Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Sanık devlet' ayağa kalk!

Sanık devlet' ayağa kalk!



Dün “PKK’yla görüşen de iddia edip ispatlamayan da şerefsizdir” demişlerdi... Sonra hiç umulmadık anda Oslo görüşmeleri patlak vermişti... Tam da bunların kimler olduğu, daha doğrusu kimin talimatıyla görüştükleriyle ilgili tartışmalar sürerken, ‘barış görüşmesi’ yapanın ‘hükûmet’ değil, ‘devlet’ olduğu açıklanmıştı!.. Meğer iftira edilmiş, hükûmetin günahına girilmişti!.. 


Komediye bakın, Oslo görüşmelerinde Türkiye Cumhuriyeti’ni ‘devlet’ temsil etmişti!.. Peki PKK’yı kim temsil etmişti? Sormaya devam edelim o zaman: Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden ‘devlet’, hükûmetten tamamen bağımsız bir varlık idiyse, nasıl ete kemiğe bürünmüş de o masaya oturmuştu?


Bir an gaflete düşüp, hükûmetin talimatıyla masaya oturanların bürokratlarımız olduğunu düşünmüştük... Fena yanılmışız!.. Çünkü masanın bir tarafına PKK’lılar otururken, diğer tarafına Türkiye Cumhuriyeti’ni temsilen, demirbaşa kayıtlı masa, makam koltuğu, makam otosunun karbüratör kapağı, bayrak direği, yemekhaneden alınan tencere filan oturmuş!.. Malumunuz, ‘devleti temsil yetkisi’ bunlardadır ve siyasî otoriteden bağımsız bir şekilde kendi iradeleriyle hareket ederler!.. Bir de bunların amiri vardır; yangında ilk kurtarılacak olanların saklandığı dolaptır o!.. Protokolün bir numarası odur!.. 
Bir hata varsa, sorumluluk bunlarındır!.. Ortada ‘şerefsiz’ varsa, şerefsizin önde gideni bunlardır!.. Hükûmet daha ne yapsın, devletin başına bekçi mi diksin? Koca devlet ne yapacağını bilmiyorsa, siyasî iktidarın kabahati ne?

***
İnsanın zekâsıyla dalga geçen ve hayal sınırlarını zorlayan bu fantastik ayrımın sahipleri bugün yeniden harekete geçince aklımıza yine bunlar geldi... Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Ülkenin hayrına olacaksa, Öcalan’la da, başkasıyla da görüşülebilir. Bu geçmişte yapıldı, bugün de yapılabilir” dedi... 
Doğrusu heyecan uyandıran bir görüşme olur bu... Bir yandan müzakere yapılırken, diğer yandan ‘şerefi korumak’ epeyi zor olacak!.. En iyisi bu işi yine ‘devlet’e bırakmak lâzım... Diğerleri birinci turu fiyaskoyla sonuçlandırdığına göre, bu sefer görüşmelere ‘devleti temsilen’ envantere kayıtlı hamam tası, maşrapa, elbise askısı ve tel zımbadan oluşan özel bir ekip göndermeli!.. Çuvallarsa onlar çuvallasın... Yeter ki, siyasî iktidar bundan zede almasın, şerefsiz merefsiz damgası yemesin!.. 
Habur’da uydurma bir mahkemeden sonra salıverilen PKK’lıların Meclis’e geleceği iddiası üzerine o dönem AKP’nin Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ “Meclis’e gelmezlerse daha iyi olur, yoksa barış süreci sekteye uğrar” diye endişesini açığa vurmuştu... Şimdi de Apo’yla görüşülebileceğini buyuruyor... 


Bunların istikrarına hayran olmamak mümkün değil!.. “PKK’yla masaya oturdunuz, görüştünüz” ithamlarına Başbakan Erdoğan 21 Ağustos 2010 Kayseri mitinginde şu cevabı vermemiş miydi: “Bizim dört kez bunlarla bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar, bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir. Bugüne kadar AK Parti iktidarı olarak terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, oturmayacağız da. Bizim felsefemizde, anlayışımızda böyle bir şey olamaz... Hukukta bir kaide var, iddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir. Eğer bu iddianızı ispatlamazsanız müfterisiniz...” 


“Şerefsiz, müfteri, alçak” gibi ağır hakaretler eşliğinde süren kapışmaya Erdoğan 24 Ağustos 2010 tarihli Siyaset Meydanı’nda devam etmiş ve ‘fail’in devlet olduğunu şu sözlerle ifşa etmişti:


“Burada bir şeyi birbirine karıştırmayalım. Biz siyasî iradeyiz, siyasî iktidarız. Biz siyasî iktidar olarak, hükümet olarak hiçbir zaman bir terör örgütüyle veya temsilcileriyle masaya oturup görüşme yapmayız. Böyle bir şeyimiz bizim asla olmamıştır, yoktur, olamaz da. Şu veya bu şekilde çeşitli kurumlarıyla bu tür bazı münasebetler gerekirse devlet onu kendisi yapar. Burada bunu birbirine karıştırmamak 
gerekir...” 

***

Demek ki, neymiş; ‘devlet yapar’mış!..
Kötü bir şey oldu mu devlet yapar, ama duble yolları siyasî iktidar yapar!.. 


Ne güzel değil mi? Millet kesesinden yapılan ve propagandaya yarayan artılar hükûmetin marifeti, eksiler ise devletin kusuru!.. 


Aslında fena bir ‘işletme’sistemi değil... Niye akıllarına gelmiyor acaba, doğal gaza ve benzine yapılan zamların da hükûmetle ilgisinin olmadığını, faillerin en kısa zamanda yakalanacağını, bunu yapsa yapsa devletin yapmış olabileceğini 
açıklamak!.. 


Zaten, PKK’yla masaya oturanlar maaşlarını Bolivya devletinden, talimatları da Madagaskar hükûmetinden aldıkları için olup biten hiçbir şey Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini de, o hükûmeti oluşturan siyasî partiyi de bağlamaz!..


Bağlasa bağlasa ‘namus’u, ‘şeref’i, ‘haysiyet’i bağlar!.. Onlar da o kadar önemli değil!.. 


Şu ‘olağan şüpheli' devletin eşkalini gösteren resimleri her yere yapıştırdık mı, gerisi kolay!..


 

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS