Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Güneydoğumuzdan Gazze çıkaran 'İslâmcı' tuzak

Güneydoğumuzdan Gazze çıkaran 'İslâmcı' tuzak



Buna hangi adı koyarsanız koyun, ister cehalet, ister sefalet deyin... İslâmcıların bir bölümü Gazze konusuyla, Türkiye’nin güneydoğu meselesi arasında paralellik kurarak, benzeri görülmemiş bir ‘fikri trajedi’ye imza atıyor... 


Tartışmaları takip ediyorum... Bu konuda o kadar ileri gidiyorlar ki, Gazze’deki Müslümanların dramına samimiyetle sahip çıkan ama daha önce Türkiye sevgisini de muhafaza eden diğer İslâmcıları samimiyetsizlikle suçluyorlar... Türkiye ‘tağutî bir rejim’e sahip olduğuna, Türk bayrağı da ‘şirk’i temsil ettiğine göre bu batasıca vatan üzerinde, ‘Türk’ve ‘Türkiye’kavramlarıyla İslâmcılık yan yana olamaz!.. Dolayısıyla siz Gazze’den önce TC’ye bakmalı, Kürdistan’ı görmeli, açlık grevlerine destek vermeliydiniz!.. Yani Gazze konusunda samimiyetin ispatı, Kürdistan’ı görmekten, açlık grevlerine destek olmaktangeçiyor!.. Aksi halde İslâmcılık da, iman da sakata gelebiliyor!.. 


‘İhanet’ kavramı hiç şüphe yok ki, bu kompleksi izahta yetersiz kalacaktır... Gazze’yi bizim güneydoğumuzla ilişkilendirmek, hem Filistin’e ihanettir, hem de tarihe... Çünkü Filistin meselesi, dışarıdan gelen bir güç tarafından işgal edilmiş toprak ve zulüm meselesidir... Bu açık bir gerçektir ve bizim güneydoğu meselemizle uzaktan yakından benzerlik taşımaz...
Türkler bu coğrafyaya gelip yerleşene kadar bir çok kavimle savaştılar, bir çok kavmin egemenliğine de son verdiler... Ama göçler, savaşlar ve yurt edinmeler sırasında, sadece Anadolu önlerinde değil, Orta Doğu’nun herhangi bir yerinde Kürt diye bilinen herhangi bir toplulukla savaş etmediler... Herhangi bir yerde Kürt hakimiyeti vardı da, o hükümranlığa son vermiş değiller... Üzerinde Kürt egemenliği bulunan bir santimlik toprağı, savaş, ticaret veya kız alma-verme yoluyla egemenlik alanlarına katmış da değiller... 


Bin yıllık hesapları karıştırsak, belki bir çok milletle, diğer bir çok Türk topluluğuyla veya tarihten silinmiş olan devletlerle hesabımız çıkar da, her şeye rağmen bizden ayrı görmek istemediğimiz Kürtler’le asla bir hesap çıkmaz... Biz ne Diyarbakır’ı, ne Van’ı, ne Hakkari’yi, ne Bitlis’i vatanlaştırırken bir Kürt egemenliğine son verdik!.. Bugün üzerinde kendilerini Kürt diye ifade edenlerin, bizimle beraber kardeşçe yaşama iradesi koyanlarını ve PKK’ya bizim kadar düşman olanlarını kardeşimiz saydığımız insanların yoğunlukla yaşadığı toprakları ya küfür milletinden teslim aldık ya da Arap hâkimiyetinden...


Filistin’le güneydoğumuzu eşitleyen kimi İslâmcı taifeye, cehaletle ihaneti meczetmiş önyargılı sefil güruhuna bunu nasıl anlatacaksınız? Dar’ül harp’te her şeyi meşrulaştıran kafaya “Yoksa Sultan Alparslan’ın Malazgirt’te yendiği Romen Diyojen Kürt’tü de bizim haberimiz mi olmadı?”  diye sorsak, ‘trene bakmak’tan daha anlamlı bir karşılık bulabilir miyiz acaba? Veyahut da “1071’de yenilen Bizans İmparatorluğu, aslında Romalı taklidi yapan Kürtler’in devleti miydi?”  diye sorsak, herkesin bildiği, bir bizim bilmediğimiz tarihî gerçeğe vurgu yapmış oluruz herhalde!.. 


Türkiye sevgisinden şüphe etmediğimiz bir kısım İslâmcıları ayırarak söylemek lazım, anlaşılan o ki, dünyanın hiç bir kavminin ismi bunlara batmaz da ‘Türk’ batar... Başka bayraklarla mesele yoktur da, ay-yıldızlı bayrak putperestliğin timsali muamelesi görür... Herkes onun umurundadır da, Bakü’de eski tren vagonlarının içinde perişan vaziyette ömürsüren Karabağ göçmenleri umurunda değildir... 


300 Spartalı filmini hatırlayalım... Milat’tan önce 300 Spartalı askerin, 120.000 kişilik Pers ordusuna direnişini anlatan bir filmdi... Filmde ‘Pers tarihi ve milleti  kötüleniyor’ gerekçesiyle İran devleti ayağa kalkmış, filmin tüm dünyada yasaklanması için protestolar düzenlemişti... İslâm Cumhuriyeti, İran’ın putperest dönemine ait bir eleştiriye bile katlanamazken, İslâm öncesi de olsa kendi tarihine ve kültürüne sahip çıkarken, Mısır’da Hasan el Benna Risaleleri’nde Mısır’ın eski kültürüne de sahip çıkmaktan bahsederken problem olmaz da, Türk milleti, milliyetinden, bırakın İslâm öncesini, İslâm sonrasından bile söz ederken, ırkçılık çıkar, kavmiyetçilik çıkar, yetmedi şirk çıkar!.. 
Elbette bütün bunları sadece cehalet veya kompleksle açıklamak mümkün değil... Türkiye’de İslâmcılık düşüncesi, hızla Kürtçülüğün yörüngesine giriyor... ‘Türk’kavramı üzerindeki ırkî töhmet, söz konusu ‘Kürt’kavramı olunca yerini ‘mazlum’luğa bırakıyor, PKK’lı ağzıyla İslâmcı ağzı her geçen gün daha da benzeşiyor... Bu öylesine gözü kara bir hâl aldı ki, birliğimizin teminatı gibi gördüğümüz İslâm, etnik fitnenin büyümesi yolunda istismar ediliyor... ‘Bidat bilmeyen Türklerin torunları’dinî görünüme bürünmüş bir gayretle fitnenin kucağına itilmek isteniyor... Bu arada bilerek veya bilmeyerek en büyük kötülük, Filistin’e yapılıyor... İşgalci ve zalim İsrail’le Türkiye aynı kefeye konularak, Türk kamuoyunun partiler üstü desteğine sahip Gazze direnişi beyinlerde ‘şüpheli’ hâle sokuluyor... ‘Kürdistan’la kıyas ihtimali elbette kamuoyu desteğinin zayıflamasına yol açabilir... Bu da herhalde dünyada bir tek İsrail’in işine gelecektir...


Siyasî, dinî ve mezhebî taassup, Gazze’nin acısından da, İsrail’in memnuniyetinden de çok daha önemli olduğu için bu vesileyle Türkiye’ye tuzak kurmak en iyisi galiba! Ama bir şeyi unutmamaları lazım:  “Allah tuzak kuranların da en hayırlısıdır...”

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS