Türkiye’nin sınır karakoluna sığınmış yüz elli civarında ‘Sovyetler vatandaşı’ Türk... Ruslar derhal iadelerini istiyor... Karakol komutanı ‘Millî Şef’in Ankara’sına soruyor... Ankara’dan gecikmeden cevap geliyor: “İade edin!..”  Sınırı geçer geçmez kurşuna dizileceklerini bilen karakol komutanı inanamıyor ve emri tekrar tekrar teyit ettiriyor... Ankara’da tereddüt yok!.. 
Ve tarihin en dramatik yolculuklarından birisi başlıyor Aras nehri üzerinde... Sığınmacı Türkler’in “Bizi Ruslara teslim etmeyin, bari siz öldürün” yakarışları da fayda etmiyor... Çaresiz bir şekilde sınırın ötesine geçerken, eşyalarını Türkiye tarafında bırakıyorlar ağlaya ağlaya... Kardeşin kardeşe ihanetini çözemeden sınırın ötesinde, kendilerini teslim eden askerlerin gözleri önünde Stalin’in Kızılordusu’na bağlı askerler tarafından kurşuna diziliyorlar... Geriye bir rivayet kalıyor: Olayı içine sindiremeyen Türk karakol komutanı evine gidiyor ve kafasına kurşun sıkarak intihar ediyor...
Önceki gün Mardin Dargeçit’te bir korucu daha şehit edildi... Mehmet Uğurtay ‘çözüm süreci’ başladığından beri ismi ‘infaz listesi’nde yer alan sekizinci şehit... Aynı zamanda servis şoförlüğü yapan Uğurtay öğrencilerin gözü önünde katledildi... Ne tuhaf değil mi, bu süreci savunanların hiç utanmadan “Şehit haberleri gelmiyorya, kan dökülmüyor, analar ağlamıyor ya”  diye algı yönetmeye çalıştıkları bir dönemde, yalnızlığın kucağına itilmiş korucular tek tek vuruluyor... 
Herhalde muktedirler, korucuyu insandan, onun kanını kandan, analarını anadan saymıyorlar!.. PKK’nın ele geçirdiği belediyelerin sınırları içindeki şehitlik tabelalarının söküleceği haberleri gelirken, şehit düşen koruculara rağmen “Şehit haberleri gelmiyor” diye başarı hikâyesi anlatan iradeye göre, şehit kimdir, terörizm nedir acaba? Hiç etkilenmediklerine ve ağız tatlarını bozmadıklarına göre, yoksa onlar da Şivan Perver’in o şarkısındaki gibi,  “Satılmıştır, vatan hainidir, aslını inkâr edendir, kalleştir, kardeşini öldürendir” şeklinde mi bakıyorlar koruculara?
İktidarın Apo’yla anlaşmasından sonra âdeta ortada kalan korucuların dramı işte o Boraltan faciasını çağrıştırıyor nedense... Tarihimize bir utanç sayfası daha ilişiyor... Süreç sonrası Şırnak’ta şehit edilen altıncı korucu Hasan Ercan’dan sonra şu notları düşmüştüm:  “PKK açısından korucular, asker ve polisten daha büyük düşmandı!.. Çünkü onlar, satılmış, işbirlikçi ve haindi!.. Şimdiye kadar iki bine yakın şehit verdiler... Katledilen çocukları ve diğer aile fertleri bu sayıya dahil değildi... Asker ve polis için tayin vardı ama onlar için yoktu... Hepsi devletlerini ve ailelerini korumak için adı ‘geçici’olsa bile hayat boyu savaşmak zorundaydı... 
Çocukları doğru dürüst okullara gidemediler... Gittikleri okullarda ‘asimile’ muamelesi gördüler, aşağılandılar, şiddete maruz kaldılar... PKK’ya destek veren köyler kaçakçılık dolayısıyla zenginleşirken, korucu köyleri sefalete terk edildi...
Ankara’dakilerin direnmeyi bıraktığı yerde korucular ‘direnme’yi bırakmadılar... Omuz omuza mücadele verdikleri devletin güvenlik güçleri nizamiyenin içine hapsedilmişken kendilerini koruma düşüncesiyle PKK’nın ‘af ve işbirliği’ çağrısına kulak vermek de bir ihtimal olabilirdi... Terhisi, tezkeresi, tayini olmayan ve kendileri ve aileleri adına kuşaklar boyu sürecek maddî ve manevî riski üzerlerine alan korucular yalnızlıklarına rağmen direnmeyi tercih ettiler... Yıllardır, kanları canları pahasına mücadele ettikleri PKK’lılar için burunlarının dibine anıt mezarlar dikilirken, kendi mezarlıkları ‘garipler mezarlığı’na dönüşmüşken, onlara ‘kalleş, vatan haini’ sıfatlarını lâyık görenler baş tacı edilirken, onlar bir ‘kan dâvâsı’nın tarafı gibi teker teker katlediliyorlar... Artık bölgede hâkimiyet kurmuş ve sokakları devlete sadık unsurlara dar etmiş olan PKK’yla silahlı mücadeleye girmeleri durumunda hangi suçlarla itham edileceklerini; provokatörlükle ve çözüm sürecini sabote etmekle suçlanacaklarını biliyorlar... ‘Kırk satır, kırk katır’ arasına sıkıştırılmış bir hayatı sürdürmeye çalışıyorlar... PKK’nın öldürülecek korucuları sıraya dizdiği ‘infaz listeleri’nin varlığı ise Ankara’dakilerin çok umurunda görünmüyor... Ve onların şahsında bir devlet, sadece sadık evlatlarını değil, zorluklar içinde direnen kahramanlarını değil, bu topraklar üzerindeki varlığını ve egemenliğini riske atıyor... Şivanları dost tutan bir kafa civanları feda ediyor!..” 
Tüm bu yaşananlar Boraltan’dan daha mı az haysiyet kırıcı sizce? Ne diyordu Boraltan’ın şairi:  “Düşman bekler karşıda, önüne kattı beni/ Can alınan çarşıda kardeşim sattı beni...” 

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS