Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Ertelesek neyimiz varsa

Ertelesek neyimiz varsa



Öfkemizi, hıncımızı, kinimizi, galebe çalma duygumuzu, kazanma hırsımızı ertelesek... Biribirimize karşı neyimiz varsa, ama neyimiz varsa ertelesek... 
Namık Kemal’in  “Git vatan! Kâbe’de siyaha bürün!” dediği günlere benzer günlerden geçiyoruz... Şimdi değilse ne zaman erteleyeceğiz nefsimizi, kibrimizi, taassubumuzu, küçük mevzileri koruma veya ele geçirme saplantılarımızı? 
Bak yere batasıca necis bir amaç uğruna nasıl da biraraya geliyorlar; evden kaçarken yanına aldığı bohçasını pazarlayan ‘eski ülkücüler’, bölücülüğünü dinle maskelemeye çalışan ‘namazsız İslâmcılar’, uşaklığından başka kaybedecek hiç bir şeyi kalmamış ‘eski komünistler’, tükürülesi sanatını son kertede şerefsizler sahnesine sermaye yapan ‘aydınlar’, cılk yumurta kıvamında ‘vatan kaygısı sıfır liberaller’, hava ve para durumuna göre ulusalcılıktan Marksistliğe veya Kemalistlikten Kandil goygoyculuğuna ışık hızıyla geçebilen ‘esfel-i safilîn’ türleri... 
Onların biraraya gelebilme kâbiliyet ve hızları ne kadar takdire şâyan değil mi? İdeolojik farkları bir anda sıfırlayacak kadar ‘idealist’ler bunlar!.. İşaret fişeği patlamayagörsün, sefer görev emri almış ‘açılımın askerleri’ disiplinli bir ‘alay’ gibi hazır hâle gelip, kıskanılası bir başarıyla mevzileri paylaşıyorlar!.. Kimisi kamuoyu araştırma şirketinden vuruyor, kimisi televizyon kanalından... Yükselmenin sırrını eskiden ‘yönetmenin yatak odası’nda çözenler şimdi ‘yönetmenin makam odası’ndan rütbe alıyorlar... Delikanlıca, centilmence yürümüyor bu savaş... Düello yok bu adaletsiz cephede... Gazete köşeleri ‘sütre’ gibi, açık hedefe tek taraflı yaylım ateşi sürüyor... 
İşte bunun için erteleyelim neyimiz varsa... Bu belâ atlatılıp, şafak sökene kadar unutalım her türlü husûmeti... Parti içi-dışı çekişmeleri, kırgınlığı, küskünlüğü, eski hesapları, siyasî kan dâvâlarını, makamı, mevkiyi, rozeti, ‘memleket bekâsı’ söz konusuyken hiçbir değer ifade etmeyecek ‘politik farklar’ı erteleyelim... Baltalarımızı gömelim... Bu ‘hâyâsızca akın’ bittiğinde yine çıkarırız icap ederse... 
Yine eleştireceksek eleştirelim, ‘iyiliği emretmek ve kötülükten sakındırmak’la sınırlı kalacaksa uyaralım biribirimizi... Ama ‘sorumsuzlar güruhu’ kırıp dökerken, dağınıklığı ve küçük hırsları yüzünden tarihin affetmeyeceği vatansever gibi davranmaktan da Allah’a sığınalım... O hâlde neyimiz varsa ertelemenin bizim için bir ‘tercih’ değil, tartışılmaz bir ‘mecburiyet’ olduğuna inanalım... Çünkü evi, barkı, vatanı vîrân olan biziz... 
Artık yeter!.. Kaybettiklerimiz bundan sonra kaybedeceklerimizin delili değil, birliğimiz bundan sonraki kazanacaklarımızın delili olsun... Bu ‘benzemezler’i biraraya getirenlere inat, Halide Edip’in o sancılı günlerde miting meydanlarında “Topunun yüzüne tükürecek kadar evlatlar, analar, kalbimizde vatan aşkı, iman ve milliyet hissi var” şeklinde dile getirdiği inançla hep ‘bir’ olalım... Hani Vatan Şairi ‘Hürriyet Kasidesi’nde ‘gezdiği güzel sahraları zulmün köpekleri tarafından işgal edilmiş kükreyen yaralı aslan’a sesleniyordu ya “Artık gaflet uykusundan uyan” diye, bu çağrıya milletçe yine kulak kesilelim... 
Ve İstiklal Şairi’nin  “Eşin var, âşiyânın var, bahârın var ki beklerdin/ Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin?/ O zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun/ Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun” dizelerini bu milletin kıyamete kadar okumasını istiyorsak, neyimiz varsa, siyasî kan dâvâsına, şahsî ikbal hesaplarına, öfkeye, hınca, kine, beş para etmez koltuk hırslarına ve bugün anlamını yitirmiş basit siyasî yol ve yöntem farklarına dair neyimiz varsa, büyük mütefekkir Cemil Meriç’in “Bir biz vardık” diye keskince işaretlediği türden hizalanmak üzere erteleyelim her şeyi...
Sonra Allah kerim...

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS