Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Sahil yolu kapalı!

Sahil yolu kapalı!



Takvime bağlanmış bir plan adım adım ilerliyor... Başbakan’ın son grup toplantısındaki ifadesiyle provokasyonlara açık bir süreç bu... O yüzden Sinop’taki olayları değerlendirirken Erdoğan çok gergindi... Kırılgan zeminin birden aleyhlerine dönebileceğinden endişelenmişti... Ankara ve İstanbul’dan polis aktarılmasına rağmen doğabilecek tepkilerin önlenememe riski kendisini korkutmuştu... İnce ince örülen ‘açılım’ın en önemli etabı olan ‘halka kabul ettirilmesi’ projesi bir anda çökebilirdi... 
Kamuoyu, Samsun’daki olaylardan sonra BDP’lilerin kendi kararlarıyla geziyi iptal ettiklerini duydu... İşin aslı öyle değildi, Hükûmet devreye girdi ve kararı BDP’lilerle birlikte aldı... Olayların katlanarak artacağı ve özellikle TAYAD’dan, Rahip Santoro’dan ve Hrant Dink’ten ‘sicilli’ Trabzon’da büyük olaylar çıkabileceği, bunun da bütün Türkiye’deki sözde ‘olumlu’ havayı bozabileceği istihbaratı, yolculuğun kesilmesine yol açtı... 
Karadeniz turu psikolojik bir duvarı daha yıkma eylemiydi... Sükûnet içinde tamamlanmış olsaydı, pazarlanacak mesaj belliydi: Bölücülük konusunda en hassas yer olarak görünen Karadeniz de açılımı kabullendi!.. 
Nasıl, yüzlerce şehit ailesi derneğinden bir yöneticiyi yakalayıp, onun üzerinden “Bakın şehit aileleri bile barış sürecini destekliyor” mesajı çıkarıyorlar ve bunu medya aracılığıyla sanki bütün şehit ailelerinin ortak görüşüymüş gibi pazarlıyorlarsa, aynı mesajı “Halkın en dirençli gibi görünen kesimi Karadenizliler bile açılımı destekliyor, bu iş tamam”a dönüştüreceklerdi... 
Nasıl, bir ‘milliyetçi’ sanatçıyı yakalayıp, istedikleri gibi konuşturunca, -sanki aksini iddia eden varmış gibi- “Milliyetçiler de analar ağlamasın, kan dökülmesin, ölümler dursun istiyorlar” şeklinde bütün milliyetçiler adına ‘onay’ mesajı çıkarıyorlarsa, aynı mesajı sahil yolunun üzerine tespih tanesi gibi dizili şehitlerin adını taşıyan üstgeçitlerin altlarından geçilerek turlanan Karadeniz’den vereceklerdi... 
İstedikleri olmadı, hem AKP, hem de partneri BDP ‘şimdilik’ kaybetti... Ama halka karşı kaybetmeyi kabullenmek yerine, olayları muhalefete, ‘barış istemeyen’ diğer örgütlere, hatta Gladyo’ya bağlamayı tercih ettiler... Medyadaki ‘her renkten ağız birliği’ derhal hareket geçti... Olayların organize değil, ‘doğal’ bir tepki olabileceğini görmek ve göstermek istemediler... 
Şunu çok iyi biliyorlar: Bu süreci milletten başka sekteye uğratacak güç kalmadı... Muhalefetin durumu tam bir trajedi... Birisi zaten köküne kadar bu işin içinde... Diğeri ise bütün mesaisini ülke yanarken kendi teşkilatlarını tırpanlamak ve çaycı çay tepsisini bile devirse “Aman provokasyon olmasın” mesajı vermekle geçiriyor... Medya ezici çoğunlukla ‘süreç lehine’ militanlık derdinde... Sermaye sınıfı ondan geri kalmıyor... Sivil toplum örgütleri de tıpkı medya gibi büyük çoğunlukla ‘güvenilmez’ pozisyonda... Ne tepki vereceğini tam kestiremedikleri millet de ‘alıştırma evresi’ni atlatırsa iş kemale ermiş olacak!.. 
Karadeniz’deki küçük çaplı çırpınma, onlar açısından ‘millet’ riskini gözler önüne serdi... AKP’ye oy vermiş olanlar da bile hazmedilemeyen bu süreç, bundan sonra bütün gücünü bu alana odaklamak zorunda... Çünkü açılımın nihaî hedeflerinden birisi, yeni anayasa, aynı periyoda denk gelen mahallî seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimi ‘milletin tercihi’ni her zamankinden daha büyük öneme kavuşturdu... Referandum ve Meclis seçeneklerinden hangisi ‘tayin edici’ olacak belli değil... AKP içi ve Meclis içi dengelerin nasıl seyredeceğini kimse tam kestiremiyor... İşte tam da bu noktada bir-iki puanların bile tarihin seyrini değiştirebileceği bir tünelden geçiyoruz... 
Burada yoğunlaşmak, millete, ’makarnacı, kömürcü, bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam’ diyen sorumsuzluktan uzak durarak, kıvılcımların ortalığı ışıtmaya başladığı bu gedikten yürümek lâzım...

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS