Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Başbakan milliyetçilerden neden korkmuyor?

Başbakan milliyetçilerden neden korkmuyor?



 


Başbakan Erdoğan Türk milliyetçiliğine de Kürt milliyetçiliğine de karşı olduklarını tekrarladı... Aynı ifadeyi zaman zaman “Biz etnik, bölgesel ve dinî milliyetçiliğe karşıyız”  şeklinde kullanmıştı... Bu retorik, Erdoğan’ın milliyetçiliği kavrama biçiminden kaynaklanan ve sadece onunla sınırlı olan bir durum değil... ‘Anti-milliyetçi’dil, AKP sözcülerinin tamamına hâkim olan ‘genel politika’dır... Hem Erdoğan’ın seçim zaferleriyle perçinlenen baskın tavrı, hem de PKK-BDP çizgisine karşı mücadelede ‘adil görünme’ uyanıklığı Türk milliyetçiliğini 'zanlı’ pozisyonuna itmeye yarıyor...


Böylece Türk milliyetçiliği ülkedeki gerilimin ‘diğer kutbu’ muamelesi görürken, sağ olası iktidar, ‘ülkeyi uçlara çekiştirmeye çalışan zararlılar’a karşı ‘merkez’i temsil ediyor!.. Türk milliyetçiliğiyle ayrılıkçı Kürtçülüğü eşitleyen bu anlayışa göre, bu iki hareket de marjinaldir ve kandan beslenmektedir!..


Başbakan ve iktidar sözcüleri ne zaman BDP’ye yüklenecek olsalar yanına mutlaka MHP’yi de eklemeyi kural haline getirdiler... Hüseyin Çelik’in ‘MHP'yi kandan beslenen parti’ ilan etmesi bu çerçevede değerlendirilmesi gereken bir durumdu... MHP üzerinden milliyetçiliğe saldırı bir tarz haline gelecekti ve öyle de oldu... Medyanın önemli bölümü bu sinsiliğe eşlik etti... Açılıma sınırsız destek sağlayan kalemler, milliyetçiliğin kontrol altında tutulması gerektiğinin altını çizerken, Kandil’den bile esirgedikleri eleştirileri, Türk milliyetçiliği söz konusu olduğunda hiç esirgemediler...


Halen cezaevinde yatan Mehmet Ağar’ın Yenişafak’a verdiği röportajda  “Bir uçtan BDP, diğer uçtan MHP çekiştiriyor” türünden suçlamalar yöneltmesi anlamlıydı elbette!.. Bir adım sonrasında Türk milliyetçiliğini terörün ve ‘ötekileştirme’nin sorumlularından birisi ilan edebilecek kanaat yayıldıkça yayılıyor... Bu insaftan ve ahlâktan mahrum anlayış her geçen gün mesafe alırken, muhatap hatta bir anlamda ‘mağdur’ kurumların bu ‘aşağılanma ve BDP’yle eşitlenme’ riskine karşı ne gibi tedbir geliştirdikleri bilinmiyor... Bu tepkisizlik de acaba sürecin bir parçası mıdır, o da ağır bir muamma... 


Geçtiğimiz günlerde TV8’deki Erkan Tan’ın programına katılan AKP milletvekili Şamil Tayyar, terörün durması halinde MHP’nin baraj altında kalacağını, BDP’nin de yüzde 1’lere gerileyeceğini öne sürdü... Patronuyla aynı taktiği yürüttü, BDP’yi vuracağı zaman MHP’yi de hedef tahtasına koydu ve ‘terörden beslenen parti’ imajına katkıda bulundu... Şamil’i üniversiteden tanırım... Biz onu ‘Şıh Şamil’ olarak tanıdığımızda ‘eski ülkücü’ ydü... İsminin ‘Şıh’ bölümünü ne yaptı, neden kullanmıyor bilmiyorum... Ama onun da bu milliyetçilikle Kürtçülüğü aynı çerçevede husumet hedefi haline getiren siyasî değirmene su taşıması, yürütülmekte olan genel politikanın nasıl geniş bir yelpazeyi etkisi altına aldığını belgeliyor... Ne yazık ki, devletin kurucu felsefesi, beraberliğimizin düşmanı, ayrılıkların körükleyicisi, kötülüklerin sembolü, ‘olağan şüpheli’ kimliğine savruluyor... Ülkeyi yönetenler ve danışmanları 70’li ve 80’li yıllardan beslenmiş, milliyetçiliğe düşman karakterli zihnî altyapılarıyla, buldukları fırsatı hoyratça kullanabilecekleri bir vasata kavuştular ve bunu acımasızca değerlendiriyorlar... Şu çelişkiye bakın ki, ülkenin en büyük seçmen kitlesi olan milliyetçiler, ülke yönetimine etkisi anlamında, en zayıf kitleyi oluşturuyorlar... Sayıca kendilerinin çok çok altında olan liberaller, ‘İslâmcılar’ ve Kürtçüler yöneten irade üzerinde bu denli etkiye sahipken, milliyetçilerin hiç bir ağırlığının olmaması acı bir gerçek... İktidar, on yılda, başta bölücüler olmak olarak, yelpazenin diğer unsurlarını da tatmin etmeye ve onların taleplerini yerine getirmeye yönelik yüzlerce kanun çıkardı, kendince ‘devrim’ çapında adımlar attı... Peki, son on yılda milliyetçilerin endişelerini izole edebilecek, onların taleplerine karşılık gelecek herhangi bir kanunun çıktığını hatırlayan var mı? 
Sayıca en büyük kitleyi oluştursa da, ‘siyasî yelpazenin kontrol altında tutulması gereken üvey evladı’ milliyetçilerin bu orantısız etkisizliğinin kaynağı ne olabilir? Neden milliyetçilik ‘ciddiye alınmaya değmez’ bir konuma sürüklenmiştir? Aslında iktidarların milliyetçileri ciddiye alması, onların ideolojisini sevip sevmemesiyle ilgili değil, siyaseten tehdit potansiyeli taşıyıp taşımamasıyla ilgilidir ve yukarıdaki soruların cevabı da burada aranmalıdır... Milliyetçi muhalefetin cılızlığı, içine kapanması, yapı dışındaki milliyetçileri cezbedecek politika üretememesi, haklı olmasına rağmen pasifliği dolayısıyla sürekli savunma pozisyonunda kalması başlıca gerekçeler arasında sayılabilir... 
Açıkçası Erdoğan, siyaseten milliyetçilerden korkmuyor... Bu onun cesaretinden değil, milliyetçiliğin bugün içinde debelendiği acı gerçekten kaynaklanıyor... Herhangi bir olay karşısında milliyetçilerin ne tepki vereceği umurunda değil... Çünkü tepki veremeyeceklerini biliyor... O yüzden BDP’lileri eleştirirken ‘adaletli’ olduğunu ispatlamak için, dönüp dönüp Türk milliyetçiliğine saldırıyor...

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS