Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Kızıl Ordu Korosu

Kızıl Ordu Korosu



Bakın yoldaşlar!. Zor bir durum, ama acı gerçeği bir şekilde size anlatmalıyız... İyi de olsanız, kötü de olsanız, göğe de yükselseniz, batakhaneye de düşseniz, siz de bizim insanımızsınız... 


Bıkmadan usanmadan, sizi tedaviye ikna etmek bizim görevimiz... Yani bu bir millî mesele...


20. Yüzyıl’ın sonunda geçirdiğiniz ağır bir travmayı algılayamadınız, kabul... Yine de böyle bırakamayız 
sizi... Millet olarak şifa bulmanız için elimizden geleni yapmalıyız... 


Bu arada itiraf edelim biz de hatalıyız...


1991’de Berlin Duvarı yıkıldığında size haber veremedik... Hoş haber versek de, o kapalı dünyanızda bunu kabul edecek durumunuz yoktu... Bu faşizmin dezenformasyonu olabilirdi... Belki de duvarın erozyon merozyon gibi doğal afetle yıkıldığını zannettiniz... Meteor da düşmüş olabilir tabii!.. 


Canınız sıkılmasın diye, Polonya’da proleteryanın saf değiştirip, ihanet ettiğini, karşı devrim yaptığını da söyleyemedik... 
Siz üzülmeyin diye, çifte acıyı kaldıramazsınız diye


Çavuşescu’nun öldüğünü bile bildiremedik... Aha şimdi söylüyorum, Çavuşescu sizlere ömür.. 


Madem öyle yeri gelmişken öbür acınızı paylaşayım, Todor Jivkov da ötelere topukladı...


Bu kadar acı haberi aynı anda vermek doğru mu bilmiyorum ama Leonid Brejnev’i de Moskova’daki köyünün yağmurlarıyla yıkayıp, defnettik... 


Ama metin olmak lâzım... Ölümlü dünya...
Bu arada bilginiz olsun, kızıl rejiminiz de okka altına gitti...
Aslında sizin Kızıl Ordu, rejimi kurtarmak için direnmedi değil... Fakat kör olası sarhoş Yeltsin, elinde votka şişesiyle tankların önünü kesip, bir de üstüne çıkınca ortada rejim mejim kalmadı...
Kusura bakmayın ama, siz “komprador-patron-ağa devletini yıkacağız” diye yırtınırken, Doğu Avrupalı öncü yoldaşlarınız -ayıptır söylemesi- kapitalizmin barlarına düştü... 


Tabii siz dünyadan habersiz olduğunuz için, Bizim Radyo’lu günlerin dilini bırakmamakta ısrarlısınız... 


İşte bu problem dolayısıyla size alıştıra alıştıra, doktor kontrolünde olup bitenleri anlatmaya çalışıyoruz...


2. Dünya Savaşı’nın bittiğinden habersiz ormanlarda saklanan Japon askeri bile kalmadı artık... Lütfen kendinize gelin, gerçekleri kabul edin... 

***

Yoldaşlar!
Eğer bu ve benzeri ikna çabaları sonuç vermezse -ki öyle gözüküyor- belki ayıkırsınız diye, söz sizi bir dahaki sefere Kızıl Ordu Korosu’nun konserine götüreceğim... 


Şimdiden ikaz ediyorum: Orada ayıktınız ayıktınız, şayet maksat hâsıl olmazsa, ondan sonra ne yerseniz yeyin!.. 


Malum bir Kızıl Ordu Korosu vardı...


Adından da anlaşılacağı üzere, o ‘muktedir ordu’nun resmi korosuydu ve Sovyet devriminin de sembollerindendi... Koronun birinci amacı, askerlerin moralini yüksek tutmaktı...


Savaş esnasında, cephelerde, hastanelerde, birliklerde görev yaptı... 


Koro, dünyada daha çok ‘Katyuşa’yla ‘Kalinka’yla tanınsa da Partizan Marşı ve devrimci işçi marşları çalıp söyleyen çok önemli bir propaganda aracıydı... 


Benden duymuş olmayın, farkı anlayın diye söylüyorum, proleterya iktidarının o meşhur korosu, kapitalizmin mekânlarında burjuva eğlendiriyor!.. 


Belki size çok acı gelecek ama, Türkiye’ye her uğradıklarında, her konserlerinde devrimin ruhuna aykırı şeyler oluyor... 
Devrimci işçi marşları hak getire, Tarkan’ın şarkıları eşliğinde ‘kent soylular’ımız bel kıvırıp, gerdan kırıyorlar... İyi ki, Stalin öldü de bu kara günleri görmedi...


Yani vaziyet bildiğiniz gibi değil... Rejimin ve Kızıl Ordu’nun ihtişamını anlatmak için neredeyse yüz yıl yedirip içirdiğiniz koronuz, “Ay akşamdan ışıktır/ Yaylalar yaylalar” veya “Antep’in hamamları” türküsüyle başlayıp, “Gülnihal” gibi saray nağmeleriyle konser bitiriyor... 


Bazen işi iyice çığrından çıkarıp, “Ave Maria” gibi kilise müziklerini, bazen de emperyalist Osmanlı’nın mehter marşlarını, “Ceddin Deden” i filan çalıp söylüyor...


Yani durum, düşman başına!.. 


Yalnız şu konuda müsterih olun, henüz pavyona düşmediler çok şükür... 


Şimdilik daha nezih salonlarda, üst taklidi yapan kompleksli orta ve üst sınıflara hitap ediyorlar...


Ama dünya hâli bu... Kim derdi ki, buralara düşecekler? Onun için pavyona veya türkü bara düşmeyeceklerinin de bir garantisi yok!.. 

***

Kızıl Ordu Korosu’nu bu trajik seyri size ne anlatır, kafalarınızı nasıl dank ettirir bilmiyorum... 


Bizimki, “Allah’tan ümit kesilmez” babından bir gayret... Yani bir ihtimal...


Ümit ederim ki, bu şok tedavi size fayda eder de, o kopası ‘soğuk savaş’ dilini bırakırsınız...


Burada burjuvanın kucağına düşen Kızıl Ordu Korosu mudur, yoksa onun şahsında Kızıl Ordu ideolojisi midir, takdiri size bırakacağım... 


Yine ayıkmazsanız, benden günah gitti... Dünya tarihinde komünizm adına sadece Kızıl Ordu Korosu yoktu ya...
Polpot’un “ölüm tarlaları” vardı... 


Stalin’in sürgünleri ve soykırımları vardı... 


Jivkov’un zalimliği vardı... 


Yüzyıla yayılmış koca bir kanlı tarih vardı...


Onlarla teselli bulursunuz artık... 


Bu arada Kızıl Ordu Korosu pavyonlara düşüp, “Ankara’nın bağları/ Büklüm büklüm yolları” parçasını çalıp söylemeye başlarsa, balalaykayı, akordiyonu filan atıp, elektro sazı tercih ederse, askerî dansçılar yerine köçeklerle sahne almaya başlarsa, artık bu koronun alayını bir tenhada kıstırıp ‘özeleştiri’ alırsınız, bütün mesele biter belki de!..



Not: 16 Temmuz 2012 tarihli Yeniçağ Gazetesi'nden iktibas edilmiştir.

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS