Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > Sınır kapılarında devlet yok mu?

Sınır kapılarında devlet yok mu?



Üç yıl önce bin civarında PKK sempatizanı PJAK’a operasyonu bahane ederek İran’a girmek için Esendere sınır kapısına gelmişler, gümrük bölgesini işgal ederek, Türk bayrağını indirmişler, geçişleri durdurmuşlar, kapıya ‘PKK Gümrük Kapısı’ tabelası asmışlardı... İki gün süren bu eylem kamuoyundan gizlenmeye çalışılmış, daha sonra gazeteci Saygı Öztürk tarafından duyurulmuştu... 
Türkiye ile İran arasındaki Esendere kapısında kontrollerin tek noktada birleştirilmesi için yapılacak resmî görüşmeler için müsteşarın bölgede bulunduğu dönemde, ilgili gümrük sahasında bir toplantı yapılır... Toplantıya müsteşarın yanısıra daha sonra MGK Genel Sekreteri olacak olan Hakkari Valisi, Yüksekova Kaymakamı, ilgili jandarma komutanları, gümrük başmüdürü ve bazı gümrük çalışanları katılır... Toplantıya oradaki bir üst düzey bürokratın “Kapı, PKK’nın kontrolünde” sözü damgasını vurur...
Sadece Esendere değil, İran ve Irak sınırındaki gümrük kapıları bugün de delik deşik... Bu durum müfettiş raporlarına da yansıyor ama sonuç değişmiyor... Yüksekova Esendere sınır kapısından giren araç ile çıkan araç sayısı arasındaki fark bile korkunç kaçakçılık gerçeğine ışık tutuyor... Söz konusu gümrük kapılarında PKK’nın finansmanında kullanılmak üzere oluşturulan çark kırılamıyor... Kapılarda tarifsiz bir güvenlik zafiyeti var... Başta muayene memurları olmak üzere personel hakkıyla denetim yapamaz durumda... Kalabalık gruplar halinde adeta kapıyı basar gibi gelen sözde ‘ithalatçılar’, istedikleri evrakı imzalatıp yollarına devam ediyorlar... 
Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı, “Yasadışı ticarete göz açtırmayız” derken, Esendere kapısı kaderine terk edilmişti... Dikkat edilirse Türkiye’ye kaçak giren ve ‘yakalanabilen’ sigara, sınırların neredeyse üç yüz-beş yüz kilometre içerisinde yakalanıyor... Neden bu kamyonların büyük çoğunluğunun kapılarda yakalanmadığına dair Bakan bir şey söyleyemiyor... 
Sigara bu, mazot değil ki katırlarla sınırdan geçirilsin!.. Kamyon geliyor gümrük kapısına, ‘muayene’ oluyor ve her şey nizamîymiş gibi yolculuğuna devam ediyor... Yakalanırsa başka bir yerde bazen tesadüfen, bazen de ihbar sonucu jandarma veya polis tarafından yakalanıyorken Bakan, kaçak sigaranın ancak yüzde 2’sinin kapılarda yakalanması karşısında o koltukta nasıl rahat oturabiliyor? 
Bazı gümrük kapıları, kaçakçılık ve hayalî ihracat yoluyla Türkiye düşmanlarının ‘hortumlama’ aracına dönüşmüş durumda... PKK’nın ve özellikle Kuzey Irak’taki oluşumların başta sigara, çay ve mazot üzerinden emdikleri varlığımız, artık milyar dolarlarla ifade ediliyor... Ve bunların büyük bir kısmı devletin denetim görevini hakkıyla yapamadığı gümrük sahalarında gerçekleşiyor... Ayrıca ‘haksız rekabet’ dolayısıyla namuslu vatandaş ve müesseselerin ayakta kalma şansı her geçen gün azalıyor... Kirli parayla biriken büyük sermaye, sadece terörizmin finansmanında değil, özellikle büyük şehirler ve sahillerde ‘taşınmazlar’ın el değiştirmesinde kullanılıyor... 
Muhalefet partilerinin ele geçirilen kaçak mallarla ilgili, bunların ne kadarının gümrük sahalarında, ne kadarının da jandarma veya polis bölgelerinde ele geçirildiğine dair hem Gümrük ve Ticaret Bakanı’na hem de İçişleri Bakanı’na soru önergesi vermeleri durumunda acı gerçek ortaya çıkacaktır... 
Bir yandan personelin ‘can endişesi ve güvenlik zafiyeti’, diğer yandan mevzuattaki gevşeklikler yaranın büyümesine yol açıyor... İran tarafından Türkiye’ye giren ve içinde bir tek yolcu bile olmayan ’yolcu otobüsü’sınırı geçtikten sonra, mazot tankını herkesin gözü önünde boşaltıp ilgili şebekeye ‘satabiliyor’!.. İşte bu bizim ‘sınır’ veya ‘sinir’ fotoğrafımız... 
Genelkurmay, Reyhanlı’daki patlamadan sonra “Sınır güvenliğini sağlamak TSK’nın görevi, ama sınır kapılarından biz sorumlu değiliz” derken ne demek istemiş olabilir acaba?

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS