Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Ar meselesi değil, kâr meselesi

Ar meselesi değil, kâr meselesi



“Yıllarca Kürt’üm diyemedim” açıklamasıyla gündeme gelen Bakan Zafer Çağlayan’la ilgili bugün de devam edeceğiz... Zira kendisi bir makaleye sığmayacak kadar ‘önemli’ bir şahsiyet!.. Zaten Yeniçağ’da yazmaya başladığımdan beri en çok mesajı kendisiyle ilgili yazdığım yazıdan sonra almış olmam da bu ihtiyacı vurguluyor!..
Aslında kendisi için Kürtlüğün ve ideolojinin pek önemi yok... Onun önceliklerini ‘dönemsel şartlar’ belirliyor... Dün Türk milliyetçiliğine ihtiyacı vardı, o gömleği giymişti... Sonraki dönemin baskın rengi ‘genel anlamda AKP’lilik’ olunca hemen anten ayarlarını değiştirdi... Son dönemde ise ‘Kürtlük’ vurgusu siyasî iktidar nezdinde ‘ayrıcalık’ halini alınca, derhal yakasına ‘ezik Kürt’ rozeti iliştirdi... 
Bu ‘mevsimlik davranış’ modeli, bütün milliyet, etnik aidiyet ve ideolojilerin üzerindedir kendisi için... ‘Bastırılmış Kürtlük’ itirafı, kurnazca stratejiden başka bir şey değil... Partisi 11 yıldır iktidarda olmasına rağmen, Bakan Çağlayan’ın etnik hafızasının yeni açılmış olması sadece tıbbın değil, ‘ince siyaset’in konusudur aynı zamanda... Başbakan’a daha yakın olma ve kabinenin ‘Kürt kontenjanı’ndaki yerini perçinleme gayretinin onu bu söyleme ittiği apaçık gerçek... 
Türk milliyetçiliğinden konjonktürel virajlarla ‘mağdur Kürt’lüğe yol alan Bakan Zafer Çağlayan tam bir hesap adamı... Aksi hâlde, başta İstanbul ve Mersin olmak üzere kendisi gibi düşünen hemşerilerini oda başkanı yapabilmek için, bakanlığının ‘arka bahçesi’ konumuna gelmiş olan TİM (Türkiye İhracatçılar Meclisi) lobisini harekete geçirerek TOBB ve oda seçimlerini erteletmesini nasıl izah edeceğiz? Yoksa bu soruyu TÜVTÜRK’e mi sormalıyız?
Burada ürkütücü olan şu: Bir Bakan, kendi emelleri için, hiç bir sorumluluk hissetmeden ve asla boşboğazlık sonucu olmadığı aşikâr ‘etnik tahrik ve tahrif’ içeren bu ‘planlı’ sözleri nasıl söyleyebiliyor? Ve ‘etnik vurgu’ nasıl oluyor da günümüzde ‘pay kapma’nın veya ‘payı büyütme’nin meşru ve en kestirme aracı hâline geliyor? Bu fotoğraf, bir Bakan’ın can sıkıcı sözlerinden daha tehlikeli bir durumu özetliyor aslında... Etnik açıdan mağduriyet ifadeleri, kazanmanın ‘geçer akçe’si muamelesi gördükçe, başta siyaset olmak üzere hayatın her alanında ‘Türk’lük ‘haksız rekabet kurbanı’ oluyor... 
Zafer Çağlayan, başarılı bir iş adamı ve havayı iyi koklayan bir siyasetçi... Bu iki özellik bir araya geldiğinde ‘krizin fırsata dönüştürülmesi’ dedikleri o ‘kuralsız eylem’ pek kolay gerçekleşiyor demek ki!.. O açıdan bakıldığında, hem siyasetin ve paranın ‘krem tabakası’nda bağdaş kurup, hem de Nazilerin temerküz kampından yeni kurtulmuş gibi davranmak, Zafer Ağlayan pardon Çağlayan açısından doğru bir davranış!.. 
Aldığım mesajlardan birisiyle, Bingöl Kiğılı bir kardeşimizden gelenle bağlayalım yazımızı:  “Önemli olan Sayın Bakan’ın kimliğini gizlemesi ya da afişe etmesi değil. O kimliğini gizleyerek Bakan olduysa, kimliğini gizlemeyen, ülkesine sadakat ile bağlı Doğu Anadolu’da Kürt olarak nitelendirilmiş insanlar iş bulamadıkları için çarşılarda tur atmak ya da kahvehanelerde boş oturmaktan ileri gidemiyor.
Bunları, akşam vakti terör korkusuyla köyünü boşaltarak ilçeye giden ve sabah tekrar köye dönen 7 yaşındaki çocuğun psikolojisiyle yazıyorum. Çalışmayan bu kesim perşembe günü ilçeye gelecek gıda nakliye kamyonlarını boşaltıp 3 kuruş para kazanabilmek için kuyruğa giriyor. Eminim çok daha kötü durumda kalanlar da var. Bugün 25 yaşıma geldim, günümüzde bu durum pek değişmedi.
Avrupa’nın para birimini dahi birleştirerek tek bir kimliğe bürünmesi, bu kadar açık bir şekilde görülürken, biz Avrupa dayatması ile kimliklere ayrılıyoruz. Yazınızda belirttiğiniz gibi bu kimlik ayrışımına öncülük edenler bugün şov yapıyor...” 
Başına düşen ‘konjonktür taşı’yla aniden Kürtlüğünü hatırlayan Bakan Çağlayan’ın sizce umurunda olur mu bu sözler?

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS