Telvin Hüsn-ü Hat Sahaf Şiir sine40
Anasayfa > Servet Avcı > ‘Erdoğan’ın sünneti’ne itiraz etmeyenler

‘Erdoğan’ın sünneti’ne itiraz etmeyenler



Ne zaman İslâmcılarla ilgili eleştiri yazısı kaleme alsam veya ne zaman siyasî iktidar sahiplerinin İslâmcı çelişkilerine ve çifte standartlarına yönelik eleştirilerde bulunsam mutlaka rahatsızlık içeren mailler alırım... Yeniçağ’da yazmaya başlayalı bir yılı geçti, bu durum hiç değişmedi... Benim için şahsen hiçbir önem taşımayan ‘bu tipler’e neden girdiğimi yazının sonunda temas edeceğim... 
Karnı ağrıyanlar, İslâmcılarla ilgili eleştirilerimi genellikle İslâm’ı (hâşâ) eleştirdiğimi zanneden veya öyle zannetmek işine gelen sığ tipler... Özensizce uydurulmuş isimlerle, ‘tek kullanımlık’ mail hesaplarıyla mesaj gönderiyorlar... Sınırlı kapasitelerini kızgınlığını ifade etmeye çalışarak kullananlar da var, örtülü biçimde tehdit etmeye kalkışanlar da... 
Muhtemelen internet ortamındaki paylaşımlarla söz konusu yazılardan haberdar oluyorlar... Ne zaman böyle bir mesaj alsam, hepsine uyan ‘şablon mesaj’ımla cevap yazarım... Bu konuyu yüz yüze görüşmemizin daha faydalı olacağını, kendisi açısından mümkün değilse telefonla görüşebileceğimizi ifade eder, telefon numarasını isterim, kendi numaramı da yazarım... Fakat ne hikmetse şimdiye kadar arayan veya numarasını veren, hatta yazışmayı sürdürebilen bir tek ‘din kardeşim’ çıkmadı!.. 
Zaman zaman yazılarımda tam da bu ‘karakter’i anlatmaya çalışırım... Güç elindeyken şımaran, kostaklanan ama zayıf düştüğünü hissettiğinde yılışan ve sıvışan... Maalesef yakın tarih, bu karakterin keskin virajlarıyla doludur... 
İslâmcılığın İslâm’ın kendisi olmadığını, İslâm’ın doğuşundan yaklaşık onüç yüzyıl sonra ortaya konmuş tam anlamıyla ‘beşerî’ bir ideoloji olduğunu bu tipe nasıl anlatacaksınız? Ya da sözde İslâm adına tepki koyan isimsiz ‘kahraman’lara, hicret yolunda yoldaşına “Korkma! Allah bizimle beraber” buyuran Hz. Peygamber cesaretinden nasipdar olmanın gereğini nasıl öğreteceksiniz? Daha önceleri millet veya siyasî kimlik içeren isimleri “Müslüman ismi neyinize yetmiyor?” sorusuyla mahkûm etmek isteyen anlayışa “O halde ’İslâmcı’ya ne gerek var?” diye sorduğunuzda hangi mantıklı cevabı alacaksınız?
Erdoğan’ın ABD ilişkileri aslında İslâmcı için bir tutarlılık testidir ve avlu mücahitleri bu testte sefilleri oymamaktadır... Kimisi sükûtla ikrar etmekte, kimisi ise ar duvarını aşmış biçimde, ABD’nin Tayyip Erdoğan’a büyük ilgisinin küresel liderliğinin tescil edildiğine bağlayabilmektedir!..
Daha önce Erdoğan’ı ‘ebedî lider’ sayanı, filminin çevrilmesini önereni, doğduğu, yaşadığı ve seçildiği yerleri ‘kutsal belde’ ilan edeni duydukça bu zincirleme yağcılık karşısında teslim olmuş, şu notu düşmüştüm: “Siz siz olun, ‘Pik nokta yakalandı, bundan da ötesi olamaz’ gibi şeyler söylemeyin... Siyaset sektöründe öyle kararlı ‘canlı’lar var ki Nirvana’nın kuyruğuna teneke bağlarlar, dünyanın değil, galaksinin etrafında tur attırırlar!..” 
Nihayet beklenen hamle geldi!.. Sağlık Bakan Yardımcısı Agâh Kafkas ihalelerdeki tarih pazarlığını tanımlamak için “Bu Tayyip Erdoğan’ın sünnetidir” ifadesini kullandı... Burada sünnetin geniş anlamını öne sürerek ‘onaylama’ yoluna giden cıvıklığı mı tercih etmek, yoksa bunun Peygamberimize ‘özel’ anlamını düşünerek tavır mı koymak gerekirdi? Elbette ikincisi doğruydu... Ama kim yapacaktı bunu? Bütün hayatı boyunca sloganla fotosentez yapan İslâmcı kafa mı?
Hakkı dillendirmesi gerekenler hakkı yutuyor!.. Bidat üstüne bidat icat edilirken, varacağı üst sınır kestirilemeyen yağcılık yarışı en başta ‘din’in geleneklerini kemiriyor... Bu durumda kime daha önce kızmak lâzım? “Senden büyük Allah var” hatırlatması yapacağına Hz. Peygamber’e özel olan ‘sünnet’ kavramını Başbakan’a iliştiren anlayış sahibine mi, “Artık ölçüyü iyice kaçırdınız” demesi gereken Başbakan’a mı, yoksa sorgudan muaf İslâmcıya mı?

Yorumlar

Güvenlik Kodu

vahiy  insan  şehir  revelation  ahlâk  etik  ethica  nüzhet yalan estetik  metafizik  ebrah doğu  batı  fıtrat  creation  yaratılış  iyilik  kötülük  dürüstlük  eşref-i mahlûkat  kişilik  asâlet  cesâret  vefâ  sadâkat  ihânet  yalan  immoralist  mitoloji  belh’um adâl  aere perennius  antere  genetik  şuur  terbiye  muâşeret  muâşaka  muvâsalat  firâk  zarâfet  letâfet  ferâset  panteon   rolyef  fresk  heykel  portre  gravür   ideal  ülkü  ülkücü   kerbelâ  aşk keşke  cennet  cehennem  araf  âdem  havva  hâbil  kâbil  elma  haz  hayâ  hicap  gurur  hürriyet  adâlet  musâvat  agnostic  akıl  dacret  locig  analytical  antiq  aristokrasi  kûrûn-i vustâ  giyotin  hakikat  hikmet  paradox  dialectic  tenkit  stoa  akademia  logos  logos spermaticos  felâsife  gelenek  hermeneutic  semantic  hint  upanişad  mutezile  ihvân-ı safa  ilk neden   iskenderiye okulu  medinetü’l fâzıla   hürriyet  kölelik  rönesans  ütopya  rethoric allah’ın kulu abdullah muhammed  kur’ân  endülüs ibn-i rüşd  aristotales  şeyh gâlip  farâbi  platon  sokrat   marcus aurelius  galile  mimar sinan  kirkedard  farabi  ibn-i sina   ibn-i hâldun  kafka  taşköprülüzâde  gazâli  musa cârullah  şemseddin sâmi frasheri  bergson  enver paşa  muhammed ikbal  hayyam  mehmet âkif  yâkup cemil  şems  ibn-i haldun  mevlâna  ali şeriâti  fuzulî  ebu’l âlâ el maarrî  ahmet mithat efendi  cemil meriç  nâmık kemal  ahmed hamdi tanpınar  kemal tahir  yahya kemal  cahid zarifoğlu  dostoyevski  tolstoy  knut hamsun  nietzsche  oğuz atay gogol  albert camus  descartes  herman hesse  puşkin  halil cibran  kaşgarlı mahmut  tevfik fikret  cenap şehabettin  neyzen tevfik  motzart  bach  mahler  tarkovski  suç ve  cezâ   anna karenina  madonna  prag  istanbul  çocuk kalbi  sn. petersburg  soljenitsin  marks  kant  heraklit  hegel  el-hamra  endülüs  kâmus u türkî  redhouse  wagner  kâmus u okyanus  lugat-i fransevî  iliria shqip  meydan larusse  şakâyık-ı nûmâniye  mevzuâtü’l ulûm  abdülkadir merâgi  ıtrî  muhammed esed  michelangelo van gogh  cezanne  rembrand  monet  hoca ali rıza  ulysess gaze  eleni karaindrou  sezen aksu  golha  farid farjad  osman hamdi

Tasarım : ATS