Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Vergiyi kurşunla takas etmek

Vergiyi kurşunla takas etmek



Daha önce öldürülmüş 4 teröristin Siirt’te nüfus kayıtlarına ‘şehit’ olarak geçirildiği medyaya yansımıştı... Bu rezaleti bir savcının dikkati ortaya çıkarmıştı... Olayla ilgili ‘sehven’ yaptıklarını ifade eden 2 memur açığa alınmıştı...
Çok kritik bir hususu gözden kaçırmamak gerekiyor; güneydoğuda devletin memur yapısı hızla değişiyor, genel gidişata paralel bir memur yapısı artık kendisini gösteriyor... Diyanet personelinden Milli Eğitim yönetici personeline kadar her alanda bu değişim göze çarpıyor... ‘Açılımın memurları’ bu yeni politikaya uyum sağlamakta Ankara’dan daha hızlılar...
Siirt’te meydana gelen rezalet bir istisna değil, artan pervasızlığın açığa çıkan örneklerinden sadece birisi... Özellikle belediyelerin birçoğu artık PKK’nın en önemli para kaynaklarından birisini oluşturuyor... “Terörle mücadelede başarı sağlanması için, PKK’nın para kaynaklarının kurutulması şarttır” sözünü sıkça duyuyoruz... Doğrudur, bu bir sektör gibidir, bütçeye ihtiyacı vardır ve bu bütçe değişik kalemlerden oluşmaktadır... Uyuşturucu, sigara ve içki kaçakçılığı, kaçakçılardan alınan paylar, yurt dışında zorla toplanan paralar, bağışlar, güneydoğuda legal iş yapan müteşebbislerden alınan haraçlar belli başlı kalemler... 
Son yıllarda bunlara belediyeler eklendi ve örgüt yeni ve çok daha büyük çaplı bir gelir kapısına kavuştu... Bölgedeki birçok belediyenin harcamaları ve ihaleleri devletten çok, PKK’nın etki ve denetimi altında... Terör örgütüne gönüllü-gönülsüz haraç vermeyen müteahhidin bırakın ihale almayı, ihaleye girme şansı bile günden güne azalıyor... Her şeye rağmen girip ihaleyi kazanabileceğini uman namuslu insanların belediyelerden paralarını alma şansının olmaması, o tip insanlar üzerine caydırıcı etki yaptığı için meydan tamamen bölücülere ve onlarla işbirliğine hazır ‘ilkesiz’lere kalıyor... Ayrıca rekabet şartları oluşmadığı için ‘dağıtılan’ ihalelerde bedeller yükseliyor, PKK ortaya çıkan yüksek ‘kâr’dan dolayı daha ciddi paylara kavuşuyor... 
Böylece milletin vergileriyle ortaya çıkan bir havuzdan, terör örgütüne can suyu veren bir kanal daha açılmış oluyor... Bu çarpıklığı bilmeyen yok... Ama doğru dürüst yazan da yok... Bir devlet düşünün; onlarca yıldır başına bela olmuş bir örgütün para kaynaklarını kurutmak için bir çok Avrupa devletine müracaat ediyor, onları bu haklı mücadelesine ortak edebilmek amacıyla yazışmalar yapıyor ama kendi hükümranlık alanındaki ‘kirli gerçekler’le ilgili neredeyse eli kolu bağlı durumda seyrediyor... Büyükşehir yasasının geçmesinden sonra hem gelirleri, hem de o gelirler üzerindeki hâkimiyeti daha da pekişecek olan şaibeli belediyeler sayesinde terörizme para akışında örgüt lehine bir değişiklik yaşanacağını dikkate almıyor!..
Yani otobüs bileti alırken veya kazandığımız paranın vergisini öderken aynı zamanda dünyanın en kanlı örgütüne para vermiş, o parayla da evlatlarına kurşun siparişi göndermiş olmak ne büyük bir çelişki!.. Bugün bir kişi çıkıp, güneydoğuda belediyelerin ihaleleri şeffaflık içinde gerçekleşiyor, kazananlar hiçbir baskı altında olmadan işlerini tamamlıyor ve hak edişlerini tam olarak ve zamanında alıyor diyemez... Kimse “Sayıştay var ve denetleme yapıyor”da diyemez... Sayıştay evrak üzerinden hareket eden bir kurum... İhale öncesindeki baskıları, işin yapımı sırasında yaşanan baskı ve tehditleri, psikolojik ortamı ve bölgedeki hâkim caydırıcılık havasını hesaba katamaz elbette... İş kitaba uymuşsa mesele yok!.. 
Nasıl, üniversiteye giriş sınavları için ‘denetim dışı’ bir alan meydana gelmişse, belediye harcamaları için de PKK’ya para akışını teminat altına alan bir ‘fiilî’ durum meydana gelmiş durumda... Verdiği parayı, sadık evlâdına kurşunla takas eden devletin fertleri olarak gözümüzün içine baka baka anlatılan yalanlarla avunmak durumundayız... Bu acizlik öylesine gizlenemeyecek boyuta ulaştı ki, maaşını devletten alan memurlar bile Siirt örneğinde olduğu gibi ölen PKK’lı teröristleri nüfus kayıtlarına ‘şehit’ diye geçirmekten korkmuyorlar... Bütün bunlar içimizi kemiren gerçekler değil de tamamen hayal ürünü bir film senaryosu olsaydı, izleyenler her halde “Bu kadar da olmaz. Senarist fazla abartmış” derlerdi... İşte bu ‘abartı’lar, bizim artarak katlandığımız, yok sayınca gerçekten yok olacağını zannettiğimiz gerçekler... Ayıkmamız için Seyit Rıza’yı, hatta Osmanlı Devleti’nin isyan ettiği için idam ettiği Şeyh Abdusselam Barzani’yi bile şehit sayıp, geride kalanlarına şehit maaşı bağlamaktan geçiyorsa, gerekirse onu da yapacak iradeye sahibiz!.. 
Bugün belediyelerden gelen paralar, diğer kalemlerden gelen paralara oranla çok daha risksiz ve çok daha kestirme yoldan... Romanya’da iş yapan bir Kürt iş adamının başına çöküp haraç almak veya Fransa’daki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından kayıt dışı gönüllü-gönülsüz para toplamak, örgüt adına belediye bütçesini emmekten daha kolay değil... Uyuşturucu ve insan kaçaklığı da, sigara kaçakçılığı da bazı uluslararası riskler içerebiliyor... Ama güneydoğudaki belediyelerin içini boşaltmak neredeyse sıfır riskli... Hadi kamu otoritesi zaaf içinde... Ya bir nevî kamu görevi yapan medya? Ondan ses var mı?
Kuşatmadır bu, dikensiz gül bahçesinde topyekûn kuşatma!..


 

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS